Ekolojik yıkım ve çevre gününden notlar – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->

Makale yazmaya başladığım ilk dönemlerde, önemli günlerle alakalı yazı da yazmaya önem veriyordum. Özellikle, yayınlanan uluslararası belgelerden de yararlanarak, ülkemizdeki dar ve lafola duruşların da kıyasını yapıyordum. Sonradan anlamaya başladım ki aslında ilgili günler bizde adet yerini bulsun ve önemli nedenlere dokunmama tutumuyla geçiştirilme çabasının olduğuna tanık oluyordum. Hele de kimisi günah çıkarma kimisi de fondan kapacağını kapma peşinde oluşu, benin giderek ilgili günlerle alakalı sırf ilan edilen gün olduğu için yazı yazma gereksinimimi sınırladı. Nitekim, Çevre günü de bunlardan birisidir. Öyle ki zaten bazı politikacı ve örgütlerin sırf adet yerini bulsun demeçleri de olmasa, anlamı dahi konu edilmeyecek derecede gericileştirme noktasına düşüldü.

Yine de son 5 Haziran çevre gününü izlerken, bizdeki acayipliklerle, abartıları uçuştuğu anda, aslında dünyadan gelen mesajların da ne derecede tehlikeli olma ikilemiyle yaşadım. Hele şu ters demeçlere birkaç kelime de gerekiyordu: özellikle politikacıların önemli kesimi ve onlara şakşakçılıkla pay kapan kesimlerin ezberi artık can sıkıyor. Neymiş; “hepimiz sorumluymuşuk” cümleleri sığıntısı sunuluyor. Yok, öyle bir gerçek yok. Bugünün ekolojik katliyamı, çevrenin yerlebir edilmesi, eşitdir, kapitalizmin, sermayenin kar hırsıyla talanının sonucudur. Sokağa atılan çöple genel çevre hikayesi yazanlar, tıpkı son çevre gününde olduğu gibi Marmara denizinin çirkefleşmesine dokunmadılar. Akkuyuya yapılıp ilerde bedeli ağır olacak nükler santrala ise hiç yanaşmadılar. Ama, ezber hazır: “hepimiz sorumluyuz”! Sanki tüm katliyamlar bizim iznimizle yapılmışçasına pişkinlikle söylüyorlar. Hele krevat takıp çop toplayarak çevrecilik yapmanın da bir sınırı artık olmalıdır. Oysa bizim ayni politikacımız orman arazileri peşkeşle ranta açıyor, imar prokramında daha fazla talan olmladığı için direnç gösterme marifetlri de yaygındır. Ama, çevre gününde nasihatnemeler le bizi kandırmaya da devam ediliyor. Çevre sorununun ekolojik kriz olarak dünyada sayılan önemli dört krizden biri olduğunu pek bilen yok. Ama, ayni derecede birçok politikacı koltuktayken çevreyi talan edip, denizleri kirletip ve nefes almamızı dahi daraltan kararlara imza atarken, emekliliğinde adet yerini bulsun veya bir yerlerin fonunu kulanıp da Çevre derneği ile karşımıza geçip çevre nasihatnamesi okumatan sıkılmıyorlar. Oysa eleştirdikleri tüm kararların altında bakan oldukları dönem imzaları vardır. Ozaman, bazı konuları öteleyerek, işi çöpe dek indirgeyerek krevatla birlikte toplayarak algıya oynama şovu kalıyor.

***

Kimsenin pek deyinmediği bir gerçeğe deyinelim:çevre sorununu gündeme dünyada taşıyan sol ve aydınlardır. Özellikle Yetmişler sonunda siyasal yenilgi alan sosyalist bazı örgütler,Gramşinin İtalyan deneyimiyle de tanışıp, iktidar dışı muhalif çizgide sosyal arayışlara geçtiler. Yeşiler hareketlerinji oluşturdular. Bunlar karşılılk buldu. Nükler santrallara, füzeller, denizleri kirletmelere ve nice genel çevre sorunları yerleştirerek dünyada yankı buldular. Çevreci hareketin sosyal muhalefet çizgisini oluşturdular. Almanya, italya ve Fransada karşılık buldular. Giderek, Yeşil partiler muhalif çizginin temsilcisi haline dek geldiler. Bunu gören sermaye kesimi, önce bu yapılara karşı çıktı. Sonra, büyüyen ivmeyi kavradı. Başta Dünya bankası tıpkı Sivil toplum anlayışlarında olduğu gibi, kendi denetiminde sistemin düzenleyici örgütleri modeliyle yeni çizgiyi gündeme soktu. Böylelikle çevre hareketlerinde sermaye eksenli ve fon destekli yapılar da oluştu. Siyasal boyutunu boşaltıp sisteme dokunmayacak kontrolü şekilde çevreciliği apolitikleştirerek yaydı.

Yeni dönemle aslında ekolojik kriz epey yaygınlaştı. Şu ironiye güldüm: “Türkiyenin de yardımıyla çevremizi düzenleme”! Bunu işbirlikçi koltukçular ve onların şakşakçı medyacıları tekrarlıyordu. Oysa, Türkiyenin örneğin Paris iklim belgesini kabul dahi etmediğinden herhalde haberleri yok. Marmara denizinin çirkefi kusarak Deniz salyaları kavramını oluşturduğunu ise dumak mümkün deyildir. Dedik ya: bir ezberle koltuk ve sorumluluktan ikielminde sıkılıp kalınıyor. Dünya önemli ekolojik krizi yaşıyor. Artık iklimler bozuldu. Küresel ısınma artı. Ama, öğrendiğimize göre Marmara denizi gibi örneklerde, küresel ısınmanın da üstünde çirkefin artık kalıcılaşıp kusulduğu sürecine girildi. Yine de sermaye kar diyor talan peşinde ve rant işdahına doğmuyor. Ülkemizde de acemi, ama işbirlikçilik silikleşmesiyle koltuklaşanlar, “şantiye zenginliği” denilip rant işdahlı demeçlerine devam ediyorlar.

****

Sermayenin kontrolsüz talanı ve doğayı yağmanın katletme döneminin hzılandığı günlerden geçiyoruz. Bunların dahi haberini yapmak cesaret haline geldi. Kamuoyu ise resmen bunları kanıtsadı. Önemli Marmara denizi konusu burada haber dahi olmuyorsa, eldeki toprakları işdahla doldurtmaya çalışılınıp nifuslar taşınıyorsa, şimdiden yarın için geç kalındı. Girnenin hali Mersindeki nükler santral, Akdenizdeki Marmaraya doğru gidişat ve nicleri hala duyarlılığın çok ötesindedir. Bunlar çevre gününde konuşulmuyorsaa, diyecek ne kalır? Krevat takıp çöp toplamak veya temiz tutma nasihatlarıyla gün gelip geçer. Hele yağmanın efendilerinin çevre sözleri bir başka kandırmaca oyunundan başka bir şey deyildir.Belkide en önemli erozyon, çevre örgütlerine olan inancın da sıfırlanmasıdır. Bir bina için eylem yapılırken, Mersindeki nükler santral gerçeğinde tavırsız kalınmanın sırrı da yukrdaki özetlediğim gelişen örgütsel anlayışın da acı sonucudur.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,122TakipçilerTakip Et
51AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları