BİTPAZARINA NUR YAĞARDI – ALİ SARITEPE

Must read

“Eskiye rağbet olsa idi, bitpazarına nur yağardı”

Türkiye’de ki kimi politik anlayışlara kimi politikacılara baktığımızda, yukarıda ki özdeyişin sanki onlar için söylenmiş olduğunu zannederiz.

Politikacının; politik uğraşlarının olması ona, geleceği “anlamış” olma maharetini vermiş olduğu anlamına gelmez. Kimi dönemlerde veya kimi özgün dönemlerde, politikacıların söylemlerinin “değer bulması”, o politikacıların engin bilgi birikimine ve yönetme sanatıyla yoğrulmuş olması anlamına hiç gelmez. Bu tip politikacılar esas olarak dönemin dinamiklerinin ona yol vermesiyle ortaya çıkan karakterlerdir.

Dönem olarak tariflediğimiz anlar, kimi zaman üç-beş yıla tekabül eden süreçler olabileceği gibi, kimi zamanda daha uzun yıllara tekabül etmektedir.

Politikada belirleyici olan, dönemin karakteristik olgularına denk düşen anlama ve davranma biçimleridir. Politikada, politikacıların dayanmış oldukları yer ve kullanmış oldukları sözcükler onlara farklı anlamlar yükleyebilmektedir.

Politikacıların her dönemde var olan özellikleridir bunlar, aşağı yukarı.

Tüm bunların yanında kimi politikacılar ya da politik anlayışlar vardır ki, bunların farklı bir değerlendirme içerisine alınmaları gerekmektedir.

Önceki dönemin uygulayıcıları olan bu tür politikacılar, politikayı statik bir olgu olarak anladıkları için ya da koşulların değişmesine rağmen; eski güç odaklarının ellerindeki güç/fiili güç imkanlarını yitirmemek için veya eski imkanlarına tutunabilmek için göstermiş oldukları çabalar üzerinden; geçmişteki uygulayıcısı oldukları kesimlerin, ortaya çıkan yeni dinamiklerden ötürü geçmişte kaldıkları anlamalarını temsil eden ve bu anlamda da bitmiş olan dinamiklerin esintisi/külleri üzerinden yapılmaya çalışılan politikalar ve politikacılar.

Eskinin geçmiş zaman tanımı ve durumu olduğunu “bilmeyen” politik aktörler (güç odakları ve bu güç odaklarına dayananlar), kerametin kendilerinde olduğunu zannederek var olma çabalarını can havli ile devam ettirmeye çalışırlar.

Türkiye; yakın zamana kadar, kurucu güç odaklarının hegemonyasına lafı olmayan ve bunların izin verdikleri kadarıyla Türkiye’yi konuştukları ve çözümler “ürettikleri” politikalar ve politikacı tipleri ile yaşamını sürdürmek durumundaydı.

Ülkede ki ekonomik gelişmişliğin geldiği yer ve dünya kapitalizminin kendisini yeniden düzenlemesi çerçevesi içerisinde siyasette de, yerelde ve genelde yeni politikalar ve bunların anlatıcısı ve uygulayıcısı olan yeni politikacıların ortaya çıkmasını gerekli kıldı.

Bu, hayatın doğal akışının olacak olan sonuçları iken; zamanın arkasına düşen eski unsurların son çırpınışları da, çırpınma anlamında varlıklarını devam ettirme çabası olur.

Bugün, Türkiye’de tam da bu anlamda yoğun bir şekilde harcanan nafile çabaları gözlemliyebilmekteyiz. Bu çabaları aynı zamanda eskinin sahneden ayrılırken direnmesi olarak da algılayabiliriz.

Demirel, Cindoruk, Baykal, Sav gibi politikacılar, kuruluş süreci güç odaklarının politikacıları olarak, siyasette etkin bir odak olarak ne kadar çaba sarf ederlerse etsinler, harcamış oldukları bu çabalar, onlara siyasette yürütücü olma imkanlarını tanımadı. Çünkü onlar, eski de kalan şeylerin sürdürücüleri olmaktan kendilerini çıkaramadılar. Konumlarının bu olmasından dolayı da, tıkanmanın tıkaçları olmanın ötesinde konum elde edemediler.

Tıkanma nedenlerinin ortaya çıkarılması ve buna uygun düzenlemeler yapılması gerekirken, tam aksine yıpranmaya uğrayan tıkaçların yerine yeni tıkaçlar yaratılmaya çalışılmaktadır.

Kimi anlayışlar; heybelerindeki malzemelere ellerini atarak onlardan medet umarken, kimi anlayışlarda tıkanmayı süzgeçleyecek yeni figürleri siyasetlerinin sahnesine sürmektedir.

Eskiyen, aynı zamanda içinde çürümeyi de barındırdığı için, eskiye yapılan müdahaleler, cilalamalar ancak çürümenin görülmesini bir zaman daha örtebilme becerisine sahip olmuş olur.

Eskinin hitap ettiği toplumsal güçler anlamında bakacak olursak göreceğimiz ancak şudur.

Eski siyasetin toplumdaki tarafları ya eskinin şekillendirmesinin yoğun etkisi altındadır ya da eskinin ona sağlamış olduğu veya öyle zannettiği konumları/imkanları kaybetmeme çabasının sonuçlarıdır.

Her iki durumda da eski de çözülmenin önüne geçilemez.

Taraf kategorisinde olan bu kesim yeni dinamiklerin kendisini ifade etme gücüyle orantılı olarak eski de ki çürümeyi fark ederek, eskinin sahneden ayrılmasına katkı sunmaya başlayacaklardır.

Eski nin azalarak çürümesi, onun çöplük olarak süpürülmesini de beraberinde getirecektir.

Unutmayalım ki: Eski ve eskiler anlamlarını korumuş olsalardı, pitpazarı nurlar içinde olurdu, insan selinden geçilmezdi.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article