Son politik gelişmeler: Maliye Bakanı istemeyerek ve özür dileyerek korkunç durumu faş etti

Must read

Ülkemiz dış ticarette en pahalı ülkeler arasında yer almış gidiyor. Bir yığın sebeple örneğin Londra’dan bir malı Limasol’a yollasanız Mağusa’ya yolladığınız zaman ödeyeceğiniz masraftan yarısını ödersiniz! Mağusa’ya mal yollamak hem güvensiz hem de pahalı. Londra’ya mal yollasanız iş daha da rezalet. Nedenlerden birisi Daily Mail gazetesinde verilen haberde burasının gangsterler cenneti olarak bilinmesidir. İngiltere’nin en yüksek tirajlı gazetesi Girne’nin Bella Bais yolu civarındaki bölge gangsterler için cennet olarak bilindiğini söylüyor.  Kaçakların saklandığı yer olarak bilinirsen bunun dış ticarette güvensizlik nedeniyle yüksek sigorta primleriyle ödenen bir cezası vardır ve bunu hep ödüyoruz. Asil Nadir’in buraya kaçışı ile bu sigorta primleriyle bedelini ödettirme faciasını bize İngiltere medyası ve elçiliği hatırlatmıştı. İkinci neden limanlarımızın kara listede yer almasıdır. Limanda o kadar kap kaççılık oluyor ki hiçbir normal sigorta işlemi yapılamıyor ve özel ve kısa vadeli sigorta yapmak gerekir çünkü sigortasız dış ticaret yapmak olanaksızdır. Malların gümrük alanında kaybolması normal sayılmakta üstünden parçaları eksilmeden araba sokmak şans görülmekte ve normal saatlerde yük indirmek bindirmek ek mesai numaralarıyla engellenmektedir.

Buna maliye bakanı kredi şirketi denilen ve kara para aklamaya da müsait büyük paraların kullanıldığı bir sektör nihayet denetlenecek diyerek katkıda bulundu. Şimdiye kadar faizle borç para sağlayanlarla ilgili kuralları uygulamayan gelmiş geçmiş hükümetlere yuh olsun dedirten yazıları uyarı olsun diye çok yayımladık.  Maliye bakanı nihayet uyanmış gibi yapıyor. Hâlbuki kendisi bir muhasip yani emin olun bunların bazılarının da hesaplarını tutan birisi idi.

Ondan dolayı iyi biliyordur ki Kredi Verenler Yasası (Money Lender Law) veya tercümelerde Faizciler Kanunu diye adında bile anlaşamadıkları bir yasa vardır ve faizle para veren gerçek ve tüzel kişilerin mukayyitliğini kuran ve kaydedip denetlen bir düzen mevcuttur. Lakin olması yetmemiş ve efendiler bu yasayı uygulamayarak faizcilerin zor duruma düşenleri sömürmelerine izin verilmiştir.

Lanet okunan ve eskidi diye alay edilen sömürge döneminde çiftçi ve esnafı faizcilerden yani tefecilerden kurtarmak için çok güzel bir düzen getirilmişti. Fahiş faizi engellemek için kredi kooperatifleri kurulmuş ve en yüksek faiz yasayla belirlenerek verilmeyen para verilmiş gibi gösterilip faizleri yükseltme gibi kurnazlıklarla mücadele için kapsamlı bir uygulama geliştirilmişti. Başarısı da kanıtlanmış ve birçok faizci kapanmış, birçok kişi de korunmuştu. Özellikle kırsal alanda parçalanmış toprakların birinci nedeni mirasçıların paylaşamaması ise ikinci sebep de faizcilerin borcunu ödemeyenlere uyguladıkları zorla mal satışı kararlarıydı. Bu ikinci neden 1950’lerde çok azalmıştı.

Türk idaresi mukayyit atmayarak ve yasa yokmuş gibi davranarak ve kooperatif sistemini de kamu iktisadi kuruluşu haline getirerek sistemi mahvetti.  Bankalar bile daha fazla faiz ve ortak mal sahibi olma garantileri uğruna bankadan para veremediklerine kredi şirketi diye faizcilikten başka bir şey olmayan borçlandırma birimleri kurdular. Bankalar yasasına göre mevduat kabulü yalnız bankalara verilmiş bir yetki olsa da kredi şirketi veya finans şirketi diye adlarla mevduat bile kabul etmeye başladılar. Görüldü ki döviz büroları bile mevduat kabul etmektedirler ve maliye bakanlığı ile tüm suçlarla mücadelede tek görevli olan polis göz yummaktadır.

Halkımız sanki beyni temizlenip geçmiş silinmiş gibi bunların uygulandığını gördü ve yaşadı ama unuttu.

Maliye bakanı attı tuttu ama kredi şirketi sahipleri örgütlenip karşılarına çıkacaklarını ve kendilerini denetlemeye alırlarsa “ülkemizde deprem olur” diyecek kadar halkın gırtlağına çöktüler. Çek kırarlarmış, ıskonto yaparlarmış ve bürokrasi daha azmış diye milletin gelip boyunlarını uzattıklarını iddia ediyorlar. Denetlenmekten kaçınmazlarmış ama denetleyen merkez bankası olmasınmış. Ya kim olsun? Maliye bakanlığı olsunmuş!

Maliye bakanı çok büyük paralar oralarda dönüyor diyor ama para politikasını yöneten merkez bankası denetlemesinmiş! Çek yasasıyla neredeyse idam cezası getirilecekti. Yaşasın öyle maliye bakanı. Tefecilerin devlet kurumlarının da ileri tarihli çek vermeyi adet edindi, kabul etmeyene suç işleyerek bir daha iş yaptırmadığını da belirttiği bir düzenin maliye bakanı.

İleri tarihli çek, çek değildir diyen zamanın idaresi tarih bile olmadı, unutuldu gitti. Yaşasın Türk devri.

 

KUMDA OYNASIN DA ÇÖP BATMASIN

Egemen Bağış Pozitif Gündem girişimi ile Kıbrıs’ın AB dönem başkanlığını “adeta etrafından dolandık” dedi. Ona göre Pozitif Gündem girişimi 8 başlıkta ilerlemelerin izlenmesine ve Türkiye’nin AB’ye hazırlanmasına olanak yaratıldı. Komisyon bunu sağlamakla Rum tarafını etkisiz kıldı. Altı ay sonra da yeni dönem başkanlığı gelecek ve ilerleme fiile dönüşmüş olacak kanısına vardı.

Türkiye’nin ticaret rakamları yükseldikçe kendisinin de masada daha dik oturduğunu söyleyen Egemen Bağış “haklı olmak yetmez güçlü olmak da gerekir dedi.

Ayni günkü gazetelerde başka bir TC bakanı da gelişme karşısında hayranlık duyduğunu ilan etti. Her tarafta büyük gelime gördüğünü iddia etti. Haksız da değil masrafını bütçeye koyamadıkları gerekli gereksiz geniş yollar, alt üst geçişler ve dev kumarhane otelleri gözünü kamaştırdı.

İşler bozulmuş, İngiltere turist pazarı çökmüş, işyerleri kapanmaya başlamış o bizim derdimiz. Bunu da mı Türkiye yaptırdı diyen skandallar dizilmiş onları ilgilendirmiyor. Lakin merkez bankasının başında onların adamı oturuyor, maliye ikiye bölündü biri yerli maliye diğeri TC yardım heyeti, polissiz bir idareye gangsterler ülkesi damgası vurulmuş önemli değil.

Egemen yeni başlık açtıramasa da halkına AB ile işleri yoluna koyduk diyor. Biz ise AB müktesebatı bize de uygulansın, burası AB ülkesidir diye hayıflanmak kalıyor. AB ülkelerinde yüzde kaç faizle borçlanılır biz Lira ile yüzde yirmi beş diye sızlanalım ve bu para politikası TC malıdır demeyelim. Kıbrıs dönem başkanlığında Kıbrıs sorunu çözülecek diye umamayalım.

Avrupalı Parlamentosu (AP) başkanı Martin Schulz Türkiye dönem başkanını seçemez, Kıbrıs sorununu çözmek için çabaları aksatamaz, yaparsa bedelini öder der ama ayni gün Komisyon’un Kıbrıs dönem başkanlığını dolanmak için Pozitif Gündem diye başka bir platformu ilk kez icat edip yürürlüğe koyar. Lakin unutulmasın ki Kuzeydeki AB bürosunun internetteki sayfasında kuzey de AB ülkesidir diye tanıtılır.

Türkiye’yi sıcak soğuk yabancı sermayeye bağımlı yaptılar, Pozitif Gündem ile de bağlarını sıkılaştırmaya karar verdiler. Egemen Rum tarafına Kumda Oyna derken kumda oynama öğüdünü gün gele ona da söyleyen çıkacak. Para, güvenlik, asayiş gücü, enformasyon ve büyük sermayesi ile her işe maydanoz olurken bizimkilerin sorumluluğu sırtlarına alma yarışına girmesi acı gerçeği ortaya seriyor. Bizi asimile ettiler, kendileri de AB’ye müptela olarak derdimizi anlayacaklar.

Havadis gazetesinde Bağımsızlık Bildirisini bile Turan Feyzioğlu’nun yazdığını öğrendik. Devlet ilanını da Türkiye’nin onayıyla yaptıklarını bir kez daha okuduk.

Hep kıraçta çalılık alanda dolanıp duruyoruz. Batan batana.

 

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article