Sloganı at bakalım – İsmail Güzelsoy

0
166

fft64_mf1565708İsmail Güzelsoy’un Radikal2’deki yazısı

Çiğlik yapıp “slogan atmak bir sanattır” filan demeyeceğim ama slogan atmak deli gibi hoplayıp bağrınmak da değildir. Dışarıdan izleyenlerin anlamakta zorlanacağı pek çok ince ayrıntı vardır. Çocukken hizaya girip okuduğumuz “Andımız”a benzemez.

Andımız, üzerine düşünmeden tekrarladığımız, ezberlenmiş sözlerdi. Coşkusuz, heyecansız okurduk. Bazen işgüzar bir müdür sıtma görmemiş sabah sesiyle avazlanır, gedikli bir yönetmen edasıyla, “Olmadı, baştan alıyoruz” diye sustururdu bizi. O zaman biraz daha gönüllü okumaya gayret ederdik.

Ciddiye alanlarımız da vardı elbette. Öyle bir “Tür-küüüüüm!” çekerlerdi ki, bize pek bir şey kalmazdı. Oysa slogan atarken herkesin aynı ölçüde coşkulu, sevdalı, tutkulu ve hafif aşkın ruh halinde olması gerek. Baştan alma şansı yoktur. Bir görev, ceza değildir o. Sesinizin güzelliğiyle de ilgisi yoktur. Detone olabilirsiniz; arya okumuyorsunuz ama gür ve net olmanız önemlidir.

Slogan büyülü bir sözdür, kelamdır ve bir emirdir. Keskindir, özettir ve oradaki herkesin arzusunun, öfkesinin, itirazının ortalamasını ifade eder. Semiyotik, epistemolojik, ontolojik bir bağlam oluşturmak zorunda değildir. Estetik bile olmak zorunda değildir. Sloganda gri tonlara yer yoktur. Siyah ve beyazdan oluşur o. “Şu an için bir şeyler yapıyoruz ama başka arzularımız da var. Kısmet artık!” gibi bir slogan olmaz. Net ve iddialı olmak gerek: O kaypak cümle “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!” haline gelmeli.

 

Aynı slogan dört kere atılmaz!

Slogan atarken sakın ola ki kendi sesinizi dinlemeyin. İnsanın kendi sesini dinlemesi, aynaya bakmasına benzer. İnsan asla kendisini aynada (ya da filmde) başkalarının gördüğü gibi görmezmiş. Hatta bazı uzmanlara göre, ayna yalnızca kabaca bir fikir verirmiş görünüşümüze dair. Sesimiz de bizim kulağımızda çınlayan o avaz değil. Başkaları bizi, bizim kendimizi duyduğumuz gibi duymuyor işte. Bu yüzden kendinizi dinlemeden kalabalığın içinde erimeniz gerek. Aynı ahenk, aynı kızgınlık, aynı öfke, aynı şefkatli nağmeyle: “…kaskını çıkar, copunu bırak…”

Yeni başlayanlar, her sloganın üç kez tekrarlandığını bilmez. Gezi direnişi sırasında çok acemi vardı ve haliyle solo performans konusunda pek sıkıntı çekilmedi. Dördüncü kez aynı sloganı atmaya kalkışırsanız, şöyle demiş olursunuz.

“Aslında buradan geçiyordum, baktım yürüyorsunuz ben de heves ettim. Zaten az sonra markete uğrayıp annemin siparişlerini götürmem gerekecek. Barikata kalamayacağım!”

Yalnızca acemiliğin dışavurumu değil, ses renginizin açığa çıkması açısından da acı bir andır soloya düşmek. Koro halinde söylenen o sihirli cümleyi tek başınıza tekrarladığınızda o görkemli koronun kelamı bir anda cılızlaşıp havada bir süre salınır ve yavru bir kedi miyavlaması gibi solup gider. Durumun ciddiyetine halel gelmesin diye kimsenin kahkahalarla size gülmeyişine aldanmayın. Onlar içten içe yerlere yatarlar.

 

Sloganlarla bis!

Yüzlerinde maske olduğundan tam olarak anlamayabilirsiniz ama her işte olduğu gibi direnişte de acemilik alay konusudur.

Binlerce insanın içinde tek başınıza kaldınız: “Bu daha başlangıç…” Pis bir andır. Devam etmeli mi yoksa hiçbir şey olmamış gibi yapıp hafif öksürükle oracıkta kesmeli mi? Böyle zamanlarda asıl sinir bozucu olan, civarda sizin gibi bir aceminin daha bulunmasıdır. Çünkü siz bir yolunu bulup genzinizi temizler gibi yapıp susacakken, ikinci solist de size katılır. Böylece birini gaza getirdiğiniz için sorumsuzca sloganı ortada bırakamayıp yüz binlerce insanın içinde iki ya da üç kişi olarak, sesiniz titreye titreye, çatallana çatallana, yerin dibine bata bata rezil düetinizi nihayetine erdirmek zorunda kalırsınız: “Mü-ca-dele-ye de-vam!” Mücadeleyi bırakın, yürümeye bile haliniz yoktur.

Gezi direnişinin acemi eylemciler kalkışması olduğunu yürekten söyleyebilirim. Çünkü solo peşrev yapanlar bir hayli fazlaydı. Hatta öyle zamanlar oldu ki, aynı sloganı yedi, sekiz kez tekrarladık. Eylemler ve toplumsal mücadeleler tarihinde bir ilke imza atarak sloganlara bis yapmış olduk.

Her slogan bir durumu kodlar. İncelik isteyen her şey gibi o da bir kurguya, mimariye, ölçeğe ve zamanlamaya dayalı bir hayat yaşar. Ortada güvenlik gücü yokken, “sık bakalım” filan diyemezsiniz. Fena halde gülünç olursunuz.

 

Sıradaki slogan

Evet, slogan atmak bir sanat değildir. Katı kuralları olan, disiplin gerektiren bir tepki nağmesidir o. Sınırı çok kesindir. Polise alternatif meslek önerileri sunarken birden eli büyütüp, “Biz bunu, ‘Obama simit sat, onurlu yaşa!’ haline getirsek mi?” gibi bir zırtapozluğun yeri yoktur. Doğa yasası gibi kabul etmek zorundasınız sloganı. Üzerinde tartışma yapılamaz, tadil edilemez; daha akılda kalıcı olsun, daha güncel olsun, daha si-bemol olsun, bunu bir de neva perdesinden deneyelim filan gibi müdahaleleri kaldırmaz. Slogan bir edebi eser değildir. Duyguların en kaba halini dışavurur.

Slogan atmanın altın kurallarından biri de onun hakkında konuşmamaktır. “Sıradaki slogan bize gelsin mi?” gibi bir çıkış onun ciddiyetini ve vakarını bozar. Yanındakine saat sorup, daha cevabını duymamışken yükselen o sese katılmak zorundasınız. O ertelenemez, vazgeçilemez, unutulamaz. Yan yana duran insanların ruhen de bir arada olduğunu ifade eden kutsal bir akittir.

 

Slogan terapidir, ilaçtır

Slogan, nezaketle takdim edilen değil, atılan bir şeydir. İçinizden dışarı fırlamalı. Gerektiğinde bir beddua gerektiğinde bir hayır duası gibi içe işlemeli. Yetmez! Duvara da yazılmalı. Söz uçar… Birazdan her şey bitecek, gazı yiyip eve gideceksiniz ama o sihirli söz sokağı beklemeli. Sabah yorgun argın işine gidenleri selamlamalı. “Sen yokken bir gaz yedik, bir gaz yedik, yemin ederim torunlarımıza bile yeter” demeli.

Eskiden sloganlar yurttan sesler erkekler topluluğuydu. Bas seslerin hakim olduğu o nağmeler, dinleyenlerin yüreğine od salardı. Gezi direnişi sırasında kızlı erkekli bir araya gelip slogan attık ve kızların sesi daha gür çıktı. Yoksa bana mı öyle geldi?

Türkiye ’nin en fırlama direnişinin tınısı nedense alaycı bir kızın sesiyle kazınmış aklıma. Huyumdur, bazen uykuda dişlerimi sıkarım. Şu aralar tam dalarken bir ses beni dürtüp uyandırıyor: “Sık bakalım, sık bakalım…” Dişi bir ses… Kadın mıdır, kız mıdır? Bu gidişle dişlerimi sıkmaktan kurtulacağım galiba. Yani slogan terapidir… İlaçtır, ilaç!..

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.