Yükselen faşist dalgada savaş koşullarında, gündemi kovalarken! – Özkan Yıkıcı

Must read

Bizlere dahi sistemi tanımlayan, baskıcı devlet biçimlerini unuturan ortamda gündem kovalamaya devam ediyoruz. Tek eksenli medya ile dilenen veya yanlış haberleri öne çıkarıp gündem sağlayan koşullar da günce oluşturmak da önemlidir. Emperyalizmi unutan, krizlerini, savaşlarını ve rekabet le inanılmaz kağoslarını da belekten siler. Faşizmi unutursak da devlet biçimi ile içteki uygulamalarını da anlamaktan uzaklaşırız. Bunnalr Göbels tipi medya probagprobagandasıyla da kitlesel destekleme de oluşur. Kurumsalaşan faşizim hem içte hem de dışta baskı ve savaşlarla yönünü bulmaya çalışır. İktidarda kalma yöntemi şidet ve baskıdır. Bunlar doğalaşır. Öteki adıyla kıyılan insanlar, savaş açılan ülkelerin halkları ile sorunların ayuka çıktığı döneme geliriz. Savaaşın, baskının, şidetin, kayırma ile katletmenin doğalaştığı siyasal koşula ulaşırız. Bunlar gayet normal davranışlar ile gelecek seçenekelr eksenine oturur. İşte bölgemiz Emperyalist krizler le oluşan bataklıkların yeniden savaşla yüklenme çabaları ve demokratik olmayan faşist tibi devletlerin uygulama gölgelerinde, gündem kovalamaya çalışıyoruz. Tabi ki sayılan siyasal sistemsel yapılar nedeniyle de haberin de tehlikeli oluş gerçeği de çok acıtmaktadır. Birielri isviçreye, başkaları başkanlığa, kimisi de bölgeden pay almaya çalışırken, ben de kısa geçmiş günlerle bir gündem koavalamaya başlıyorum.****

Çarşanba akşamıyla gündeme başlayacam. Öyle medya gündemli deyil de ekran kovalayıp, dinleyecek yer ararken yakaladığım bilgi ile başlıyorum! Halk TV ekranında geceye artık alıştığımız saat de Hüsnü Mahaliye kulağım takıldı. Herkes resmi eksenleri överken, arap gazeteci nükteleri ile bir şeyler anlatıyordu. Benim dikatime gelen bilgi ise şu: Komşusunun elinde gördüğü harita! Aslında günlerimiz haritalarla dolamaya başladı. Kıbrısda “bir karış vermeyiz le başlayan bu topraklar verilecek” probaganda statik algılı haritalar dolaştığı malum. Ama Türkiyede nerden mi çıktı derseniz: Mahali bunun iktidar yanlısı ve Yeni Osmanlı toprak haritası olduğunu açıklıyordu. Bunun hayal olmasına karşın, nasıl oluşan kültürel deyrlerle kitlesel kabul gördüğünü de anlatıyordu……

Bunu fazla yadırgamadım. Dedik ya: böylesi haritalarla probaganda algılı duruma epey alışmıştık. Fakat,Perşenbe sabahı BRT ekranına şöylesine ulaştım. Tandık bir sunucunun prokramında neleri işlediğini bilmek gibi tuhaf duyguya gelmiştim. Bir akademisyen konuşuyordu: oda haritadan söz etmeye başladı. Bukez “Millimisak” haritası oluyordu. Millimisakın sanki dünya anlaşması gibi olduğunu ve bununla birçok toprağın kendielrinin hak kı olduğunu anlatıyordu. “Gürcistan ve Ermenistanın yarısı, Kıbrısın bütünü, Musul Kerkük hat tı, Yunan adaları ve Batı Trakya gibi”! Bunlarda hakları olduğu ve müdahale etmeleri gerektiğini de söylüyordu. Daha doğrusu daha da kitlesel ateşleme algısı yapıyordu. Birden tarih ve haritalara daldım. Bunu burada brakacak ken; Mağısada başka bir tarihsel Millimisak olayına düştüm!

Kendine tarihci diyen ve siyasal sol etiketli olduğunu söyleyen kişilerle istemeden diyaloğa girdim. Tanıdık birinde otururken, gelen ve mesleğinin tarih öğretmeni olduğunu söyleyen kişinin “Türkiyenin Musulda hakları olduğu ve müdahale etmesinin normal olduğunu” anlatıyordu. Bildik kafataslı veya şunabuna takılmayan insan olsaydı, pek de tartışmaya girmek niyetinde deyildim. Nezaman ki bunun ayni zamanda solculuk probagandası da yaptığını anlayınca, enazından kulandığı siyasal kimlik ile anlatığı tarihsel sürecin birbirine uymadığını anlatmaya başladım. Birden solculuk silindi* Hemen tanıdık hameset le bana yanıtlar vermeye başladı. Israrla bana “tarihci” olduğunu anlatıyor ve peşpeşe verdiği resmi bilgielrle haklı olduğunu, benim bilmediğimi anlatıyordu. Benim tartışma şeklimi bilenler, nasıl davrandığımı da gayet iyi tahmin edecek.

Yalanları ve yanlış yorumlamaları anlatmaya hız verip, kendinin aslında bilimsel deyil de resmi tarihci olduğunu söyledim. Çünkü; yukarda verdiğim Hüsnünün karşılaştığı ve Perşenbe sabahı konuşan “akademisyenden” farklı bir deyerlendirme yapılmıyordu. Yeni Osmanlı hedefli olguları sıralayarak heryere müdahale ederek ele geçirme düşünceleri resmi etiketli solcu da kanıtlamaya çalışıyor. Sonunda “Amerika haklı de Türkiye mi haksız” diyecek kadar barutunu tüketi! Giderken de postu yere vurmamak için de “ben tarihciyim” demeyi unutmadı!****

Gelelim mubarek gün cumaya: Cuma sabahı Türkiyede tutuklanan HDP vekileri ile haber ajandama bilgiler düştü. Ardından da Diyarbakırda bonbalı minibüs imtihar saldırısı geldi. Zaten haftabaşı Cumhuriyet Operasyonu ile olayların daha da tırmanacağı ve sıranın HDp eksenine yeniden geleceğini tahmin ediyordum. Derken bu iki olayla hemen Türkiye yetkilileri ekrana çıkıp Diyarbakır olayını öne çıkarıp “Terör saldırısı” algısına sarıldılar. Suç hemen PKK örgütüne havale edildi. Tecrübelerim bana biraz bekleyerek konuyu yazmamı işaret ediyordu. Ama enazından yandaş ve önemli tarafsız kitlelere HDp liderlerinin de kapıları kırılarak tutuklanmaları, bonba saldırısı ile örtülüyordu. Tek eksenli medya yayını bu işler için birebirdir!

Derken Royter ajansıyla başlayan saldırının öteki gerçeği ortaya çıktı. Saldırıyı IŞİD yaptı! Dahası; IŞİD tutuklu olan ve o sabah yakalanan HDP yetkililerin tutukluyken katledilmeleri için bu saldırı gerçekleşti! Tabi başta Türkiye ve bizim resmi ekranlar ayni duyarlılıkla haberi geçmediler. Helle de yaratıkları algının ardından “biz yanlış haber verdik, doğrusu bu” deyip kitlesel haber alma gerçeğini yerine getirmediler…….

Mubarek Cuma bitmiyordu! Çünkü Kıbrısın 2 lideri isviçreye gitmeden önce ekranda son durumu kitlelerine açıklayacaklardı. Akşama giderken özellikle Kuzey kıbrısda bildik haberler yine gelmeye devam ediyordu. Akıncı katmak istediği 2 memurun heyete girmesine “hükümet zorluk çıkardı”! Oysa ayni anda Akıncı ile görüşen “parlementer partiler le” ekranda güzel uzlaşma şovu yapıyorlardı. Bu çelişki yanına bir de Türkiyenin önemli siyasal makam simgelerinden Ömer Çelik de “Garantörlük” açıklamasını aynen tekrarlıyordu! “Türkiye garantörlükten vazgeçmeyecek”. Bunlar hep akıncının akşam dansına önemli soru işaretleriyle gidiliyordu….

İsviçre yolu öncesi liderler Cuma günü ekrana çıkıp konuştu. Hani yazı yazma ve doğru yorum yapma amacım olmasa, bu konuşmaları izlemeyecektim. Söylenecek belli ve dileyen dilediğini de anlayacaktı. Ama okuyucu saygısı ve deyerlendirmelerinin tutarlığı adına sıkılarak konuşmaları izledim. Akıncı sahte incileri sıralarken, her ufak dışa çıkan soruda resmen ya sustu veya kaçamak oynamak istedi. Sami Uslunun yukarda aktardığım garantörlük çelişkili gerçeği sorusuna ise doğrusu Akıncı resmen bocaladı. Karşıda lider ve karar veren biri deyil, gerçekler karşısında birielrine dokunmayarak yerinde kalmak isteyen imgeyi yansıtıyordu. Yine iki memuru dahi alma sorunyuyla yönetim ortak olma gerçeğine de sadece parlementoda konuştuk la bilgi üzerinden konuşmaktan kaçtı!

Bu görünümler le ve neyazık ki barışçıların nasıl barış sorusunu kendilerine sormadan kayıtsız destek dedikleri koşullarda liderler isviçreye uçuyorlar. Haftanın birini de onların “dedilerdi, demedilerdi” ile uğraşıp kalacağız. Her gelen bilginin doğruluğu veya saptırıp kendi lehine oturtma çabalarına tanık olacağız. Ama ısrarla benim gibi birkaçı da “Akıncıyı brakın da son sözü söyleyecek Türkiyeye bakın” uyarılarını tekrarlamaya devam edeceğiz. Herkesin kabulendiği ama iş pratikte yorumlara katmaya gelince pek dikate alınmayan Türkiye gerçeğini yine birkaç kişi uyarmaya çalışacak.*****

Demek ki liderler isviçreye gidiyor. Onlar Kıbrıs görüşmeleri ile daha ileri gidip çözüm arayacaklar. Zemin uygun ve Türkiye de destek veriyor. Kıbrısın Kuzeyinin Türkiyeleşme gerçeği mutlaka akılda tutulmasa da birielri hep anımsatacaktır. Cuma günkü gelişmeleri özetledim. Yalnız bir önemli gelişmeyi şimdi ekliyorum: Türkiye barış istiyor, destekliyor hem de önemseyerek sözlerini bakın başka pratikle nasıl kanıtlıyor! Türkiye Kıbrıs sularına petrol arama gemisi, Barbarosu ada açıklarına gönderiyor! Bu nedemek? Tam da isviçreye önemli kritik görüşmeler denilip, önemli hedefler yüklenirken! Türkiyenin Musul gerçeği, Halep hamlesi, çıkan yeni harita dolaşımı ve şimdi de Barbaros gemisinin sismik araştırma için adaya geliyor olması…. Bu nedemek?*****

“Virgülüne dek imzalarız, Türkiye olmaz sa anlaşma olmaz, Kırmızı çizgimiz türkiyenin garantörlüğü, Türkiye parayı veriyor, ne isterse yaparız” görüşlerle donanan resmi yapımız! Sadece son haftaya bakarak: “Cumhurieyt operasyonu, idam çağrılarının MHP ile kitlesel karşılık da bulması, Tutuklanan HDP vekileri, Birçok belediye başkanı tutuklanırken, kayum atanması, Ünüversite rektörlerini sarayın ataması” gibi iç politika davranışları! Öte yanda Musul hakları, Halep kartlarında yer alma, Rusya ile gelgit anlaşmaları, Kıbrıs için garantörlükten vazgeçmeyen, dağıtılan haritalarda adanın tümünün olması, buraya durmadan hem yatırım hem de nifus aktarma” durumalrına nedemeli? Önemlisi ise Kıbrıs görüşmelrinde çözüm kritikliği oynanırken, yeni anlaşmalar la bağlantıların şekli yeni yapılanma işareti olurken, nasıl seçenek Kıbrısda barış olacak?

Emperyalizme bağımlılık, Emperyalist kriz dönemi, bölgesel genel bir savaşın gerçekleştiği, Enerji konusunun savaşı ateşlediği ve heryerde yükselen veya devlet biçimi olan faşizimde nasıl bir dünyaya doğru giderken, Kıbrıs la alakalı hesapları da bunun üstüne koyuyormuyuz! İşte sorgulanacak durum bu.. Örgütsüz ve ses çıkarmayan bir kesime kimse ne hak nede istedikelrininin yerine gelmne şansı vardır. Buda kulağa küpe olsun.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article