Yılın sonunda nereye geldik? – Özkan Yıkıcı

Must read

Öncelikle şu bilgiyi vereyim; Genel 2012 yılının genel değerlendirmesini Ortam gazetesinde haftalık tüm makalelerimle özetleniyor. Dileğen ilgili yılın toplam özetini gazeteden veya direk internet sayfasından okuma şansı vardır. Beleklerini yenileme veya kısaca 2012 yılını yeniden yaşamak isteyenler toplam epey makale sürecek bu makale sıralığını okusun.

Gelelim Yeni Çağın senenin son makalesine. Bu yazımı da yılın sonuda nereye geldiğimizi kısaca yazmaya uğraşacam. Özelikle artık doğrulardan kaçmanın bir paranoyla davranış yerleşmesi olan, okumadan bilmeden uzaklaşarak basit cihalet ile kuşatılan ülkemiz düşüncesi ve oluşturulan resmi idoloji sonucunda artık ne doğru dürüs gerçeklerle konuşuyoruz, nede sorunları çözme uğraşını örgütsel yapıyla geliştirmeye çalışıyoruz! Artık ispiyon, yanlış ve cihaletin kısgacında oluşan çıkarlarla avantalarla taşlanan yaşamda yolumuza devam ediyoruz. Öyle ediyoruz ki en saçma sözcükleri dahi doğrulardan kaçış paranoyla gerçeğimiz sonucu övünç yapıp konuşuyoruz. Hatta çoğu söylediğimiz sözcüklerin yanlış olmasına rağmen tekrarlayarak siaysal övünç yapıyoruz. İşte hemen size birkaç örnek: Kuzey Kıbrıs sokakları ödenmeyen elektrik paraları nedeniyle ama ahalinden alınıp da ödenmeyen drebeyli “derebey beyelediyeler” sonucu kesilirken Güneyde ise sokaklar aydın iken sıkılmadan şu palavra hep tekrarlanır: “Rumlar isterse yardım ederiz”! Daha palavra ama paranoyal doğrudan kaçışın örneği de şu; Güneyde 24 aralıkta 13 maaş ve 31 Aralıkta normal maaş ödenirken bizde buna hep “Güney battı” abartısıyla övünülüyor! Oysa “büyüyen ve isdikrarlı Kuzey KIbrısta” daha maaşların nasıl ödeneceği dahi belli değil: Ama Güney battı; Kuzey Uçuyor: Tabi Londra falan değil bizim makamlarda uçuyor! Geceleri sokaklar aydın olmadığı için uçuşlar bir başka olacaktır!

İşte size senenin sonunda Kıbrıs ve algılatma probagandanın ivmesi; Tabi bu arada DOhner yeniden piaysada: buna ek olarak abuk sabuk açıklamalar bizim saray başta olmak üzere bir yerlerden geliyor. Bunların nedenli doğru yanlış olmasını kısa tarih belekten sunalım. Elilerin sonunda hep “Taksim Enosis” denilirdi: Ancak Kıbrıs garantörlü vesayetli Cumhuriyet oluştu. 74 yılında kIbrısta halklar arası ilişkiler iyice yumuşamızken ansızın önce darbe sora fiylen müdahalelerle ada ikiye ayrıldı! Birde Annan pilanı dönemine bakalım; ilgili dönem hep içsel tıkanış ve belirsizlikle statiko yerleşip kabulenirken ansızın bir görüşme ardından Annan pilanıyla hayal gibi olan kapılar açılıp ada AB üyeli yeni sıçrama yapıldı. Şimdi son ilginç durumu yazalım: ister kuzey ister günyede Kıbrıs sorun çözümünün en zayıf dinamiksel döneminden geçiyoruz. Dış çevreler de şimdilik başka konuya yoğunlaştı. Ancak Ortadoğu ayarında dizeyin sürecinde Kıbrısta bazı sıçramalar olma olasılığı önümüzdeki hılarda vardır. Bu yeni Ortadoğu ile Avrupa krizinin gidişatına göre şekileneceği de net. Bakalım mevlam bize ne getire!

Kıbrıs işte böylesi krizlerle belirsizliklerle ama içsel marazi veya dokunan yılana tepki olaylarla yaşıyor. Tabi tepkiler yılan sokmasıyla olduğu için feryat gerçeklerle buluşmuyor. Tıpkı son borçlular olayında avukatlar başka borçlular yerine göre dokunan dişe göre feryat ediyor. Hatta borç olayını yratan bileşik fayiz kararını alanlar, borçlardan komisyon olıp güç olanlar ve özde çarpık kapital gerçekelrle yeniden sermaye el değiştirme hareketindeki Bankalar durumu konuşulmadan dar pencerenin yetersiz bilinci ama tepkisel seslerle konu sokakta her an başka telden çalınıyor. Dünyadaki Borçalr krizini veya bizdeki borçalr olayındaki en başta bazı kararları alan kesimler onutularak ne acıdır ki ayni çevrelerin peşinde koltuk avanta fırsatcılara takılınıyor!****

Kıbrısta işler böyle: Böyle olunca ve kervan dar yolda devam ederken, içeleştiğimiz Türkiyede yakın tarihle günümüz kendi yaşam çizgilerini oluşturuyordu. OTÜ olaylarıyla hangi rejime doğru sorusuna şidet baskı ve tahamülsüzülkle yanıt verirken, Yakın tarih Maraş Katliyamına anılması için dahi izin verilmiyordu. Helle şu garip buluşma çok çarpıcıdır. “Hayata dönüş” olayının da yıl dönümü oluyordu. Yakılan veya en moderin savaşla yerlebir edilen insanların katledilişinin yıl dönümü! Hapisane yakılması bonbalanması F  Tipi ceza evine karşı çıkmanın bedeli oluyordu. Ne paradokstur ki kısa zaman önce bunu söyleyenleri hapisanede yakarken öldürtürken buna “Hayata dönüş” diyen belirli kesim şimdi Türkiyede koydurtuldukları ayni tip hapisanelerin “insanlık dışı” olduğunu söyleyip şikayet ediyorlar! Bilmem iş kazalarında OECD birincisi, Dünya Üçüncüsü olan Türkiye veya tutuklu gazeteciler liderliğini iran çinden aldığını söylersem başka yazacak ne kalıyor?*****

Yılı tamamlarken dünya ise klasik stratejileri ve krize hala takılı duruyor. Suriye olayı özünde Ortadoğu projesini hala konuşup sıcak çatışmalarla daha bir din kabusuna giriyoruz. Bunu hiç küçümsemeğin çünkü ayni kabus eğtimden giyime bize de geldi. Tarikatlarla yaşamayı ve cami yarışmasına çoktan girdik. Kapitalist  yapı hala krizden çıkamazken sadece sermaye ölçekli olguları konuşup çare alıyor. Borçlar krizi ve özelikle bankaların finansman durumlarını öne çıakrırken yükselen genel işsizlik veya artan yoksuluk sorun ajentasında yoktur. Hatta dengesizlik sonucu artan göçler ve uzuzlayan emek olayını dahi konuşmuyor. Hem Pazar arayan ama hemde maaşları düşürterek tüketim ivmesi daraltan garip çelişki yaşanıyor. Avrupadaki kriz ve oluşan tepkilerle biten yılda italyadan ispanyaya hala sokaklar haykırıyor. Haykırıyor ama bir sınıfsal karşıt örgütsel yapı hala kurulamadı. Bundan dolayı sermaye içi rekabet insanların yaşamının hep önüne konulup belirleyici oluyor.****

Kısaca; Bir yılı daha bitiriyoruz. Ben yaşlanmış ve galiba umutlarımın bir kısmını yitirip en azından insan olarak yaşama sürecinde zorlanmaya başladım. Yaşlanmanın getirdiği ve sorunalrın yazarak aşılamadığı hatta anlaşılmanın sıkışık gerçeğinde hep paranoyal doğrudan kaçış adasında bilmem daha nekadar yazmaya devam edecem sorusu da beleğimde gelmiyor değildir: insan kaynak olsun diye yazarken, bazen yazdıkalrının karşılığını da okuyucudan bekler. Bekler ki eksik braktığı veya daha iyi anlaşılması için araştırsın. Ne yazık ki onca ünüversiteye o”okumuş” kesime karşın doğrulardan uzaklaşma ve torpili “paylaşım” ortamında bilgi hep daha bir geriye gidiyor. Ciahlet ve yanlış ispiyonla oluşan anlayış sonuçta bunu kulananlarla kaynaşıp sanki en doğru gibi yaşama devam edip gider. Neyse önümüzdeki yılda yeniden daha aydınlıkcı umutlarla gelecek dünyamızda daha eşitlikli özgür ada için iyi yıllar temenisiyle makalemi tamamlıyorum.

- Advertisement -spot_img

More articles

- Advertisement -spot_img

Latest article