YETERLİ BULUYOR MUSUNUZ? – Ulus Irkad

Must read

Şimdi 2003 yılından beri barikatların açılmasıyla gelişmelerin ne olduğunu bir gözden geçirmemiz gerekmekte. 2003 yılından sonra barikatların açılmasıyla iki halk arasındaki yakınlık ne kadar oldu? Yeterli mi? Evet, insanlar şu anda Güney Kıbrıs’taki hastanelere gidebilmekte. Güney’e gidenler daha özgürce alışveriş yapabilmekte. Az çok Güney’de okuyan Kıbrıslıtürk öğrenciler de var ama ruhen, kültürel olarak, eğitim ve ekonomi olarak ne durumdayız? İşbirliği yapma,birbirimizi anlama ve diyalogların ilerlemesi yönünden neler olmaktadır? Yeterli mi her şey? Bana göre değil… Ben bu durumlardan memnun değilim. Yeşilhat tüzüğü ile bu tarafa daha fazla ticaret girdisi düşmesi konusu da beni ilgilendirmemekte. Kumarhanerlerdeki Kıbrıslırumların bayağı kabarık olması da beni ilgilendirmemekte ve bunun aradaki diyaloğun gelişmesine yardımcı olduğuna da inanmamaktayım. Mesela buradaki bir parti AB seçimleri için hangi Kıbrısrum partisiyle işbirliğine gitti? Hangi Kıbrısrum partisi AB seçimleri için bir Kıbrıslııtürk’ü aday gösterdi ve o Kıbrıslıtürk Güney’den AB milletvekili seçildi? Şeklindeki bir gelişme bana göre daha da etkileyici bir olaydır ve güveni daha da sağlamlaştırır ve sağlar. Var mı böyle bir güvence veya gelişme? Yok…Olmadığı için de meze veya kebap masalarında oturup da birlikte ağlaşmanın veya dert yanmanın da bir faydası yok bana göre.  Her iki taraftaki ruhsuzluk da benim dikkatimi çekmekte. Belki aramızdan birkaç kişi 2003 yılından sonra şu anda ekonomik olarak tatmin olmuş durumda. Peki ama bu yeterli mi? Toplumsal huzur ve tatmin olma yerine kişisel tatminkarlıklar bizi ne noktaya getiriyor? Bana göre ortada bir hiç var. Güney’e geçip alışveriş yapmak, orada yabancı gibi gidip pasaport çıkarmak, oraya geçtikten sonra oradaki çevrenin bize yabancı olması bana göre tatminkar ve memnun edici bir durum değil. Açıkça yazıyorum; ben 2003 sonrasındaki durumdan memnun değilim. Bence şimdiye kadar okullarımızda(Rum-Türk) verilecek barış eğitimleriyle bayağı yollar katetmemiz, eğitimdeki kitapları değiştirmemiz, yepyeni kafası açık, barışa son hızla ilerleyen gençleri kazanmamız gerekmekteydi. Şu anda tek karma okullardan olan İngiliz Okulu’ndaki hareketler, faşist ve ırkçı eğilimler söylenmemeli, oradaki çocuklar birbirleriyle daha da samimi ve sevgi içerisinde olmalıydı. Ama tek örnek olan bu okula da faşist ve milliyetçiler artık köküne tuz ruhu ekme gayretinde. Kıbrıslıtürk çocukların ayrı sınıflara ayrılmaları ve Kıbrıslıtürk sınıflarının oluşturulması bana göre iyiye delalet değil. Güney’deki AKEL Komünist Partisi’nin yönetimde olduğu bir sırada sık sık Kıbrıslıtürklerin arabalarına yapılan saldırılarda faillerin bulunamaması, polisin bu durumlarda pasif kalması, hiç de iyi mesajlar verememekte Kıbrıstürk tarafına. Ben barikatların açılmasıyla birbirinden uzaklaşan ama bunun yanında da her iki taraftaki milliyetçilerin daha da güç kazandığı bir ortam görüyorum. Elbette Kuzey Kıbrıs’ta da memnun edici bir durum yok. Elbette  Kuzey  Kıbrıs da eleştirilmeli. Elbette milliyetçi tezahürler var buralarda da. Ay Mamas Kilisesi’nin bombalanması doğru bir olay değildi ama ertesi gece oraya gidip miting yapılması doğru bir eylem kararıydı. Larnaka Olayı’ndan sonra ben Güney’de aynı tezahürü görmedim. Yoksa AKEL oradaki milliyetçi tepkiden mi korkmaktadır. Daha ne kadar oyalayacak oradaki milliyetçileri? Her iki milliyetçi mıknatıs birbirlerini çeker gibi hareket etmekte. Fakat mesela 2000 yıllarının başlarında görülen o devrimsel ve değişimci yenilenme dinamizmi yok. Kılavuz da bunu beceremedi. Böyle bir donanımı da yoktu zaten. Açıkça yazayım, CTP bu devrimci dinamizmi getiremezdi. Toplumsal dinamizmi reddedip kendi politbürosunun menfaatleri için ipi göğüsledi ve şimdikilere devretti her şeyi. Tabi şimdi iddiaları, demokraside bunlar olurdu da demokrasinin halkın menfaatlerine göre doğru olduğunu ve başa gelen sağcı UBP iktidarının da ne menem demokrasi getirdiğini de sormak lazım. Demokrasi halkın 2000’li yılların başlarında meydanlara toplanması, değişim sloganlarını haykırmasıydı. Demokrasi o devrimci potansiyeli hem seçimlerde hem de siyasette bağımsızlık ve halkın refahı için kullanmaktı. Günden güne Ankara paketlerine esir olmanın ne demokrasisi var ki? Hele kitle örgütlerine karşı sergilenen o yabancı ve tepkisel hareketlere ne denmeliydi?

AKEL ise geçmişten getirdiği politikalarla milliyetçiliğe verdiği tavizlerle aynı politikaları şu andaki cumhurbaşkanlığı ve hükümette devam ettiriyor. Değişime motivasyonsuz bir halk var Güney’de. Birleşme için hiçbir ağırlığını hiçbir siyasi partisi bile dile getirmedi. Sadece rövanşist ve kapitalist güdülerle Kuzey’deki topraklarındaki getirileri hayal ediyor. 1963 yılında, Kıbrıslıtürklerin de aynı hukuksuzluklardan çektikleri empatisi olmayan, kilisenin hala daha burnunu her şeye soktuğu, ırkçılığın gemi azıya aldığı ve frenlenemeyecek bir duruma geldiği bir ortam var Güney’de. Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslıtürklere hiçbir güvencesi de yok. Kimlik kartı verme, pasaport verme ve de 1963 öncesi çalışanların emekliliklerini veya sigortalarını ödeme işlevinden de daha değişik bir fonksiyonu olmalıydı ama yok. Gittik sonra birbirinden kopan, gittik sonra “Kıbrıslıyım” demek yerine artık “Türküm” veya “Yunanlıyım” denilen bir bölünme yaşıyoruz. Bana göre temaslar ve ilişkiler yeterli değil. Her iki taraftaki egemenlerin de, her iki taraftaki milliyetçiliğin de eleştirilmesi gerekiyor. Kıbrısrum tarafındaki patavatsızlıklar, empati eksikliği, milliyetçilik  güdüsü,motivasyonsuzluk,demokratik olmayan tek toplum yapılı etnik temelli Kıbrısrum Cumhuriyeti yapısı, dinamizm eksikliği, Yunanlılık, ezen ulus psikolojisi, Kuzey’deki empoze milliyetçilik, sol denilenlerin seçim menfaati için halklarını harcamaları, Türkiye’ye aşırı bağımlılık, serbest piyasa politikaları, bencillikler, Kıbrıstürk halkının kimlik bunalımı, nüfus tasfiyesi, örgütsüzlük ve birlik olamamak, enternasyonalist sınıf bilincinin eksikliği, empoze milliyetçilik ve rejimin acımasızlığı,  demokrasi eksikliği sorunlar olarak ortaya çıkmakta.

Tekrar eklememiz lazım. Eğer aynı paralelde değişim ve yenilikler ve de kalkışmalar her iki tarafta da olmaz ve güya Güney’de kitapların değişimiyle daha makyajsal izlenimler elde  edileceği sanılıyorsa bana göre hiçbir ilerleme olmayacak. Zaten Hristofyas başta oldu olalı eğitimin şövenizm ve ırkçılıktan temizlenmesi olayı da gerçekleşmedi. Zaten iddiam da var; eğer AKEL gerçekten bir Komünist veya demokrat ağırlık koyarsa oradaki etnosentrik yapılanmadan ötürü aldığı oylar da büyük oranda düşecek.

Yani gidilecek uzun yollar var. 2003 yılından beri elde edilen gelişmeler var ama bana göre tatminkar değil ve bana göre bölünmeyi engelleyici de değil. Bölünmeye doğru büyük bir motivasyonsuzlukla ilerlenmekte. Milliyetçilikler de her iki tarafta direk veya indirek birbirlerini beslemekte….

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article