Toplumsal tükenişe katkıya mükafat gecikmez! (toplumun temsilcilerine 3 ay tatil) – Said İlhan

Must read

Esnaf dükkanlarını kapatırken – Yılmaz Parlan

Mağazalar bir bir kapanmaya devam ediyor çatı çöktü... Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik çatı çökerken onunla birlikte siyasi çatı da çöktü. İnsanlar çözüm ne? diye soruyor. Anlatıyorum kapıları...

Toplum öyle bir raddeye getirildi… Çevresinde oynanan ve toplumun tümden tükenişine yol açacak bu oyunda neredeyse “delileri” oynamaktan zevk alır bir hale geldi! Bakmayın toplumun örgütlü olduğu bir elin parmaklarını geçmeyen bir kaç kalede hala direndiğine… Bu gidişle onlar da dıştan takviye alamazsa savunmasız kalıp düşme tehlikesiyle karşı karşıya gelecektir. Bunun nedeni basittir; bugüne kadar sorumlular dışımızda aranınca olay hep faili meçhule havale edilmesi sağlanmıştır. Ve bu durum (kedi misali) pisliğin üzeri örtülmüştür. Oysa “düşman” dışta değil ta içimizdeki işbirlikçiler olduğu gizlenmiştir. Merkezi için pek uzağa gitmeye hiç gerek yoktur; mevziler bir bir el değiştirirken büyük çoğunluğu kılını kıpırtmayan – toplum adına hareket etmek için bizzat seçilen sözde temsilcilerinin yer aldığı meclisiydi. En büyük yanılgı; taşınan nüfus, vatandaşlıklar ve seçme, seçilme hakkına aldanmakla başlandı… Kendi ülkesinde azınlık durumuna düşürülmüş, siyasi iradesi de elinden alınmış toplumdan kimlik ve kültür savaşı “kanatları kesilen kuşun uçması” tek başına beklendi. Geçen yazımızda belirttiğimiz gibi; Kıbrıs’ta Kıbrıslıtürklerle Rumların ve Anadolu’da Kürtlerle Türklerin eşit haklara sahip olunmasının Evrensel İnsan Hakları Sözleşmesine uygun, ancak Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde yaratılan yeni yapılanmada “eşit haklar aldatmacası”nın taşıma nüfusu asil yaparken, yerli nüfusu eritmektedir. Bunun adı da toplumsal tükenişten başka bir şey olamaz tabiatıyla!

Ülkede seçimlerin ve seçilen kişileri – güya kendisini koruyacak diye – gönderdiği meclisin temsiliyetindeki çelişkisi ortadadır. Seçim boykotunu yıllardır gündeme taşıyan YKP ile örgütlerin ne denli haklı olduğunun da bir yerde tescili olmaktadır. Hala daha yanlış yolda yürümenin dayatacağı yeni “oldu bittileri” toplumun tek başına karşılamasının artık pek imkanı kalmadığı da açıktır. Ya dıştan uluslararası hukuk – insan hakları örgütlerinin “takviyesi” alacak veya hani hep anlatılır “halkını uygulamalarıyla sıktıktan sonra hala adamlarından ‘şikayet var’ raporuna ‘daha sıkablıriz’ ama ne zaman ‘delileri oynuyorlar’ yorumu gelir kral ‘yeter, tehlike işareti” demiş” Bizimkisi böyle bir işaretmidir, kim bilir! Şaka bir yana, gerçek olan; “her şey dünya kamu oyu ve uluslararası insan hakları örgütlerinin gözü önünde yaşandığıdır. Her hangi bir müdahale yapılmaması coğrafyadaki siyasi dengelerin ve çıkar hesaplarının bizim yanımızda bulunmaması, üstüne müzakerede ısrar edenlerin oyununa gelebiliyor. Sorun buradadır. Alt yönetimi bunun makyajlı ve fiesta modundaki sahnesidir. Karşı çıkılamaması yıllarca etrafında dolaşıp Batı Angloamerikan (NATO) çıkarları bölgede bu şekilde devamında rahatsızlık duyulmadığı sürece durduk yerde “şans” bulunmadığı anlaşılmalı… Yerli işbirlikçilere rağmen uluslararası mücadele kapıları zorlanmasından başka çare kalmadığı algılanmazsa elde zar zor tutulan “kaleler” de kaybedilecektir. Kıbrıs halkı toplumların müşterek mücadelesi gerekirken farklı kulvarlarda koşması olayda “kaybeden” taraf olmayı ne yazık ki getirmesi kaçınılmazdır.

 

İYİ NİYET MİSYONU TAMAMEN STATÜKONUN DEVAMINA HİZMET!

Yıllardır sözde çözüm amaçlı sürdürülen müzakerelerde BM gözetiminin adı “iyi niyet misyonu” gerçek amacının ne olduğu henüz daha anlaşılmadıysa ne diyebiliriz… Her şey “dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı” durumu! Uluslararası örgütler eğer uluslararası bir konuda sorunu sürüncemede bırakmak için taraf dediği “bal yapmaz arılar” ile tersini yaparsa bunun iyi niyetle bağdaşması mümkün mü? Tabii dönüp dolaşıp tekrar başa yani Kıbrıslı halk toplumlara gelir dayanır. Elinde en büyük “silah” Uluslararası hukuk, anlaşmalar ve insan hakları sözleşmesi vardır… ihlaller tamamen buna dayanır ama hala müzakere aldatmacası dışına taşımakla eşdeğerdir. Uluslararası hukuk dışılık meşru hale getirilmiştir. Esas dayanak 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşmalarından uzaklaşmak bugünü hazırlamıştır. Temel insan hakları, özgürlükler ise “hukuksuzluğun” geçerli kılındığı yerde aranması mümkün mü? Olay budur! Böyle bir yapıda topraklar da ganimetlenir, nüfus da taşınır, siyasi iradesine de el atılır. Kültür ve kimlik mi? Toplumların kendileri sahip çıkamıyorsa “orman kanunları” bir yerde ve şekilde – uluslararası hukuk geçerli oluncaya kadar – elbette galebe çalacaktır.

Bir beklenti de Suriye olayı “oyun” bozar mı? Tek başına yapamaz tabii ki, ama Rusya ile Çin faktörü katkı sağlar mı… kendi iç dinamklerimizden henüz tamamen umutsuz olmasak da uluslararası insan hakları örgütleri yanında dıştan takviye  alınması yarar sağlar. Buna bugünkü statüko uygulayıcılarının bizzat sebep olabileceği ihtimali de var, göz ardı edilmesin. Coğrafyadaki çıkar çatışmaları bir yerde dayatabilir anlayacağınız! Anavatanlar Yunanistan ile Türkiye’nin hiç te “anavatan” gibi hareket etmediklerini kabul edelim. Biri mali / ekonomik krizden çıkış yolunda savaş verirken, diğeri Anadolu’da 20 milyon Kürt halkıyla kültür ve kimlik sorununda haklı talepleri vermemekteki ısrarıyla anti demokratik uygulamaları bizdeki sorunların görmelerini engellemektedir. Ya da, daha doğrusu çıkarları bunu gerektirmektedir. Ki en kısa ve özlü teşhis oluyor.

 

BİR KAÇ YER DEĞİŞTİREN YAŞLI AMCANIN FERYADI!

Sohbet ediyoruz… bir kaç kez “göçmen” durumuna düştüğünü söylerken “artık yoruldum” dedi ve konuşma dili Kıbrıslıca ” İ Eokaciyes ibohreysan na fiğomen. Meda e halasan da sbityamas me dus şirus. Sto horyon bu eminiskamen bale irtan, efiğamen bale… Tora to sbiti ine kabyu Kibreuromyu Ma alli iratan Turkalli ce na mas sirun ce abo edo… ekaman ganimeti ma den hortasa” dedi. Ne denebilir, Irkçılık, faşizm milliyet din iman tanımaz. İster Rum, Türk, Yunan, Alman olmuş farkeder mi? Kırıs halkı toplumlar çok acı çekmiştir, şüphe yoktur ama çoğunluk hala daha barış ve çözüm yolunu bulmakta zorlanıyorsa bunu sadece dış kaynaklara değil, sanırım sorumluluğun büyüğünü kendi içimizde aramalıyız.

Türkiye’de bölgenin tamamını etkileyeceği kesin bazıolumlu gelişmeler ceryan ediyor. Kürtlerle Türk hükümeti arasında görüşmeler yavaş yavaş başlatııyor. Oslo’daki İngiliz istihbaratı ayarı (MİT – PKK) görüşmelerinden sonra OBAMA – ERDOĞAN mutabakatı kendini gösterdi. Coğrafanın NATO çıkarları dayatmasından başka bir şey olmadığı açıktır. Geçen gün Kürt milletvekili Leyla Zana ile Erdoğan görüşmesi bu çerçevede ele alınmış en açık olaydır. Bizi de yakından ilgilendiren konuda dış baskıların yoğunlaşması halinde bazı olumlu gelişmelerin yaşanacağı tahmin edilebilir. Ancak Kıbrıslı toplumların da çerçeve içine girmesini gerektirmektedir ki şimdilik bundan uzak düşmüş gibiyiz.

Ülke içte (belediye, elektrik, telefon, sendikal haklar, öz varlıkların yabancılara verilmesi vs) zor günler de yaşarken bir de toplumu temsil etmek için gönderdiğimiz meclis tatile girerse anlayın siyasi bilinç düzeyimiz ile nerede bulunduğumuzu! Zaten içe değil de dışa bağımlılık değil midir ki 3 ay tatili mükafat olarak getirdi… Başka ne olabilir, değil mi efendim!

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article

Esnaf dükkanlarını kapatırken – Yılmaz Parlan

Mağazalar bir bir kapanmaya devam ediyor çatı çöktü... Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik çatı çökerken onunla birlikte siyasi çatı da çöktü. İnsanlar çözüm ne? diye soruyor. Anlatıyorum kapıları...