Temmuz… 38 yıl geçmiş – burası kendinin sanır ama kendini buralı görmez! – Said İlhan

Must read

Temmuz 1974 üzerinden 38 yıl geçti… Yıllarca, Kıbrıs’ta yaşayan toplumlar birbirine kırdırılıp uygun ortam yaratılınca “darbeler” gerçekleştirildi! Önce 15 Temmuz’da Yunan ve 20 Temmuz’da Türk askeri harekatı. Her ikisinin aynı merkeze bağlı “kumanda” olduğu ne yazık ki çok sonraları anlaşıldı. Birisi 1967’de (Yunan), diğeri 1971’de (Türk) askeri darbelerle ülkeleri yönetimlerine el koymuştu. Batı emperyalizminin sözde “gomonizme” karşı savaşında Angloamerikan projesine uyumdan başka bir şey değildi. Halklar kendi ulusal çıkarları uyarınca yapıldığına öylesine inandırılmıştı ki meydanlarda “bayram” şenlikleriyle kutladı. Tüm sendikal faaliyetler yasaklanmış, özgürlükler rafa kaldırılmış, düşünen beyinler ceza evlerine gönderilmiş, ibret olsun diye bağımsız, özgür ve insan haklarına saygı yani demokrasi istemekten  başka suçu olmayan gençler idam edilmişti. Kıbrıs’ta İngiliz sömürge yönetimi 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasıyla gitmiş görülse de NATO’nun coğrafyadaki en büyük stratejik gücü İngiliz Askeri Üsleri için adada ceryan eden Üçüncü Dünya Ülkeleri safında yer alması tehlike yaratıyordu. O dönemi hatırlayanlar bileceklerdir; Küba’da Fidel Kastro, Hindistan’da Nehru, Mısır’da Abdül Nasır, Yugoslavya’da Tito ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Makarios Üçüncü Dünya Ülkelerinin liderlerindendi. Batı emperyalizmi göz yumamazdı ve nitekim “anavatanlar” eliyle Temmuz 1974’de Kıbrıs’ta gereği yapıldı.

Daha sonraki gelişmeler Yunanistan’ın “demokrasiye” dönüşü, AB üyeliği kısmen Kıbrıs olayı dışına itmiş gibi olsa da, Türkiye Batı çıkarlarını hizmette İngiltere ile birlikte NATO’nun bölgedeki koruma görevini yüklemeyi sürdürmektedir. Orta Doğu çıkarları ile Kıbrıs halkı toplumların çıkarları bir yerde çakışması bugünkü sorunları yarattığı inkar edilemez. Bunun farkındalar ancak petrol ve bölgede yeni doğal gaz kaynakları tesbiti Uluslararası hukuk, anlaşmalar ile insan hakları ihlallerne göz yumulmayı getirmiştir. Kıbrısın Kuzeyine “savaş hukuku hilafına” taşınan nüfus, vatandaşlıklar ve seçimle siyasi iradeye el konulması durumu bunlar arasındadır. Ayrı yaşam tarzı kültür, inanç ve kimlik dayatması ne yazık ki toplumu temsil ettiği iddiasındaki siyasilerin işbirliği sayesinde başarılı olmaktadır.

35 yıl (Dante) yolun yarısı derler… taşınan nüfus burada ve ilginç olan; ” AB toprağı olan burayı kendinin addeder ama kendisini buralı görmez” dememiz bundan! Kıbrıslı halk toplumlardan belirgin farklılık İyi mi, kötü mü Uluslararası hukuk içine girinceye kadar beklenecek gibi! Yerlisi topluma ait öz varlığı tüm kurumları bir bir üretim ve hizmetten kopartılarak iflas ettirilmesi diğer olumsuz yanıdır. Ana karada yöneticiler “kürtaj bir Uludere katliamı” derken Kıbrıs’ta zorlama sosyal yapıdan rahatsızlık duymaması insanlıkla ne denli uyumlu.Toplumun beceriksizliği bahanesine sığınarak taşıma (son zamanlarda islami) sermayeye devri başta ganimetçi kesimlerle işbirlikçi siyasiler sayesinde gerçekleştiriliyor.

 

OLAYLARA BAKIŞ AÇISI “kanaat” OLUŞTURUR!

Ceryan eden olaylara kişilerin bakış açısı önemlidir. Dünyasından habersiz bir yaşam sürdürenlerden olayları “doğru / gerçekçi” tahlilini beklemek akılcı olamaz. Çünkü ön yargı galebe çalmaktadır. Okumayan, okuyanları ve olaylara çağdaş yaklaşım sergileyenlere “düşman” gözüyle bakan zihniyetten bahsediyoruz. İnsan ilişkileri ve dolayısıyla halkların en doğal hak ve özgürlükleri kullanmada çifte standartlar uygulanması çağ dışılıktan başka bir şey değildir. Buna neden olan “çıkarlar” olmasa! Kıbrıs’ta planlı darbelerle “savaş” hali sonrası Güney’e sürülen Rumların geride bıraktığı ganimetlenen topraklar ve Kuzey’de taşınan kendisiyle kültürel alakası olmayan nüfusla azınlığa düşürülen toplum… Bakış açınız “açık” olmazsa bunları görmeniz mümkün değildir. Tıpkı Anadolu’daki milyonlarca Kürt ve Alevi toplumların kültür ve kimlik sorunlarının görülmediği gibi.

Haberlerde izlemişsiniz; mahkemelerde farklı dilde ifade veya savunma yapılmasına nihayet bulunan çözüme bakın “ana dil değil, anladığı dil” Nasıl ama? Y,ne bir gelişme sayılabilir. Kürtçeden başka dili bilmeyenlerin resmi yerlerde “Türkçe konuş vatandaş” ısrarından vaz geçilmenin işareti kabul edilebilir. Ya Alevilerin inancına neredeyse “ayıp” kaçan duruma ne demeli… Üstelik Meclis başkanı “camiye gidin” talimatı verdiği bir durum! İmam hatip, kuran kursları dışında dünya ile haberleşmesi olmayanların yapacağı şeyler!

Akademisyen, İktisatçı Prof Mehmet Altan “Türkiye 28 ülkenin AB dönem başkanliğin üstlenenı Rumlara hala daha Güney Kıbrıs Rum Yönetimi demeye devam etsin!” derken bir yerde dalgasını geçmesini de anlamayanlar at gözlüğü “dar bakış açısı” değil midir.

Kuzey Kıbrıs’ta sorunlara çözüm bulmak işi eğer sadece “seçim”de görülürse aynı yolun yolcusu olmaz mı? Belediye sorunu çözümü için Mecliste nisap sağlanamayınca “boykot ve meclisten çekilme” önerisi doğru ancak “seçime gitme” yanlış bir saptamadır. Keşke tümden boykota destek verse de dünya kamu oyu oluşturulabilse!

 

SORUN ÇÖZMEDE SANAL SENARYO(MUZ) DA BAŞARISIZ OLDU!

Aylardır süren Lefkoşa Belediyesi sorununa çözüm için Londra’daki yeğenime e- mail mesajımda şaka yollu “Londra Belediye başkanı Boris efendiye söyle bizim meseleye de el atsın. Çöp, pislik ve hastalık tehlikesi var. Ne de olsa onun gibi biz de Osmanlı torunlarıyız” dedim.

Yanıtı gecikmedi “Boris efendi ve majesteleriyle yemekte buluştuk. İlgilendi ve ‘my ancestors’ atalarımın kalıntılarına yardımcı olmak görevim” demiş. Ancak gizliden bizleri izleyen majestelerinin eşi Filipo (Yunan kraliyet kökenli) olamaz… Türkler atalarımı Konstantinopolis’ten kovdu” diyerek bu insani hizmeti engellemeyi başarır. Sanal senaryoda bile “farklı bakış açıları” kazanmaktadır.

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article