Tekrar Kıbrıs’ı ve Syriza’yı düşünmek – Ulus Irkad

Must read

2004 yılından sonra Kuzey Kıbrıs’ta bayağı büyük değişiklik olacağını düşünmüştük. Çünkü sol örgüt ve  partiler birlikte hareket edecekleri müjdesi veriyorlar, halk da bu birliktelikten daha da fazla güveni artarak hareket edip, statükoyu değiştirmek için dinamik olarak değişim talep etmekteydi. En fazla milletvekili çıkaran parti bu ümitlerle hükümeti kurmuş ve artık herşeyin değişeceği müjdesini vermeye başlamıştı. Ama daha sonra statüko bu partiyi de değiştirdi. Statüko değiştirilmeyince statüko bu partiyi kendi yalağına çekerek onu istediği şekle büründürdü. Kıbrıs’ta 30 yıldır görmeye başladığımız benzerlikler çoğaldı.UBP gitmiş ama bir ikizi daha gelmişti sankide. Bu arada kırk yıldır değişmez lider olanlar da sandalyelerinden gitmiş ama onun yerine gelen de aynı teraneleri tekrarlamaya başlamıştı. Kabul ediyorum, Güney’deki yapı da daha fazla dünyayla adapte olmuş gibi görülmesine rağmen, statik bir halde durmakta, orada da din yoluyla güçlenen etnosentrik aşırı bir milliyetçilikle statüko korunmaktaydı. Dinle birlikte ortaya çıkan milliyetçilik, maalesef orada da kafalarda travmalar yaratarak her türlü değişimin önünde durmaktaydı. Kuzey’de ise başka bir statik durum yaratılmıştı ve kaynağı da Ankara idi. Fakat  Kuzey’deki en büyük dinamik, o günlerde bir halk hareketinin başlamasıydı.  Batı’daki Marksistler halk tabakalarının tutucu ve muhafazakar olabildiğini ama hareket başladı mı, bu tutucu veya muhafazakar halk tabakalarının radikalleşerek devrimci bir duruma gelebildiklerini de söylemektedirler. Nitekim Kuzey Kıbrıs’ta da bu olmaktaydı. Ama maalesef halk tabakaları, sağcı yapılarından kurtulup sola meylederlerken, karşılarında öncü olarak seçtikleri yapı, yani en solcu parti olarak sunulan tercih, artık 1970’lerin solcu partisi değildi. Politikleşemeyen, uzun yıllar kapalı bir rejimde hem politik kültür hem de burjuva demokratik anlamda özgürlük yaşamayan, ideolojileri yakından bilmeyen ve de bilinç olarak da ansızın 2004’lerde bir değişim durumuyla karşı karşıya kalan Kuzey Kıbrıs’ın halk kitleleri, öncü olarak içinde değişimi yapamayan, solun tutucu bir partisini kendilerine önder seçiyor ve bu partinin öncü rolü gene olumsuzluklar içinde aslına rücu edip, aynen benzerlerini dünyada gördüğümüz yasımalarının benzer tavırlarını da Kuzey Kıbrıs’ta yansıtıyordu.

Şimdi  gerçekten demokratik bir platform kurulsa ve herşey eleştirel bir şekilde ortaya konup sıkı bir şekilde tartışılsa, belki de kafa karışıklıkları yaratılmayacak ve tüm sol örgütlerin içinde bulunduğu platform oradaki birçok siyasal görüş arasında bir sentez yapıp, en doğrusunu ortaya çıkarabilirdi ama ansızın karışıklıklar, seçimler, sandalye hülyaları platform içine sokulup, bu kafa karışıklığı da platformun dağıtılıp herkesin ayrı ayrı seçimlere girerek sandalye kazanması arzusunu artırıyor (YKP dışında) ve seçim için ittifaklar yaratılıp herkes başının çaresine bakmayı seçiyordu. Bu örgütrler içinde olup seçimleri boykotun en iyisi olduğunu ve seçim yapılsa bile sonuçta statükonun değişmeyeceğini tek  YKP vurguluyordu. Sonuçta, hesaplarını en iyi yapan ve bu başkaldırıdaki şuur karışlıklığını en iyi saptayan parti, koalisyonlar dönemi başlatıp genelde sağ partilerle bir koalisyon aramaya ve bu konuda da sağcılarla anlaşan en etkin parti olma özelliğini kazanıyordu ki bir aralık TDP ile koalsiyon kurma şansı bile yakalamasına rağmen tercih gene sağ payanda partiler oluyordu.

Dünyadaki sol mücadeleler göstermektedir ki sol örgütler, sol partiler bir araya geldiler mi başarı daha fazla olmakta. Emekçiler istediklerini daha fazla yapma olanağı yakalamaktadırlar. Yunanistan’daki Syriza örneği buna en büyük örnektir. Syriza partisi birkaç fraksiyonun birleşmesinden meydana gelen bir koalisyon ve Yunanistan’daki başarıları da es geçilemez. Gerek Türkiye’deki, gerek Avrupa’daki gerekse Kıbrıs’taki sol örgütlerin Syriza’nın  başarılarından faydalanmaları  şart. Öncelikle ekonomik programları, zenginlerin sermaye kaçırmalarına karşı aldıkları önlemler, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslaştırılıp , emeçilerin yararına kullanılmaları, emekçilerin ekonomik durumlarının sağlamlaşması ve onlara uzanan ellerin engellenmesi konusundaki hazırladıkları program oldukça önemlidir ve takip edilmelidir. Bu arada Yunanistan Komünist Partisi’nin bu parti karşısında aldığı sekter ve yeniliğe kapalı  durum da büyük bir ders olarak dünya emekçi tarihinde unutulmayacak derslerle doludur. KKE’nin (Yunanistan Komünist Partisi’nin) Syriza koalisyonuna girmeyerek bu partiyi anti-komünist olarak niteleyerek kurulan ittifaka karşı çıkması ama Yunanistan Komünist Partisi’nin bu sekter durumuna karşı, emekçi kitlelerin Syriza içerisine gelmesi ve seçimler sırasında geniş emekçi kitlelerin Syriza’yı tercih etmesi elbette takdir edilecek bir durumdur. Bunun yanında,Syriza’nın ise hazırladığı ekonomik ve siyasal programlarının geniş kitlelerde tartışılamaması da bizim açımızdan benzer örgütlülükler içerisine girilecekse  aynı yanlışları yapmama konusunda bize iyi dersler vermektedir.

Syriza’nın feministlerden çevrecilere kadar, Troçkist ve Anarşistlerle kurmuş olduğu ittifaklar onun başarısını artırmıştır ama eğer Syriza programını emekçi kesimler içerisinde tartışsa belki de bazı kitlelerin gerek PASOK veya gerekse Demokratik Sol Parti’ye kaçacak oyları engellenebilirdi. Bir de Syriza’nın başlıca politikası EURO’dan çıkmak değildi. EURO’dan çıkmak daha fazla sorun getirmektedir ki bu düşünülmemektedir. Halbuki rakip partiler hep bu konuyu yalan bir şekilde işleyerek Syriza’ya  akacak oyları engellemeye çalıştılar.

Bizdeki ve Türkiye’deki, hatta Güney Kıbrıs’taki solun Syriza örneğini iyi takip etmesi gerekmektedir. Çünkü Syriza’nın başarısı bizdeki solun ve çevredeki sol başarıların da müjdesini vermektedir.

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article