Ne tanrılara kalır gece, ne de peygamberlere – Halil Karapaşaoğlu

Must read

Nijerya’yı incelerken – Özkan Yıkıcı

Ülkemizde oldukça Nijeryalı yurtaş vardır. Sayıları onbinin çok üstünde. Klasik K. Kıbrıs gerçeği ile tıpkı nifusu bilinmeyen coğrafyamızda, Nijeryalıların da sayısı net olmayacaktır. Üstelik,...

Yitirilen şans ve müdahaleler – Yılmaz Parlan

Rejim bir seçimde daha istediği sonucu aldı. 1958 yılından beri filmde değişen bir şey olmadı; kimi istedilerse o oraya oturdu... Kıbrıslılar hayattan ve geçmiş tarihten...

Yorumlama yapılırken, eksik bilgilenme olunca ne mi olur? – Özkan Yıkıcı

İlgili makaleyi yazmamı Cumartesi gecesi TELE 1  prokramındaki önemli anlatılar neden oldu. Rusya ile yazılarını sevrek okudğum Hakan Aksayın yönetiği ve yine dış politika...

Seçimlerden sonra ne yapılmalı? – Ulus Irkad

Açıkça söyleyeyim mi ben aslında pek fazla bir şey de beklemiyorum. Seçimler bitmiş ama birkaç sendika dışında bir hareketlenme yok. Evet, ben de yazdım,...

Halil Karapaşaoğlu’nun Afrika Gazetesinde “Apartman boşluğu” başlıklı köşesinde yayınlanan yazısı

İpsillat’ta yere yakın durarak köyümü izlerken, Lefkoşa’da apartmanın en üst katından şehere bakıyorum.

Geceleri, herkes kendi içine çekilirken…

Köyümde yıldızlar parlar…

Şeher de tek tük odalardan gelen soluk ve soğuk ışıklar…

Geceleri ne tanrılar kalır ne de peygamberler…

Polislerde gider askerlerde…

Politikacılar, kendine devrimci diyen maskeli oyuncular…

Onlarda gider, kendi içlerindeki çirkefin içinde uykuya dalarlar…

Gece onları, onlara kusar…

Kafalarını yastığa koyunca, gündüze sığdırmaya çalıştıkları nutukları, sözde devrimci söylemleri, broşürleri, afişleri, televizyonlardaki şovları…

Sahte ilkeleri, programları ve özgürlüğe ait olmayan kirli sözcükleri…

Gecenin içinde rüzgarla süzülen kara çarşaf gibi çürümüş bedenlerini sarar…

Çok kalabalıktırlar! En örgütlü! En devrimci…

Onlardırlar gündüzleri…

Ya geceleri…

En yalnız! En örgütsüz! En konformist…

Geceleri, o kadar bir korkaktırlar ki, bilmedikleri sokaklara giremezler…

Bilmedikleri hayatları keşfedemezler…

Yeni bir yaşamın hayalini bile kuramazlar…

Cesaretleri ceplerindeki üç beş kuruş paradan, devlette oturdukları rahat koltuklardan gelir…

Bazıları anasının mevkisinden, bazıları ailesinin ekmeğinden öter…

Geceleri sessizleşirler, yataklarında çırılçıplak kalarak rüyaların içinde kabuslar görürler…

Ne mevkileri kalır, ne anaları, ne de ailelerinin sağladığı konformist hayatları…

 

                      *                                        *                                                               *       

Televizyonun…

Kapalı bir kutunun…

Stüdyonun içinde,

Yığınlara, en kutsadıkları ilahi varlığa; halka

Çağrıda bulunurlar…

Farklı farklı konuşsalar da,

Aynı yerde buluşurlar…

Mühür isterler partilerine…

Muhafazakâr sağından,

Radikal soluna…

İnsanlar sanki ne yapacaklarını bilmezmiş gibi,

Kendi düşüncelerini cazipleştirmeye çalışırlar, mühür isterler…

Onlar akıllıdırlar bizse aptallar!

En doğruyu onlar görürler…

En doğruyu onlar bilirler…

Sonra aldıkları oylarla sağda solda ya ahkâm keserler…

Ya da bu halktan bir bok olmaz derler…

Pazarda, seyyar bir satıcının bağıra bağıra karpuz satmaya çalışması gibi…

Satmaya çalışırlar en kutsal düşünceleri…

İlk önce aday dilenirler…

Adını ver yeter derler…

İnsanların ne kapısını bırakırlar çalmaktan ne de telefonlarını aramaktan…

Kırılıncaya kadar kapılar…

Telefonlar…

Denerler…

Sonra çıkarlar biz diğerlerine benzemeyiz derler…

Sıra kavgası etmezler…

Bölge kavgası etmezler…

Derler demesine ama…

İçlerinde ne kavgaların…

Ne kırgınlıkların olduğunu…

Bizler gündüzün içinde gece gibi yaşayanlar biliriz…

Ne bok olduklarını…

Ve bir kez daha utanırız insan olmaktan…

 

*                                                *                                                     *

Bazılarımız gidecek sandıklara…

Bazılarımız gitmeyecek…

İnsanlar bölünecek ikiye…

Sonra üçe, beşe…

Herkes kendi tekkesinde…

Büyük değerlendirmeler yapacak…

Tekke başları yine umut pompalayacak…

Sürünün içindekilere…

İnandırmaya çalışacak…

Ne kadar özel…

Ne kadar çalışkan…

Ne kadar devrimci olduklarını…

İnsan hep korkacak sürüden ayrılmaktan…

Göremeyecek sürünün ötesindeki hayatı…

Korkutacak tekke başı…

Yok olup gitmekten…

Popüler kimlikleri yitirmekten…

Korkacak sürüdekiler…

Sürüdekiler tekkeden ayrılmadıkça, ayırdına varamayacak gösterilenle görünenin farkını…

Ve hep kendi içlerinde yarattıkları kapalı kabile hayatında,

Sanacaklar ki dünyayı kendiler kurtarabilecek ancak…

Ancak dünya onların etrafında dönebilecek…

Öyle sanacaklar…

“Truman Show”daki gibi yaşayacaklar…

Yaratılan gökyüzünün…

Sokakların…

İnançların…

Paylaşımların…

Sahte bir kağıt parçasından ibaret olduğunu, fark edinceye kadar…

Takip edecekler tekkelerin başını…

 

*                                          *                                                         *

Ne tanrılara kalır gece

Ne de peygamberlere…

Sifon çekilince

Lağım sularına karışır

Her tekke…

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

Nijerya’yı incelerken – Özkan Yıkıcı

Ülkemizde oldukça Nijeryalı yurtaş vardır. Sayıları onbinin çok üstünde. Klasik K. Kıbrıs gerçeği ile tıpkı nifusu bilinmeyen coğrafyamızda, Nijeryalıların da sayısı net olmayacaktır. Üstelik,...

Yitirilen şans ve müdahaleler – Yılmaz Parlan

Rejim bir seçimde daha istediği sonucu aldı. 1958 yılından beri filmde değişen bir şey olmadı; kimi istedilerse o oraya oturdu... Kıbrıslılar hayattan ve geçmiş tarihten...

Yorumlama yapılırken, eksik bilgilenme olunca ne mi olur? – Özkan Yıkıcı

İlgili makaleyi yazmamı Cumartesi gecesi TELE 1  prokramındaki önemli anlatılar neden oldu. Rusya ile yazılarını sevrek okudğum Hakan Aksayın yönetiği ve yine dış politika...

Seçimlerden sonra ne yapılmalı? – Ulus Irkad

Açıkça söyleyeyim mi ben aslında pek fazla bir şey de beklemiyorum. Seçimler bitmiş ama birkaç sendika dışında bir hareketlenme yok. Evet, ben de yazdım,...

Demir tavında dövülür – Ulus Irkad

1957 yılında emeği ve sol mücadeleyi savunan Kıbrıslıtürk ilerici ve sol aydınlar Kıbrıs’ta iki toplum arasındaki bölünmenin çok yanlış olacağını, savaşmak ve kan dökmek...