Mutluluğun resmini makaslara karşı – Halil Karapaşaoğlu

Must read

halil (2)Halil Karapaşaoğlu’nun Afrika Gazetesinde “Apartman boşluğu” başlıklı köşesinde yayınlanan yazısı

Geceyi bir makas gibi parçalara ayıran soğuk yüreğini mesken edinmişse…

Ve kafanı çevirdiğin her yerde yokluk ve sefalet görüyorsan…

Etrafındaki bütün kapılar çürüyorsa…

Ve sende çürüyerek koktuğunu hissediyorsan…

Bir ada düşlüyorsan…

Ve düşlerinde kuramıyorsan masalımsı hikayeler…

Kime neyi anlatacaksın hala?

Kime, neyi?

*                                  *                                  *

Neredeyse her gün gazetelerin sayfalarını karıştırıyorum…

Her gün neredeyse, kokuşmuş bir ekranda haberleri izliyorum…

Gazeteciler konuşuyor…

Politikacılar konuşuyor…

Akademisyenler konuşuyor…

Yazıyor birileri durmadan…

Size tonlarca yazıdan bahsediyorum…

Trilyonlarca harften kelimeden…

Size umudun makastan geçerek bize ulaşmasından…

Bahsediyorum bahsetmesine de…

Bir tek sanatçısı yok mu diyorum bir ülke insanının umutsuzluğuyla ilgili birkaç kelime söylesin…

Beş on tane harfi yan yana koysun…

Yüreğimi makas gibi parçalara ayıran soğuk, öfkeyle cayır cayır yanmaya başlıyor…

*                                  *                                  *

Yarına borçlu olarak başlayan bir insanın…

Geçmişe bakıp, gözleri dolu dolu olan bir kadının…

Gelecekle hiçbir ilişkisi kalmayan bir adamın dramı…

İnsan, kadın, adam sıkılmış avuçlarında rejimin, yaşamak için diretecekse ve direniyorsa, her şeye rağmen…

Nazım’la…

Abidin Dino diriliyorsa…

İnsan, kadın, adam gözlerini kapattığında…

Diriliyorsa önlerinde…

Mutluluğun resmini makaslara karşı…

Ayaz soğuklara karşı bir kalkan gibi gösteriyorsa insan…

Yaşamak ey okuyucu bir kaşık su gibidir hala!

*                                  *                                  *

Aynalarda kendine bakmak istemeyen herkes…

Suçluyor içinde yaşadığı halkı…

Küfrediyor, kahvehane köşelerinde sıçıyor ağzına her gün…

Örgütlerdeki büyük insanlar büyük kurtuluş teorileri kuruyor…

Tahlil ediyorlar kendileri dışındaki herkesi, her şeyi…

Bir umutsuzluk kokuyor kalemin ucundaki mürekkepten…

Ama ne olacak, umutsuz olursak biz…

Ama ne olacak, küfredersek yaşadığımız halka…

Kendimize… Bize ait olan tek şeye; özümüze…

Küfredersek sabah akşam…

Ne olacak?

Ne değişecek?

Yürüdüğümüz yol mu altın sarısına bürünecek?

Soluduğumuz hava mı kirinden arınacak…

Yoksa yediğimiz aş; kuru bir ekmek, hellim ve zeytin dönüşecek, bir kralın sarayındaki ziyafete…

*                                  *                                  *

Ne Tanrılar gökten inip…

Ne Peygamberler yeryüzünden çıkıp…

Ne Marxlar, Ne Leninler…

Liderleri…

Mitleri…

Şairleri…

Ressamları…

Olmayacak bu yüzyılın…

En iyi romanı…

En iyi şiiri…

Olmayacak…

Yeryüzü lanetlilerin eline bırakılacak…

21.yy’ın insanlığı…

Yaşadığımız yüzyıl, kurtarıcılar olmadan lanetlilerin başkaldırış yüzyılı olacak…

Ve sonraki yüzyıllarda bir daha beklemeyecek insanlık…

Ne ruhani kurtarıcıları ne de etten kemikten olanları…

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article