Metnin Metalaşma Süreçleri: Edebiyatçı’nın Dünyadan Kopması – Halil Karapaşaoğlu

yazarın tüm yazıları -->

I. Büyük Bir Festival: Edebiyatçı’nın İntiharı

Dünyanın yazarları ve şairleri nereye gitmişti? Nerede kaybolmuşlardı? Dünya uygarlığın başlangıcından bugüne ilk kez yazarlarını ve şairlerini kaybetmişti. Yazarları ve şairleri olmayan dünya nereye evrilir? Yazarlarından ve şairlerinden yoksun olan bir dünya içerisinde kimler, hangi değerler öne çıkar? Şair olarak benim hikâyem, dünyanın yazarlarını ve şairlerini kaybettiği bir dönemde başlıyordu. Peki şair kaybettiği şairliğini nasıl bulur?

Geçtiğimiz 40 yıllık zaman diliminde yeryüzünde büyük bir felaket olan şair ve yazar katliamına tanık olduk, hâlâ olmaktayız. Şairlerimiz ve yazarlarımız öldürüldü, öldürülüyor. Bu katliam bir festival havasında gerçekleşiyor. Cinayetler işlenirken, dünyanın ışıkları yanıyor. Dünya hiç bu kadar aydınlık ve hiç bu kadar karanlık olmamıştı. Dünyanın şairleri ve yazarları katledilirken neyin nesi bu şenlik?

Şairin ve yazarın kendi ürettiği metin kendi kendinin celladı olur mu? Bu bir intihar mı? Dünya uygarlığın başlangıcından bugüne hiç bu kadar fazla şairin ve yazarın intiharına tanıklık etti mi? Şenliklerin gölgesinde yaşanan bu intiharları gören, duyan var mıdır? Yüzyıllardır insanlığın acılarına, çıkmazlarına, anlam arayışlarına yardım etmiş şairlere ve yazarlara bu kez kim yardım edecek?

Bir şairdim. İntihar etmiştim. Öldürülmüştüm. Kaybolmuştum. Dünyadan sürülen, sürgüne gönderilen diğer şairler ve yazarlar gibi gitmiştim. Sürgünde kaybolmuştum. Şair intihar ettiğini bilmiyorsa, öldüğünü hissetmiyorsa, yeryüzünden sürüldüğünü anlamıyorsa, ne yapar? O şaire yazdığı metin iyi gelmiyorsa, yazdıkça Tanrı’ya yakınlaşıyorsa, Tanrı’ya yakınlaştıkça yok oluyorsa, yazdıkları Tanrı oluyorsa, o şair içine düştüğü bu cinnetten nasıl kurtulur?

 

II. Edebi Metin’in “Şeyleşme” ve “Yabancılaşma” Süreçleri

Lukacs, metanın insan emeğinden bağımsız olarak var olmasını ve metanın insan faaliyetlerinin bir ürünü olduğu gerçeğinin ortadan kalkmasını “Şeyleşme-Reification” sürecinin bir sonucu olarak değerlendirir (Lukacs, 1998, syf. 162). Başka bir ifadeyle, Şeyleşme, nesnenin (metanın) özneleşmesi, öznenin (insanın) nesneleşmesi süreçlerine karşılık gelir. Postmodernizmle birlikte şair ve yazar metinle olan ilişkisini “kurgu” ve “dilin içindeki imkânlarıyla oynama” olgularıyla kurmuş, metin teknik işçiliğe indirgenmiştir. Metin bir insan faaliyetinin ürünü olmaktan çıkartılmış, teknik indirgemecilik sayesinde, kutsanarak özneleşmiştir. Metnin özneleşme süreçleri ileri noktalara taşındıkça, yazar ve şair nesneleşmeye başlamış, kendi ürettiği metinden kopmuştur. Metin, yazar ve şair üzerinde belirleyici olmuştur. Yazarın ve şairin nesneleşmesi dünya ile arasındaki bağın kopmasını sağlamıştır. Edebiyatçı dünyayı anlamaktan, insanı kavramaktan uzaklaşmış, etrafında neler olduğunu göremeyen, bilemeyen bir nesneye dönüşmüştür.

Burada ortaya çıkan başka bir tartışma konusu “Yabancılaşma-Alienation” kavramının yazar, şair ve metin bağlamında nasıl açığa çıktığıdır. Karl Marx “1844 El Yazmaları” isimli eserinde yabancılaşma-alienation kavramını ortaya koyar. İnsanın emeği, ürettiği karşısında yabancı olarak duruyorsa, ürettiği bağımsız bir güç olmuşsa, bunu emeğin nesneleşmesi yani emeğin yabancılaşması olarak tanımlar. Burada işçilerin gerçeklikten koptuğunu ifade eder (Marx, 2018, syf.75). Şair ve yazar ürettiği edebi metni Şeyleşme süreçlerinde olduğu gibi sadece teknik bir nesneye dönüştürerek veya dönüşmesine izin vererek emeğiyle yabancılaşır. Ortaya koyduğu metin artık onun değildir. Şair ve yazar yazdığı metinle arasına mesafe koymuştur. Metin bir yabancıdır. Kendini yaratanla aynı dili konuşmaktan uzaklaşmıştır. Yazar Isaac Asimov’un, yarattığı tarafından yok edilme korkusunu anlatan kavramı “Frankenstein Kompleksi” şairin ve yazarın metin karşısındaki korkusuyla bağdaşır. Şair ve yazar yarattığı yaratık tarafından öldürülme korkusuyla başbaşa kalır. Metnin Şeyleşme ve Yabancılaşma süreçleri metni bir canavara dönüştürürken, şair ve yazar cinayetlerinin birinci derecede şüphelisidir. Hatta katilin kendisidir.

“İşçi hayatını nesneye koyar; ama artık hayatı kendine değil, nesneye aittir. Dolayısıyla, bu etkinlik ne kadar fazla olursa, işçinin nesnelerden yoksunluğu da o kadar artar. ….işçinin nesneye aktardığı hayat, yabancı ve düşman bir şey olarak karşısına çıkmaktadır.” (Marx, 2018, syf.75). İşçinin emeğiyle ürettiği meta işçinin sonunu getiren şey olarak karşısında durmaya başlar. Ürettikçe yok olur. Şair ve yazar da aynı paralelde metinle tükenmek üzerinden bir ilişki içine girmeye başlar. Şair ve yazar ürettikçe tükenir. Ne yazık ki tükendiğinin bile farkında değildir. Yeryüzünde bugüne değin olmadığı kadar yazar ve şairle karşılaşırız. Yazarlar ve şairler öte yandan hayatımızda yokturlar. Görünmezdirler. İtibarsızlaştırılmıştırlar. Değersizleştirilmiştirler. Onlar yazdıkça tükendiklerinin, kendi kendilerini yok ettiklerinin farkında değildirler.

Farkında olmama hâli yazarın ve şairin Marx ve Engles’in “Alman İdeolojisi” isimli eserlerinde kullandıkları “Camera Obscura” metaforuyla örtüşür. Camera Obscura (Marx, Engels, 1998, syf. 42) hakikatın ters yüz edilmesi, bulanıklaşması, anlaşılmaz hâle sokulması manasında kullanılmıştır. Böylelikle yazarın ve şairin üretirken tükendiği hakikatini anlamaması “Camera Obscura” metaforuyla bizim için netlik kazanır. Edebiyatçının içinde yaşadığı hakikat kendi hakikati değildir. Onun içinde bulunduğu hakikattan bakıldığında tükendiğinin farkında olmamakla birlikte bu tükeniş ona hayatın içinde normal bir süreç gibi gelmektedir.

Frankfurt Okulu’nun son dönem filozoflarından Rahel Jaeggi “Alienation” isimli eserinde (Jaeggi, 2014.) kişinin izni olmadan, karşıdaki kişinin, emekçinin ürettiği bir şeyi kendi kullanımına sokma biçimi olarak tarif eder. Bunun kişide (iradesine müdahale edilen) bir güç ve anlam kaybına yol açacağını iddia eder. Kişi bundan sonra kendi hayatına katılamaz. Yazar ve şair tarafından metnin teknik bir şeye dönüştürülmesi, metnin sadece mekanik bir şey olarak algılanması, yazarın ve şairin hayatının elinden alınmasını doğuracaktır. Yazar ve şair bu noktadan sonra anlam yitimiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu intihar değil de nedir?

 

III. Edebi Metin Dünyaya Ne Söylüyor?

Edebiyatçıların dünyaya verecek hiçbir şeyi kalmamıştır. Edebiyatçılar uygarlığın her döneminde yaşadığı dünyayı anlamaya çalışmıştır. Edebiyatçıların insanı kavrama uğraşı ve bu çabayı metin aracılığıyla kitlelerle paylaşması, kendisine her zaman toplumsal bir değer kazandırmıştır. İktidar karşısında toplumsal ilişkileri, insanın ontolojik varlığını, yeryüzünde neler olup bittiğini edebiyatın kavrama telaşı, yazdığı metinlere yansımış, kitleler edebiyatçılarla birlikte dünyada farklı anlam arayışlarına girmiştir. Anlam yitimleri karşısında edebiyatçılar yitirdikleri anlamı ifade etmek için kitlelerin umutsuzluğunu somutlaştırmıştır. Bu eylem bile kitlelere umut olmuştur.

Edebiyat ve edebiyatçı son 40 yıllık dönem içerisinde daha önce olmadığı bir konuma getirilerek itibarsızlaştırılmıştır. Şairler ve yazarlar tarafından ortaya konan metinlerin yaşamın içinde bir karşılığının olmaması, insanın olmazsa olmazlarından olan edebi metinlerin sanal gerçeklik dünyasında; sosyal medyada figüratif bir nesneye dönüşmesini, bir meta olarak piyasa ilişkileri içinde var olmasını zorunlu kılmıştır.

Dünyaya söyleyecek sözü olmayan bir metin, figüratif bir nesneye dönüştürülme baskısına karşı direnç gösterebilir mi? Dünyayı kavrayacak bir yetisi olmayan bir metin figüratif bir nesneye dönüşmekten başka ne işe yarar? Edebi metinlerin, sosyal medyada egemen olan teşhir anlayışının bir nesnesi hâline getirilerek anlamsızlaştırılması, değersizleştirilmesi edebiyatın en önemli sorunlarından biri olarak bugün karşımızda durmaktadır. Bu sorunun kaynağı, edebiyatçıların insandan ve dünyadan kopmasıdır. Kopuş sürgündür. Edebiyatçılar ise sürülmüştür.

Graham Harman, Nesne Yönelimli Ontoloji (Object Oriented Ontology) ile yeni bir yaklaşım ortaya koyar. Bu kurama göre nesnenin insandan bağımsız bir varlık olarak yaşayabileceği iddia edilir. Bu kuram hızlı bir şekilde üniversitelerde yayılmaya başlamaktadır. Nesne Yönelimli Ontoloji, başta sosyal bilimler olmak üzere farklı disiplinlere uyarlanmaya çalışılmaktadır. Üniversitelerde güncelliğini yitirmeye başlayan postmodernizm yerini Nesne Yönelimli Ontolojiye bırakacak gibi görünüyor. Metanın değişim değeri içinde fetiş bir karakter kazanarak (commodity fetishism) (Marx, 2019, syf. 83) toplumsal ilişkileri belirlediği minvalde, edebiyat Nesne Yönelimli Ontoloji ile birlikte buluşarak, edebi metnin piyasa ilişkileri içinde kaybolmasını sağlayacaktır. Edebi metin nesneleşme süreçlerinin arasında yeni bir aşamaya böylece geçmiş olacaktır. Bu aşama edebiyatçıların dünyadan kopartılması, kopması problemini derinleştirecektir.

Edebiyatçıların ürettiği edebi metinler değersizleşirken, şairler ve yazarlar bu mecranın içinde hızlı tüketilip kenara atılmaktadır. Bunun yanında günümüz kültür endüstrisinin (Adorno,1991) motor güçlerinden olan “like” imojisi edebiyatçıların ve edebi metinlerin “değerini” “tık”a kadar indirgemiştir. Bir edebi metin bir “tık” kadardır. Bundan hiçbir rahatsızlık duymayan önemli sayıdaki edebiyat emekçisi, 4. Sanayi Devrimi’nden sonra oluşturulan bu yeni “habitus” içinde yerini almış, popüler kültür ürünü olarak, dijital alanlarda kendisine verilen rolü oynamaktan rahatsız olmamıştır. Edebiyatçının izlemesi gereken yol olarak bütün bu süreçler normalleştirilmiş ve doğallaştırılmıştır. Yazar ve şair kendini teşhir etmeyi sevmiş hatta zaman zaman edebi metinlerin teşhir edilmesini bir kenara koyarak, kendi bedeninin teşhir edilmesini tercih etmiştir.

 

IV. 4. Sanayi Devrimi: Edebiyatın Yeni Habitusu

4. Sanayi Devrimi’nin öncesinde oluşturulmaya başlanılan bu süreç devrimle birlikte sıçrama yapmıştır. Oluşturulan bu yeni durum, edebiyatçıları o festivalden bu festivale dolaşan, katıldığı etkinlikleri sürekli fotoğraflayan ve bunu paylaşmak zorunda hisseden, kendi bedenini teşhir etmekten kendini alıkoyamayan bir karaktere büründürmüştür. İnsanlığın bugüne kadar yaşadığı en büyük uygarlık krizi karşısında söylecek tek bir sözü olmayan edebiyatçılar, bugünün dünyasında kaybolmuşlardır. Dünya, şairlerini ve yazarlarını uzun zamandır kaybetmiştir, bulamamıştır.

4.Sanayi Devrimi başta üretim ilişkilerini değiştirmekle birlikte uygarlıkta yeni bir sıçrama yaratmıştır. Yapay zeka üretim ilişkilerinin içine girmiştir. Nesneler akıllı olmuş, insan akıllı nesnelerle iletişim kurmaya başlamıştır. Bunun yanında, akıllı olan nesneler kendi aralarında iletişim kurmaya başlamıştır. İnsanın yaşam alanının içinde robotlar vardır. Seks ve savaş endüstrisinde robotlar hızlı bir şekilde yer almaya başlamıştır. İnsan, yapay zeka aracılığıyla dünyayı yeniden kavramaya başlamıştır.

Bazı insanlar artık fizyon teknolojisiyle birlikte yarı makine yarı insan; cyborga dönüşmüstür. Yakın zamanda çevremizde insan görünümlü robotların yanında hayvan görünümlü robotlar çoğalacaktır. Dünyada var olan insan ve hayvan türlerinin yanında cyborglar, insan görünümlü robotlar, hayvan görünümlü robotlar ve herhangi bir canlı görünümünden uzak yeni formları olan robotlarla yeni bir habitatın içinde yaşayacağız. İnsanın mekân algısı sanal, arttırılmış ve karma gerçeklik teknolojileriyle birlikte değişim içindedir. İnsan, sanal gerçekliğin içinde ilk kez  avatarıyla birlikte yeni bir ontoloji içine girmiştir.

Bugün ortaya koymaya çalıştığım bu metin, edebi metnin şeyleşme ve yabancılaşma süreçlerine odaklanırken, yazarın ve şairin 4. Sanayi Devrimi’yle birlikte içine düştüğü nesneleşme sürecini derinleştirdiğini iddia etmektedir. Bir şair olarak şiirde teknik altyapıyı önemsiyorum. Burada ifade etmek istediğim, metnin sadece ve sadece teknik ve mekanik bir ürünmüş gibi değerlendirilmesidir. Şairin ve yazarın dünyadan kopması sonucu bu algı yayılmıştır. Şairi ve yazarı geri çağırmak mümkündür. Bundan dolayı bu yazı dizisinde özellikle 4. Sanayi Devrimi’yle birlikte oluşan ve oluşmakta olan yeni dünyanın edebi metinle olan ilişkisi, metinde yaratacağı değişiklikleri çeşitli açılardan incelemeye çalışacağım.

Bu girişim aynı zamanda şairi ve yazarı dünyaya çağırmak içindir. Bu yazı dizisi, edebi metnin metalaşmasına başkaldıran, şairin ve yazarı sürgünden geri getirmek isteyen, yeni edebiyat ortamının 21.yy’da nasıl şekilleneceğine dair düşünen, tartışan çeşitli metinleri içerecektir. Baskı varsa direniş de vardır!

 

Referans

Adorno, W. Theodor. (1991). The Culture Industry. Routledge Classics. London. NewYork.

Graham, Harman. (2017). Object-Orientied Ontology: A New Theory of Eveyting. Pelican Books. St. Ives.

Lukacs, Gyorgy. (1998). Tarih ve Sınıf Bilinci. Çeviri Yılmaz Öner. Belge Yayınları. İstanbul.

Marx, Karl. (2019). Kapital. 1. Cilt. (Çev. Mehmet Selik, Nail Satlıgan). Yordam Kitap. İstanbul.

Marx, Karl. (2018). 1844 El Yazmaları. (Çev. Murat Belge). İletişim Yayınları. İstanbul.

Marx, Karl. Engels, Friedrich. (1998). The German Ideology. Prometheus Books. New York.

Rahel, Jaeggi. (2014). Alienation. (Çev. Frederick Nehouser, Alan E. Smith). Columbia University Press. West Sussex.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,133TakipçilerTakip Et
55AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları