Kıbrıs sorununda açığa çıkanlar – Ulus Irkad

Must read

ulusKıbrıs sorununa sadece iki toplumdaki milliyetçilik cereyanları şeklinde bakmak da  soruna gerçekçi bakışta eksik kalır. Hatta ve hatta emperyalist müdahaleler yanında, adanın kendi içindeki toplumların sınıfsal dinamikleri şeklindeki bakış açılarıyla da bunun bütünleşmesi gerekmektedir. Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk burjuva ve elitleri arasındaki gerek rekabet ve pazar savaşı, bunun yanında gene oluşan milliyetçiliklerin birbirini dışlama ve yoketme mücadeleleriyle bu bakış açılarını kuvvetlendirmek gerekmektedir diye düşünmekteyim. Bu yazımda bazı kitaplarda okuduğum Türk Özel Harp Dairesi’nin çalışmalarını yansıtmak isterim ama dediğim gibi bu tip çalışmaların eğer daha da gerçekçi olması için sınıfsal bakış açısını da eksik etmemek gerekir diye düşünmekteyim.

Şimdi özel Harp Dairesi konusunda, sadece bunun Kıbrıslıtürk liderlere ait bir eylem değil ama aslında tüm adaya ve her iki topluma da şamil bir örgütlenme olduğu açıktır. Ecevit Kılıç’ın “Özel Harp Dairesi” adlı kitabında şu yazı oldukça ilginçtir:

“Heryerde Türkiye’nin “menfaatleri” için devlet eliyle dinci dernekler açılıyordu. Bu tür derneklerin sayısı artık onbinlerle ifade ediliyordu.

Her gün onlarca Kur’an  kursu açılırken imam hatip okullarının sayısı da gittikçe arttı. İzinsiz faaliyet yürüten Kur’an kursu sayısının tahmini bile imkansızdı.

Düşman ise Özel Harp Dairesi’ninkiyle ortaktı: Komünistler”.(Sf.125,2007).

Ecevit Kılıç bu kitabında aslında bize Özel Harp Daireleri’nin esas kuruluşunun Komünist Harekete karşı olduğunu göstermek istemektedir. Ada içindeki aynı örgütlenmeler de bununla ilgildir.

Yine Ecevit Kılıç’ın kitabından ilginç bir paragraf(sf.187):

“Önceki bölümlerde belirtildiği gibi Amerika, yardım kuruluşu JUSMMAT aracılığıyla kuruluşundan itibaren Özel Harp Dairesi ‘nin giderlerini karşılıyordu. Bu amaçla daireye her yıl milyon dolar veriyordu. 1974’e kadar bu paranın Özel Harp Dairesi’ne verilmesinde bir aksama yaşanmadı”(sf.187) demektedir.

Kıbrıslırum araştırmacı Makarios Druşotis de Kıbrıs 1970-1974 adlı kitabında, aynen Ecevit Kılıç gibi saptamalar yapmaktadır(sf.8-9,2006):

“Amerika Birleşik Devletleri, tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi Türkiye’de de mali yardımlarını siyasi gelişmeleri kontrol etmek için kullandı. 1947’de, Yunanistan’daki Amerikan Yardım Misyonu’nun kuruluşuna önayak olan yasaların aynıları, Amerikan Türkiye’ye Yardım Misyonu’nun-AMAT- oluşmasında da kullanıldı. 1949 yılının sonunda, silahlı kuvvetler, polis veülkenin gizli servislerinin örgütlendiği  Ortak Amerikan Türkiye’ye Yardım Misyonu-JAMMAT-kuruldu. 1950’nin sonunda, Türkiye 200 milyon dolarlık askeri yardım alırken, ülkeye 1200 Amerikalı danışman geldi. 1950’den 1979’a kadar, ABD’nin resmen Türkiye’ye hibe ettiği askeri yardım miktarı 5.8 milyon dolara ulaşmıştı. Türkiye NATO’ya Yunanistan ile birlikte 4 Nisan 1952 tarihinde girdi. Aynı yıl, Cephe Gerisi şebekesinin yerel örgütü kuruldu. Örgütün adı Seferberlik Tetkik Kurulu’ydu (STK). 1965’te STK’nın adı Özel Harp Dairesi (ÖHD) olarak değiştirildi. CIA tarafından örgütlenip finanse edilen Daire’nin sevk ve idare merkezi JAMMAT ile aynı binadaydı”.

 

Cüneyt Arcayürek Darbeler ve Gizli Servisler adlı kitabında  (1950-1988) , Bilgi Yayınevi sf.202- 203) “ KIBRIS HAREKATI BOYUNCA TEK HABER GELMEDİ” adlı bölümde aşağıdaki olayı naklediyor:

“Ecevit, başbakanlığı sırasında MİT “tesislerini” gezdiğini söylüyor.

“Telefonları dinler mi?”

“Dinler” diyor. Ama çok sayıda telefon dinlenmediğini ekliyor, “nihayet olanak meselesi.”

Gizli servislere dokundurmalar yapıyor, kimi yerde alaycı, kimi yerde gizli servisin başbakanları bile izlediğini gösteren batı örnekleri vererek…

CHP grubunda bir gün gizli servislere fazla bağımlı olmamak gerektiğini, açık istihbaratın daha yararlı sonuçlar verdiğini anlatıyordu. Bir milletvekili koşup, Ecevit’in kürsüde yanına gelmiş, kulağına bir şeyler söylemiş.

Gülüyordu Ecevit, “Milletvekilinin açık istihbarattan anladığı buydu” diyor. Fazla derinliği olmayan bir söyleşiydi:

“Kıbrıs harekatından MİT’in bir yararı dokundu mu?”

“Oralara gitmezdi” dedi Ecevit: “Ama Özel Harp Dairesi Kıbrıs’ta her yere adamlar yerleştirmişti.”

İlgimi çektiğini görünce, acı bir gülümseyişin ardından ekledi:

“Harekat boyunca, Özel Harp Dairesinin adamlarından ‘tek bilgi’ gelmedi” dedi.

Kıbrıs harekatı “açık istihbaratla” başarıya ulaşmıştı…”

 

Ecevit Kılıç kitabının 201. Sayfasında da bizlere şu bilgileri vermektedir:

“Buradaki özel harp eğitimini tamamlayan Yirmibeşoğlu’nun gideceği yer Brüksel’deki NATO karargahı olacaktı. Ancak bu görev Kıbrıs’a gitmesi için ertelendi. Özel harpçilerin pratik yaptığı birlik olan Kıbrıs Türk Alayı’na katıldı. Alayın başında sonradan Genelkurmak  Başkanı olacak olan ve Abdi İpekçi cinayetinde karşımıza çıkacak olan Albay Necdet Üruğ vardı”(sf.201).

“1978 yılının Ağustos ayında Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, yaveri Kurmay Albay Orhan Kilercioğlu’nu generalliğe, özel harpçilerin çoğunlukla gittiği Kıbrıs Türk Alay Komutanlığı’na atadıktan sonra emekli oldu”(sf.230).

Gene çok önemli bir paragraf.

“Etkili isimler öldürülerek toplumda kaos yaratmak da bir özel harp tekniğiydi. Özel harp öğretilerinde, ünlü ve toplumda saygın bir yeri bulunan izimlerin öldürülmesine “seçilmiş hedef” deniliyor.”(Sf. 265)

“19 Temmuz’da 12 Mart döneminin Başbakanı Nihat Erim Dragos’daki evinin önünde öldürüldü.

Yine tam bir kontrgerilla taktiğiydi. Sağdan birisinin öldürülmesine karşı soldan bir isim de öldürülüyordu. Zaten son aylardaki olaylarda toplumsal gerilimi yükseltmak ve halkı adeta darbeye mecbur bırakmak için bu yöntem uygulanıyordu”(sf.298).

Susurluk ve Kontrgerilla Gerçeği adlı kitabında Semih Hiçyılmaz, (Evrensel Basım Yayın, sf.8) Bakın şu ilginç iddialarda bulunuyordu:

“Susurluk kazasının ortaya döktüğü gerçekler pek çok şeyi açıkça tarif etmiş olmasına karşın, olup biten yaklaşımlar, devleti koruma kaygısının ölçüsüne göre değişiyor. Kimine göre; Susurluk kazasının ortaya koyduğu gerçekler, Tansu Çiller ve eşi Özer Çiller ile Mehmet Ağar ve Mehmet Eymür tarafından kurulmuş bir “özel örgüt”ü işaret etmektedir. Kimine göre, örgütün kuruluşu Özal döneminde olmuş, ama Özal bu örgütü kullanma fırsatı bulamamış, örgütü kullanmak Çillerlere nasip olmuştur. Kimine göre ise bu örgüt 1970’li yıllarda, 12 Mart darbesinden sonra kurulmuştur. Ancak kan izleri daha da gerilere, 60’lı , 50’li yıllara doğru gitmektedir. Taylan Özgür’ün öldürülmesiyle başlayan gelişmeler, İlhami Soysal’ın kaçırılması, Kıbrıs’taki Türk Mücahit Teşkilatı adı altında gerçekleştirilen eylemler, 27 Mayıs ve 12 Mart darbesinin ortamının hazırlanmasına yönelik provokasyonları bu örgütün varlığını kabul etmeden açıklamak imkansızdır. Zaten Pentagon başta olmak üzere ABD ve NATO kaynakları, bütün NATO ülkelerinde birer kontrgerilla örgütü kurduklarını, bu örgütü her bakımdan desteklediklerini açıklamaktan kaçınmıyor.”

Kıbırs konusunda Türkiye’de yazılan kitapları okudukça bizlere şimdilere kadar ulusalcı görüşlerle anlatılan bazı  gerçeklerin aslında yalanlarla dolu olduğunu ve ulusalcılık adında vatana ne kadar ihanet yapıldığını da göstermektedir. Gerçekleri ortaya çıkarmak için okumaya devam diyorum…

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article