İsrail ve Afganistan seçimlerinde konuşulmayanlar – Özkan Yıkıcı

Must read

BM Barış Gücü’nün görev süresini uzattı, Kıbrıs sorununun hikâyesi yine anlatıldı – Alpay Durduran

Bize anlatılan yalanları bir kez daha anlamak isteyene bedavadan ders gibi anlattı. Daha dün televizyonlardan mecliste Kıbrıs sorununu değerlendirmesini yapan UBP sözcüsüne göre BM...

Oydaşmacı demokrasi – Ulus Irkad

Şimdiye kadar demokrasiler veya seçimler hep çoğunluğun haklarını savunmak olarak tarif edilmiştir. Oysa ki 21. yüzyılda demokrasi demek azınlığın haklarını savunmak, en az çoğunluk...

Bu ülkede hiç demokrasi oldu mu? – Ulus Irkad

Eğer çıkıp da bir eleştiri yaptığınızda birileri sizi tehdit ediyorsa, güvenliğinizden devamlı şüphedeyseniz ve hele hele bir yazı veya konuşma yaptıktan sonra devamlı olarak...

Hukuksuzluğa karşı direniş her yerde

YKP Sekretaryası mahkemelerde süren davaları değerlendirdi. Açıklama şöyle: YKP dahil birçok örgüt, kurum kuruluş COVID-19 başladığında yasaların uygulanmasını talep etti, UBP-HP hükümeti ise yasadışılığı normalleştirip...

Hem dünyada önek teşkil eden, hem de şu veya bu şekilde bize de düşünme zorunluluğu taşıyan iki ülkenin, salt seçimleriyle bir yorumlama yapacam. Afkanistan, tartışmasız yakın tarihimizden günümüze dek oldukça uluslar ar oluşturan ülke; İsrail ise tartışmasız başta Ortadoğu olmak üzere dünya ekonomik ve siyasetin göbeğine oturtulup, uluslar arası kuralların dahi uygulamama lüksüne sahip haline getirilen, nifus taşımıyla, sömürgeciliğin kalesinden birisidir. Bu özellikleri olan iki ülke, elbet konuşulmayan ve özellikle konuşturulmak kaçışında olan önemli olguları olması kesindir. Bunların toplamı ve birkaç gelişi güzel ama yerleşen İsrail lafı da duyunca, makalemi bu konuya ayırdım.

****

Son cümlemle başlayalım: aslında Cumartesi sabahına dek İsrail aklımda yoktu. Gerçi, israilde seçimler yapılırken ki ortam nedeniyle konuya hep yer vermeği de aklımdan geçiriyordum. Tatil yaşayışı ile sonradan gelişen önemli olaylar sonucu olayı öteledim. Nerede ise on güne gelen seçim sürecinden söz ediyorum. Fakat, bu sonuçlarla ve hükümet kurma ikilemi yanında, Filistin boyutu da eklenince, yine de yazacaklarım, geç kalmanın anlamını da taşımıyor. Çünkü, israilin önemi ile yaşanılan olaylar, istenmese de unutulsa da her derinleşen boyut içinde İsrail mutlaka vardır. Nitekim, en canlı iki örneği, Suriye krizinde İsrail hiç konuşulmaz gibi olsa da arada atılan füzeler dahi haber yapılmasa  da Suriye gelişmeleri ile İsrail politika saydamlaşması, her sorgulamada karşımıza gelir. Yeter ki bunu haber olarak kulanmak iste. Yine, Akdeniz ve hele Doğu Akdeniz konusunda özellikle enerji deniz alanlarında artık İsrail resmen politik tavırla ve güç ekonomik gerçekle önemli oyunculardan birisi olup, “Türkiye gibi değil de” direk kitabına uydurup anlaşma dahi yapıp geleceğini geliştiriyor. Bunlar, son İsrail seçimi ve kurulacak hükümet bakımından önemli esrumanlar. Ayrıca, işkal altında veya ilhaklaşan Filistinlilerin bu seçimlerde oy hakları dahi olmama koşulu da hiç nerede ise konuşturulmuyor. Bize, “demokrasi bakımından, Ortadoğunun önemli tek ülkesi” olarak yuturuluyor.

Sokakta birkaç İsrail lafı duydum. Birisi, hem  israilin Kıbrıs hesabı duyulan ve kendi eklediği kurgularla “tehlikeli” anlatım yapıyordu; başka birisi de bölgemizdeki demokrasinin örneği olarak israili anlatıp duruyordu. En garip paradoks ise durmadan israililerin buradaki toprakları alıp Kıbrısı elimizden alacağını söyleyen birisinin, ganimetle kendince fetihcilikle aldığı kanla ki toprağı da yabancıları “ki sonuçta israililere” satma çelişkisine de rasladım. Bu arada, Kutretn hazretleri gibi bize kendisini hukukcu olarak satan kişiler de nedense İsrail, Kıbrıs ve Mısırın yaptığı anlaşmayı veriştirme sözlerine de tanık olduk. Oysa, kendi hukukcu olup “uluslar arası hukuk” laflarını da bolca kulanan, köpürtülerek saraya havale edilen hazret, Deniz hukukundaki münhasır alan tesbitli devletler ilkesinden haberi yokmuşcasına havada dolaşıyor! Dahası, hiçbir dayanağı olmadan hem pay isteyen, hem de Türkiyenin alanıdır safsatasını da “uluslar arası hukuk hakları” diye yuturarak yapıyordu. Bunlar, bize her konudaki İsrail ile karşılaşmanın aslında itirafıdır.

Son İsrail parlementer seçimi, sonucu ne olursa olsun, önemli mesajları tekrarlatırdı. Öyle ki başbakan olacak iki seçenek, birisi genelkurmay ötekisi başbakan ken Gazledeki meşur katliyamı yapan liderlerdir. Dahası, probaganda döneminde Ürdün vadisinde de ilhaklar yapacaklarını da net olarak açıkladılar. Buradaki kırılma noktası, Metenyahunun başbakan olmaması halinde dokunulmazığı kaldırılıp yolsuzluktan yargılanma durumunun olmasıdır. Bir de yıpranmışlık da sözkonusu. Öteki siyasal gerçeklik ise İsrail resmi partileri “Arapların ki hariç” resmen hem ilhakı hem de ırkçılığa yönelik idolojik olgularla  siyasalaşma eksenine gelmeleridir. Bu nedenle, İsrail seçimleri genel politika bakımından fazla değişkenlik yaratmayacağı, üstelik Ortadoğuda geliştirilen ilişkilerle de gelecek korkuları da pek kalmadı. Ancak, israilin siyaseti için de düşmanlık temel düşünce esrumanı kulanımına konulması da sürecektir.

Burada, kimilerini kandırıcı tutum olarak, eski başbakan Metenyahunun eğer başbakan olmadığı taktirde, yargılanması durumunda, İsrail demokrasisi olarak dünyada algı operasyonu olarak kulanılacaktır. Çünkü, birçok ülkede yolsuzlukn dokunulmazlıklar öylesine normaleşti ki İsrail gibi ülkede böylesi hukuki adım oldukça kulanım örneği de olmaya hazırdır.

Gelelim konuşturulmak istenmeyen önemli konuya: İsrail, Filistin toprakları üzerine, resmen nifus taşınarak kurdultulup, bununla kalınmayarak, bölgenin ve hat ta dünyada önemli ekonomik ve askeri siyasi güç haline geldi. B.M. kararlarını dahi uygulamayan ülke ilklerinde bulunuyor. Filistinlileri vatansız yapıp, milyonlarca Filistinli sürgünde mülteci olarak yaşıyor. Tüm kararlara karşın da son dönemde başta Golan tepeleri ve Doğu Kudüs İsrail tarafından ilhak ediliyor, Batı Şeryada yerleşimelerle yeni ilhak alanları oluşturuyor. Yetmedi, Kıbrıslıların ve özellikle Kuzey Kıbrıslıların ders alacağı bir yuturma olayı da var: 56 yılında Filistinli yetkililere ikili seçenekle “Osmanlı veya yeni toprak seçkisi” sunuldu. Filistinliler de Osmanlı olayını kabulenince, birçok toprağı bu kabul ile elden kaçırdılar! Hani, burada bazı Yeni Osmanlı açılımlı Vakıflar masalına benzeyen hamleler var ya, eğer bunun aynisi Türkiyede de kaabulenmeğe gelişirse, birçok Anadolu toprağının eski azınlık dinsel gerçeği sorunu da oluşacaktır…

Filistinli nifus önemli sayıdadır. Fakat, İsrail yurtaşlığında Filistinli yurtaş değildir. Bu milyonlarla ifade edilir. Seçimlerde oy hakları da yok. En kötü uygulamaları ise devlet baskılarını da Filistinliler yaşar. Haapisanelerde onbinlere varan Filistinli vaar. Bunlar İsrail yasalarına göre yargılanır da oy verme veya seçilme hakları yok. Nitekim, Filistinlilere seçim öncesi İsrail seçimleri ve sonuçları sorulunca, onlar “ha kokakola ha pepsi” fark bukadar dediler. Sanırım bu yanıt oldukça net ve benzerliği de açıklar. Bundandır ki bu derecedeki yakın siyasete rağmen, kualisyon ve parti simge farkı de devlet içi yapılanıştaki tuhaflık ile farklılığı da işaret ediyor. Filistinliler için başbakan kim olursa olsun, ilhak gerçeği, hapisaneye girme ve durup dururken dahi vurulma gerçekleri değişmeyecektir. Değişen, Filistin hareketindeki parçalanma ve hat ta İsrail ile buluşulan işbirlikci gerçeklikelrin verdiği silikleşme olmaktadır.******

 

Yetmişlerden beri dünya bir ülkeği hem konuştu, hem yeri gelince kendi gelecekleri için dersleri aradığı ve yeni başlangıcın ilk fitilin burada çekilme konumu yaşadı. Sovyetlerden tutun Amerikaya, sinsi İngiltere planları, dünyadaki uyuşturucu başlangıç yeri, terörizmin yayılma yerlerinden biri olarak hep Afkanistanı duyduk, konuştuk ve yazdık. Sonuçları işimize gelen şekliyle de probagandalaşanlar oldu. Örneğin, şeryatcılatrın, Talaban döneminin önemli kısmında “Afkanistanın özgürleşmesi” algısıyla haberleştirildi. Fakat şimdiki durumunu kimse konuşmuyor. Uyuşturu derken, bu ülkenin Afyon üretim merkezi haline getirilmesi veya milyonlarca yardım dolarının yok edilişinin de hesabı sorgulanmıyor.

Böylesi Afkanistanda hafta sonu seçimler yapıldı. Tam bi Afkanistan gerçekliği ile! Bonbalar patladı, Amerikan uçakları Afkan düyününü “terörisler” diye vurdular. Ama, seçim yapıldı. Bazı medyalar da “kim kazanır” yorumları yaptı. Madalyonun öteki yüzünde ise banbaşka bir renk homurduyordu! Afkanistanın geleceği için ABD ve Talaban görüşüyor, anlaşır gibi oluyorlardı. Seçilen Hükümet yok. Asşında,konuşturulmayan görüşme boyutu, Afkanistanın kendisidir. İşkalci ve ona karşı mücadele eden eski ortağı Talaban arasında oluyor. Afkanistandaki işkalin sonlanması, hükümetle ABD değil de Talaban ile ABD arasında görüşülüyor. Bu size bir düşünce tetikliyormu? Üstelik, Afkan hükümeti tanınıp B.M. üyesi. Talaban ise Uluslar arası belgelerde tehlikeli terörist örgüt olarak yazıldı. Fakat, Afkanistan yarını için düşmanlar yasal devletin dışında gelecek konuşup anlaşıyormuş sınırına geliyor!

Şimdi, bu konuşulur gibi olan ve konuşulmayan iki olay size düşünme konusu olma adayı oluyor mu? Sonra, Nivyorka bakın, Çavuşoğğlu eline sopayı alıp, hem de Kıbrıs için önerileri K. Kıbrıs adına değil direk Türkiye yetkilisi olarak söylerken, Akıncı ise Guteresin kapısında kendini pazarlamaya çalışırken, aklınıza hala “hangi iki lider” kuşkusu geliyormu? Örnekler ve dersler birlikte ele alınınca, Afkanistan işkalleri ile yeni siyasal sıçramalar yaşatırken, gelecek Afkanistan için Talaban ABD görüşüyorsa kim Afkan seçimlerini şu kazandı diye değişiklik beklesin! Ama, seçim bitip başkanlık sonucu açıklanınca, tıpkı seçimler yapılırken ki durum gibi seçilenin gelecek Afkanistanın lafazanlıklarını yapacaklardır. Bu konuşulmayanlarla konuşulsa, hemen yine adamız politikacılarının da resmi çizilecektir. Burada hesapta “solcu Mehmedali ve Akıncı” seçilirken, K. Kıbrısta demokratikleşme ve barış yakınlaşması yerine, Türkiyedeki AKP rejim dönüşüm süreci yaşatılmaya geçildi. Bu çelişkilerin doğal gerçeğine inince de bunun çelişki değil, ekilip biçilen siyasetin yapısal sonucu olduğunu anlamamız gerekir di* Olmadı. Tam aksi oldu. Çavuşoğlu önerecek, Akıncı tekrarlayacak da sonra dönüp “liderimizi cesaretlendirelim” denilecek! Birileri de onca net koşula rağmen, “Türkiye Akıncıyı istemiyor” yalanını imajlaştırıp tersiyle bize içirmeğe uğraşacak. Eğer bunu kabul edenler oldukça da devam edecek. Örneğin, hiç duydunuz mu Afkanistan yeni seçilecek başkan ile Talaban ABD görüşmeleri birlikteliği sunuldumu? Başkan için metihe veya başarısızlıklarla demokrasi denilirken, iç savaşın tarafı Talabanla neden ABD görüşüyor ikilem kuşkusu olmuyorsa, burada da net Erdoğan ve Çavuşoğlu elinde deynekle orkesrayı yönetirken, orkesrada esruman dahi çalmayan Akıncı, sırf sunuculuk yaptığı için de cesaretlendirme hikayesi yazmaya devam edelim.

Demek ki dünyadan dersler almak, bilgi edinmek ile kıyaslama gerçekleştirmek ve bizim gerçekliklerimizle konuşunca, alınacak ders, benzetecek olayla ayni yanlışa düşmeme uayrıları oldukça bol. Yukardaki hem de sonuçta ezber ile sonuçalrının önemi vurgulanan iki değişik seçime bakınca, alınacak çok önemli bilgielrle, deyerlendirme yapmalara katgı yapması da kesindir. Afkanlar başkan ve dünyada tanılnan devlet gerçeği ile Talaban ABD gelecek görüşme ve işkal koşulu sonuçta K. Kıbrıs ilhaklaşma engelinde Akıncı değil Türkiye gerçeğine de eğer cesaret veya çıkardan kaçma varsa kolayca ulaşılınır. Dileyen dilediğini alsın. Ama, yarınların da çalınması, kaçırılması ve hele bile bile satılması ise gelecekte pek de iyi anımsatmalar brakmayacaktır.

 

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

BM Barış Gücü’nün görev süresini uzattı, Kıbrıs sorununun hikâyesi yine anlatıldı – Alpay Durduran

Bize anlatılan yalanları bir kez daha anlamak isteyene bedavadan ders gibi anlattı. Daha dün televizyonlardan mecliste Kıbrıs sorununu değerlendirmesini yapan UBP sözcüsüne göre BM...

Oydaşmacı demokrasi – Ulus Irkad

Şimdiye kadar demokrasiler veya seçimler hep çoğunluğun haklarını savunmak olarak tarif edilmiştir. Oysa ki 21. yüzyılda demokrasi demek azınlığın haklarını savunmak, en az çoğunluk...

Bu ülkede hiç demokrasi oldu mu? – Ulus Irkad

Eğer çıkıp da bir eleştiri yaptığınızda birileri sizi tehdit ediyorsa, güvenliğinizden devamlı şüphedeyseniz ve hele hele bir yazı veya konuşma yaptıktan sonra devamlı olarak...

Hukuksuzluğa karşı direniş her yerde

YKP Sekretaryası mahkemelerde süren davaları değerlendirdi. Açıklama şöyle: YKP dahil birçok örgüt, kurum kuruluş COVID-19 başladığında yasaların uygulanmasını talep etti, UBP-HP hükümeti ise yasadışılığı normalleştirip...