İSLAMİ ÜLKELER VE TÜRKİYE – Ali Sarıtepe

Must read

Esnaf dükkanlarını kapatırken – Yılmaz Parlan

Mağazalar bir bir kapanmaya devam ediyor çatı çöktü... Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik çatı çökerken onunla birlikte siyasi çatı da çöktü. İnsanlar çözüm ne? diye soruyor. Anlatıyorum kapıları...

Son yıllarda; ülke ekonomisinin gelmiş olduğu yer ve gerekse de dünya kapitalizminin gelişmişlik seyri içerisinde, ileri ekonomilerin bütünde üretimi dizayn etmeleri neticesi olarak, Türkiye ekonomi politiği de kendini yeniden düzenlemek zorundaydı.

İthalata dayalı ekonomi politiğin Türkiye’de yaşamını doldurması ve sistemin ihracat eksenli yapılanmaya dönüşmesi neticesinde, Türkiye; yakınına ve uzağına yeni bir pencereden bakmak durumunda olduğu noktaya geldi.

Özellikle AKP iktidarını, dönemin ekonomik sıkışmışlık halinin yaratmış olduğu sonuç olarak da okunması gerekir.

Türkiye kapitalizminin ürettiklerini kendi iç pazarında tüketimi ile kendisini aşamayacağı gerçekliğinin ortaya çıkması ile, Türkiye ekonomi politiğinin sonuçları olarak TC dış politikası da kendisini yeni prensipler üzerinden tarif etme noktasına gelmişti.

Komşularla sıfır sorun ve İslami ülkelerle dinamik bir ilişki.

Kendisinin sahip olduğu tarihi miras itibariyle tüm komşuları ile sorunları olan devlet; herkesi düşman görme politikasından, ekonominin mevcut durumundan dolayı vazgeçmek zorundaydı.

Sorunları; masanın karşı tarafındaki tarzda olarak ele almanın bir getiriye tekabül etmeyeceği, bunun yerine masanın aynı hizasında/yanında ama problemlerinde olduğu farkında lığı içerisinde politik tarzlar geliştirilmesi, ekonominin yapısına daha bir uygunluk göstermekteydi.

Son döneme kadar İslami ülkelerle olan ilişkileri alt seviyede olan Türkiye, ekonomisine esas olarak Avrupa pazarı üzerinden devamlılık sağlamayacağı bilinciyle ikinci adım olarak da, bu tip ülkelerle ilişkilerini yeniden güncelleştirdi. Ekonomideki gelişmişliği ile İslami ülke ekonomileri içerisinde en güçlülerden olan Türkiye ekonomisi, dolayısıyla yeni pazarlar alanını da bulmuş oluyordu.

Bu ülkelerin ekonomik gelişmişliğin geriliğine rağmen, özellikle petrol ve doğalgaz başta olmak üzere başka yer altı zenginliklerine sahip olması finansal güçlerinin yüksek olmasına imkan sağlıyordu.

Tam da bu noktada, Türkiye; ekonomik, teknolojik ve kalifiye iş yapma gücüyle, yüksek finansal gücü olan bu ülkelerle yeni bir ilişki biçiminin gerekli olduğunu anlatan yeni bir ilişki düzenlemektedir.

Kimi anlayışlarca, eksen kayması olarak ifade edilen bu yeni ilişki biçimi Türkiye gelişmişliğinin bir sonucuydu. Dış politikaya yansıması da; sorunları olan devletler arasında sorun çözücü konumunda olmak, kimi devletlerdeki iç sorunlar karşısında da soruna taraf olmak değil, soruna karşı ortak payda yaratmak ve sorunu çözmek, o olmazsa sorunu yaşanabilir seviyede tutmak politika tarzını kendine yol seçti.

Özellikle, Filistin sorunu karşısında takınmış olduğu tavır ile, İslami halklarda kazanmış olduğu sempati ile Türkiye politikası; politikanın ikili gücünde/ikili karakterinde kendisini tanımlama zorunluluğu noktasına gelmiş bulunmaktadır.

Sıfır sorun politikasının dış politikada etkin olmasının yolu, ülkenin iç yapısına da sıfır sorun üzerinden yaklaşılması gerekliliğidir. Sorunları çözmek, toplumu barışık tutmak ve yaşayanlarının yönetime katılmasını sağlayabilmek için yerinde yönetim/ yerelde yönetim kanallarını en geniş biçimde tutarak,çözüm yaratılması gerekmektedir.

Dış politikada ki sıfır sorun tarzının iç politik yaşamda böyle bir karşılık bulması, en başta halkların birbirine empati ile bakmasına vesile olur ve Türkiye bu anlamıyla da çekim merkezi karakterine kavuşmuş olur.

Bunun ötesinde, iç politikadan güç almayan sadece devletten devlete politikayı esas aldığında ise Türkiye politikası kendini yeni açmazlar içerisinde bulacaktır.

Her ne kadar, Türkiye kapitalizmi konu ekseninde ki ülke ekonomilerinden ileride ise de, ekonomisinin yön verici karaktere sahip olmamasından dolayı oluşacak olan ilişkilerden kendisine iç yansımalarında olması kaçınılmaz olacaktır.

Çünkü; İslam ülkelerine baktığımız da bu ülkelerde kimi istisnalar hariç, devletlerin baskıcı karakterleri ön plandadır. Toplumlar; demokratik hak ve özgürlükler anlamında en geri noktalarda tutulmuşlardır. İslami din, iç ve dış politikada tamamen siyasete kullandırılmıştır.

Kendi iç politikasından güç almayan bir dış politika/dış ekonomi politika bu durumda ilişkiye girdiği ekonominin egemen siyaset karakterinden etkilenmemesi mümkün olmayacaktır. Hele ki; petrol, doğalgaz vb. kaynaklar üzerinden yükselen finansal güçlülükleri, bu tür ekonomilerin dış politikalarında kimi zamanda çok ağırlıklı olacaktır.

Dolayısıyla; Türkiye’nin son dönemlerde canlandırmaya çalıştığı “İslami ülke ekonomileri birbirimize yeteriz” anlayışı kendi içerisinde de demokrasiye teğet durma tehlikesini de barındırmaktadır.

İslami değerler üzerinden yükselen dış politika karşılık olarak iç politikada tekçi anlayışı ve İslami yaşam anlayışına tekabül edecektir.

Türkiye; G 20 de olmasının altını demokrasi değerleri ile döşemediği müddetçe ne kendi içerisinde yaşanabilirlik ölçütünü tutturacaktır ne de dış politikasında orunları çözücü, sıfır sorun noktasında olabilecektir.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

Esnaf dükkanlarını kapatırken – Yılmaz Parlan

Mağazalar bir bir kapanmaya devam ediyor çatı çöktü... Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik çatı çökerken onunla birlikte siyasi çatı da çöktü. İnsanlar çözüm ne? diye soruyor. Anlatıyorum kapıları...