HERYERDE TEPKİ VAR – Ulus Irkad

Must read

Esnaf dükkanlarını kapatırken – Yılmaz Parlan

Mağazalar bir bir kapanmaya devam ediyor çatı çöktü... Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik çatı çökerken onunla birlikte siyasi çatı da çöktü. İnsanlar çözüm ne? diye soruyor. Anlatıyorum kapıları...

Kıbrıslı Türklerin 2000’li yılların başlarına kadar süren tepkileri şimdilerde artık ekmek paralarına ve işlerine de el uzandığından dolayı kitlesel hiddete dönüşmüş. Doğu Akdeniz Üniversitesi’ndeki ilkokul ve kolejin peşkeş çekilmesi artık tehlikenin kapıya dayandığının bir göstergesi. Her şey satılmakta ve halka da söylenmemekte. İki sene önceki seçimlerde UBP lideri ne diyordu? “Çözüm cebimde, merak etmeyin…” Öyle miydi? Elbette değildi? Kendisine Türkiye’den dayatılan paketi kabul etmişti. Ama bunları seçim sırasında halka söylemiyordu. CTP sırf bu yüzden, yani paketi uygulamayacağı için istifa etmişti. Peki istifa ederken halka niye doğruları söylemiyordu. Olur da parti gene ileride hükümet olursa ve bir de seçimler sırasında oylarını kaybetmesin diye… Çünkü Kuzey Kıbrıs’ta her şeyin maalesef icazet içerisinde olduğunu kendileri de bilmektedirler. Ama halkın karşısına çıkıp da bir günden bir güne bu gerçekleri söyleyememektedirler. Ne yapıyorlar? Seçimler sonrasında kitap yazıp,” İşte bu bu olaylar oldu, bize de bunları söylediler” demektedirler. Peki ama bu adamlar yani CTP’li dostlarımız yerinde ve anında tepkilerini ortaya koymakta mıdırlar? Hayır, onu yapamıyorlar. Sonra da seçimler geldiği zaman herşeye güya sil-baştan başlayacaklarmış edasıyla gene hükümetçilik oynama oyununa girişmekte ama sonuçta halka gene hüsranlar yaratmaktadırlar. CTP’nin halka doğruları söylememesi maalesef halktaki umutsuzluğu bir o kadar daha artırmakta ve halkın toparlanamamasında ve siyasetçilere güven duyamamasındaki en büyük neden de bu olmaktadır.

Peki UBP ne yapmıştır? UBP, CTP’nin yanlışlarına oynamıştır. Seçimlerde hiçbirşey söylemeden seçimleri kazanmış, seçimler sırasında sanki de daha değişik ve bağımsız bir ekonomik politika uygulayacakmış, halkı refaha çıkaracakmış imajı vermeye çalışarak, halktaki umutları bir o kadar daha artırmış ama geldiği zaman kendisinden istenileni bu defa da daha acımasız uygulamaya başlamıştır. Yani yeni gelen UBP, eskisinden de daha kötü, 37 sene varolan çürümenin yaratıcısı UBP’den başkası değildi. Bırakın onu, şu anda daha da bencilleşmiş, daha da kişisel menfaatler peşinde koşar olmuştu. UBP, her türlü devlet gücü baskısını da uygulamakta bir beis görmemektedir. Halka karşı güvensizliğinin en büyük örneği, sendikalar meclise yürüdüklerinde veya elçilik etrafında toplanıldığında en sert önlemleri almayı normal görmesidir. Pek tabi ki eğer UBP bu

yapacaklarını seçimler sırasında açıkça söyleseydi, o da aynen CTP’nin 2003 yılındaki seçimlerdeki başarısı gibi iki sene önceki başarısını gösteremeyecekti. Ama diyelim ki gene başarı gösterse veya bugünkü koşullar kalmak şartıyla seçimlerde galip gelse bile meclis içerisindeki sol diye ortaya çıkan partilerin bilmesi gereken, seçimlerle serbest iradenin yansımasının bu ülkede birçok gayrı hukuki koşullar nedeniyle olamayacağını ve halkın serbest iradesinin yansıması sloganıyla mücadele etmeleri gerektiğidir. Şu anda meclis içerisindeki muhalefet partileri, ne şartta isterse olsun mecliste bulunmayı bir koşul görmektedirler. Ama bu öyle mi? 37 yıldır meclis mevcut olmasına rağmen her şeyin ters ve halkın aleyhine gittiğini görmek için alim olmaya gerek yok. Hele hele son AKP paketleriyle bunların daha da ayyuka çıkacağı bir gerçek. Ayakta kalan en son kurumlar da satılmakta,

halkın realitelere uygun olmayan bir şekilde Türkiye standartlarına uyması empozesi yanlış bir şekilde uygulatılmaya çalışılmaktadır. UBP’nin gözü kara bir şekilde, rasyonaliteden de mahrum olarak uygulamaya çalıştığı bu gözü kara politikalar şu anda yaşadığımız temel bir gerçeklik olarak halk indindeki tansiyonun daha da yükselmesini getirmektedir. Belki de 2000’li yılların başlarında gördüğümüz banka krizindeki o yığınsal tepkilerin daha da şiddetlenmesini yaşayacağımız günlere doğru gitmekteyiz.

Peki bu tepkileri ve kaosu önlemek için ne yapılabilir? Yapılması gereken öncelikle Kıbrıs Türk halkının serbest ve özgür iradesinin her alana yansımasını sağlamak ve seçimlerle siyaset olarak bunun günlük hayata geçmesini perçinlemektir. Yani şu anda “Seçimsiz olmaz, muhakkak o meclise birkaç kişi gönderip o mecliste bulunup mukavemeti orada da göstermeliyiz” demek gene boşuna. Ondan önce o mevcudiyeti sağlayacak serbest ve özgür irade kavgasını başlatıp, onu elde ettikten sonra meclise girmek daha da etkili olmaz mı? Sandalyesiz olarak hep ayakta durmak mümkün mü? Önemli olan oturma ihtiyacı duyduğunuz zaman altınıza çekeceğiniz bir sağlam sandalyeniz olmasıdır. Yani sadece meclise seçilip, serbest iradesiz o mecliste oturmak bir fayda sağlamıyor. Aksine halkı zaman aşımı içinde tüketiyor.

Kıbrıs Türk halkı tükenmeyi uzun bir müddettir yaşamakta. Meclise girmeden önce yapılması gereken Kıbrıs Türk halkının var olmasını sağlamak, serbest ve hür iradesinin hayatın her alanında uygulanmasını gerçekleştirmektir.

Serbest ve hür iradenin taçlanması ise elbette sol politikaların siyasette ve ekonomik alanda başarılarıdır. Bu da unutulmamalı…

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

Esnaf dükkanlarını kapatırken – Yılmaz Parlan

Mağazalar bir bir kapanmaya devam ediyor çatı çöktü... Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik çatı çökerken onunla birlikte siyasi çatı da çöktü. İnsanlar çözüm ne? diye soruyor. Anlatıyorum kapıları...