Dimitris Hristofyas’ın BM Genel Kurulunda yaptığı konuşma

Must read

Dimitris Hristofyas, 22 Eylü’de BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’yi şikayet etti. Hristofyas, Türkiye’nin yasal olmayan oldu bittiler yaratmaya çalıştığını söyledi.

Konuşmanın tamamı şöyle:

Sayın Başkan,

66. Genel Kurul Başkanlığı’na seçilmenizden dolayı sizi tebrik ediyorum.

Size Kıbrıs delegasyonunun desteğini ifade ediyorum ve görevlerinizi yerine getirmenizde başarılar diliyorum.

 

Sayın Başkan,

Kıbrıs’a çok yakın Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde son altı ayda tarihi değişikliklere tanık olmaktayız. Köklü demokratik reformların uygulanması hedefiyle bu bölgede bir halk hareketi gelişmiştir. Reform süreçleri halkların egemen oldukları bir davadır ve bunların kan dökülmeksizin ve barışçıl bir biçimde, siyasal diyalog aracılığıyla ve uluslararası toplumun desteğiyle halkaların kendi yararına uygulanmasını diliyoruz.

Uluslararası toplum olarak, Birleşmiş Milletler Örgütü’ne üye devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstererek, bu desteği vermemiz gerekmektedir.

 

Sayın Başkan,

Kıbrıs Cumhuriyeti şiddeti tanımıştır ve şiddetin sonuçlarının acısını hala çekmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti 1974 yasadışı Türk istilasının ve bugüne kadar devam eden işgalin sonuçlarını hala yaşamaktadır. Otuz yedi yıl sonra, BM’nin ve Avrupa Birliği’nin tam üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti, topraklarının büyük bir kısmının Türkiye’nin askeri güçleri tarafından işgal edilmesinden acı çekmeye devam etmektedir.

Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kaba bir biçimde ihlal etmektedir. Kıbrıs yurttaşlarının tümünün insan haklarını ve temel özgürlüklerini ihlal etmektedir. Türkiye’nin bugüne kadarki katı tavrı nedeniyle uygulanmaksızın kalan Birleşmiş Milletler Örgütü Güvenlik Konseyi’nin bir dizi kararında bu gerçeklik ifade edilmektedir.

Tam da bu Kıbrıs sorununun özüdür. Kıbrıs sorunu öncelikle istila ve işgal sorunudur, uluslararası hukukun ve Kıbrıslı yurttaşların insan haklarının ihlali sorunudur.

1974 Türk istilasından itibaren adadaki iki toplum arasında diyalog ve müzakereler aracılığıyla barışçıl bir biçimde sorunun çözümünü hedeflemekteyiz. Tarafımızın girişimi sonrası 2008’in Eylül ayından itibaren BM gözetiminde doğrudan müzakerelerle Kıbrıs sorunun çözümü için yeni bir çaba ortaya koymaktayız. 1977’de BM Genel Sekreteri’nin gözetiminde iki toplumun liderleri arasındaki birinci Doruk Anlaşması ile iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümü Kıbrıs sorununda hedeflenen çözüm olarak belirlenmiştir. Yani üniter devletin, BM Güvenlik Konseyi kararlarında belirlendiği şekilde siyasal eşitliği olacak iki federe birimle, federal devlete dönüşümü. Bir ve tek egemenlikli, tek vatandaşlıklı ve tek uluslararası kimlikli bir devlet. Bu temel, müzakerelerin yeniden başlaması konusunda anlaşmaya varıldığında, iki toplumun liderleri tarafından 2008’de tekrardan teyit edildi.

Aynı zamanda prosedür konusunda anlaşmaya varıldı ve müzakereler BM gözetiminde bu temelde yapılmaktadır. Müzakereler, Genel Sekreter’le anlaşmanın ardından, hakemliklerin ve yapay takvimlerin her türünün men edilmesiyle, “Kıbrıslıların yönlendirilmesinde ve mülkiyetindedir”. Kıbrıs sorununun yakın geçmişteki başarısız çözüm çabalarının kötü deneyimi göz önüne alınarak bunun üzerinde anlaşmaya varıldı.

Uğraşılarımızın hedefi işgale son verecek, Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesine Türkiye’nin yasadışı bir biçimde nüfus taşımasına son verecek ve üzerinde karşılıklı olarak anlaşmaya varılacak bir çözümün sağlanmasıdır. Ülkeyi ve halkı yeniden birleştirecek ve adada kalıcı barış ve güvenlik koşullarını yaratacak bir çözümün sağlanmasıdır.

İki toplumun liderleri arasında yapılan doğrudan müzakerelerin üç yıllık süresinde Kıbrıs sorununun çeşitli yanları üzerinde bazı görüş birlikleri sağlanmıştır. Temel meselelerde daha fazla görüş birliklerinin sağlanması için sıkı bir biçimde ve son dönemde yoğun bir şekilde çalışmaktayız. Ancak özellikle son zamanlarda, Kıbrıstürk tarafının iki taraf arasında daha önce varılmış olan görüş birliklerinden dahi görüşme masasında geri adım attığını üzüntüyle gözlemlemekteyim. Kıbrıstürk liderliğinin bu tavır değişikliği Türk politikasının bölgede ortaya koyduğu olumsuzluktan ve tahrik edicilikten beslenmektedir.

Kıbrıs sorunun önemli ve insani boyutları olan bir yanı kayıplar konusudur. Müzakereler sürecinden bağımsız olarak bu konu çözüme kavuşturulmalıdır. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeli, askeri bölgelerde kazılara izin vermeli ve kayıpların akıbetinin tam olarak belirlenmesinin mümkün olması için askeri ve diğer kurumlarının arşivlerini açmalıdır.

 

Sayın Başkan,

Son yıllarda Kıbrıs Cumhuriyeti kendi münhasır ekonomik alanı içerisindeki olası hidrokarbonların tespiti ve çıkarılması için araştırmalar yapma sürecine girmiştir. Münhasır ekonomik alanların belirlenmesi için her zaman uluslararası hukukun ve özellikle de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin onaylamış olduğu Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin öngördüğü prosedürler çerçevesinde önce komşu devletlerle anlaşmalar yapıldı. Bu uğraşımızın, özellikle Avrupa için yeni enerji kaynaklarının bulunmasına katkı yapması, Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin, tüm halkımızın yararına olması beklentisi içerisindeyiz.

Olası hidrokarbonların bulunmasının ve çıkarılmasının Kıbrıs sorununda adil, işler ve yaşayabilir bir çözüme kısa sürede varmamızda Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler için güçlü bir motivasyonu daha teşkil edeceği görüşündeyiz ve böylece barış, güvenlik ve refah koşullarında, doğanın vatanımıza bahşettiği zenginlikten iki toplum yaralanabilelim.

Olası hidrokarbonların bulunması ve değerlendirilmesinin sonuçlarından, koşullardan bağımsız olarak, yararlanacaklarının güvencesini Kıbrıslıtürk yurttaşlarımıza vermek istiyorum.

Deniz zenginliğini değerlendirmek için Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik hakkını uygulama çabası, maalesef, Türkiye’nin Kıbrıs’a karşı tehditleriyle karşılaşmaktadır. Araştırmaların yapıldığı Kıbrıs’ın münhasır ekonomik alanı bölgesinde Türk deniz kuvvetlerinin hareketleri tahriki ve bölgede ek komplikasyonlara yol açabilecek gerçek tehlikeyi teşkil etmektedir.

Türkiye aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin münhasır ekonomik alanı içerisinde araştırmalar yapmak için Kıbrıs Cumhuriyeti’nin işgal altındaki topraklarındaki yasadışı rejim ile “anlaşma” imzalayarak yasadışı faaliyetlerine devam etmektedir. Türkiye’nin sadece Kıbrıs Cumhuriyeti için değil, bu uluslararası toplum için de tahrik teşkil eden yasadışı hareketini bu resmi kürsüden de kınamak istiyorum.

Türkiye ve Kıbrıstürk liderliği müzakerelerde Kıbrıs sorununun kısa sürede çözümüne katkıda bulunacak yapıcı bir tutum içerisinde olmaya odaklanmak yerine, gerginlik ve yeni yasadışı oldubittiler yaratmaya uğraşmaktadırlar. Yeni Türk tehditleri Avrupa Birliği üyesi bir devlete karşı yapılmaktadır ve aynı esnada Türkiye AB üyesi olmak için müzakerelerinde yeni başlıkların açılmasını arzulamaktadır.

BM Güvenlik Konseyi’nin daimi ve daimi olmayan üye devletlerinin ve Avrupa Birliği’nin bu konuda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik hakkını kullanmasını savunarak tutumlarını çok net bir biçimde ortaya koymalarından duyduğumuz memnuniyeti ifade etmek istiyoruz. Güvenlik Konseyi’ni, Genel Sekreterliği ve genel olarak Birleşmiş Milletler’i tehditlere, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğinin ihlal edilmesine, uluslararası hukukun ve Avrupa hukukunun ihlal edilmesinin devam etmesine katlanmayacaklarını Türk liderliğine net bir şekilde göstermeye çağırıyoruz.

Üzerinde anlaşmaya varılmış olan çerçeve içerisinde ve üzerinde anlaşmaya varılmış olan prosedür temelinde mümkün olan en kısa sürede Kıbrıs sorununun çözümü için çalışmaya devam edeceğimize tam bağlılığımızı ifade ediyoruz.

Devam etmekte olan işgalden öncelikle Kıbrıs halkı acı çekmektedir; sorunun adil, yaşayabilir ve işler çözümü için, devletin ve halkımızın yeniden birleşmesi için iyi niyetle hareket ederek mümkün olan her çabada bulunmamız doğaldır. Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler arasında güven ve işbirliğinin güçlenmesi için çalışmaya devam edeceğiz. İki toplumun yeniden yakınlaşması politikamızı oluşturan öğeyi teşkil etmektedir.

Çözüm çabasını güçlendirecek koşulların yaratılması için girişimlerimizi sürdürüyoruz. Türk işgali nedeniyle 1974’ten itibaren boş bir şekilde tutulan Avrupa kenti Mağusa’nın Birleşmiş Milletler Örgütü yönetiminde yasal sakinlerine iade edilmesi için yaptığımız öneriyi hatırlatıyoruz. Buna paralel olarak, önerimiz Avrupa Birliği’nin gözetimi altında kentin limanının Kıbrıslıtürkler tarafından kullanılmasını içermektedir. Önerimizin uygulanması müzakereleri ve iki toplum arasında güven ortamını azami derecede güçlendirecektir. Böylesi bir şey ayrıca Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş süreciyle ilgili olan Türkiye’nin müzakere başlıklarının dondurulmasının sona ermesine de yol açacaktır. Mağusa’nın boş tutulan kentinin BM idaresine verilmesinin ve kentin yasal sakinlerinin geri dönüşünün Güvenlik Konseyi’nin 1984 yılında aldığı ve Türkiye’nin uygulamayı reddettiği 550 sayılı kararla istenmekte olduğunu hatırlatıyoruz.

Gözetiminde iki toplumun liderleri arasındaki görüşmelerin yapıldığı Birleşmiş Milletler Örgütü’ne takdir ve teşekkürlerimizi ifade ediyoruz. Örgütün Güvenlik Konseyi’ne ve iyi hizmetlerini sunan Genel Sekreter’in bizzat kendisine teşekkürlerimizi ifade ediyoruz.

BM Genel Sekreteri’nin yakın bir zamanda iki toplumun liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmelerde, müzakerelerin zeminini iki tarafın da tekrar teyit etmesini ısrarla istemesi yerindedir.

BM Güvenlik Konseyi’nin 1251 sayılı kararına Genel Sekreter tarafından özel olarak atıfta bulunulmaktadır. Bu karar, Kıbrıs sorununun çözümünün Güvenlik Konseyi kararlarında belirlendiği şekilde siyasal eşitlikli, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü olacağını çok açık bir biçimde öngörmektedir. Kıbrıs’ın tümünün ya da bir bölümünün başka her hangi bir ülkeyle her hangi bir biçimde birleşmesinin ve her hangi bir biçimde taksiminin, bölünmesinin ya da ayrılmasının men edildiği bir ve tek egemenlikli, tek vatandaşlıklı ve tek uluslararası kimlikli bir devlet. BM’nin desteklemeye devam ettiği temel budur.

Genel Sekreter’in görüşmeler çerçevesinde taraflar arasında bugüne kadar sağlanan yakınlaşmaların ve görüş birliklerinin teyit edilmesini istemesinden duyduğumuz memnuniyeti de ayrıca ifade ediyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi, Kıbrıslıtürk lider bazı önemli konularda üzerinde anlaşmaya varılmış olanlardan maalesef geri adım attı. İlerleyebilmemiz ve kısa sürede çözüme ulaşabilmemiz için yegâne yolun, Genel Sekreter önünde iki tarafın üstlendikleri taahhütlere uymaları olduğuna inanıyoruz. Müzakereler geri adımlar ve geri çekilmeler olmadan ve net bir zemin üzerinde yapılmalıdır.

 

Sayın Başkan,

Orta Doğu’da yıllardır var olan yoğun anlaşmazlık şu anda müzakerelerin dondurulmuş olmasıyla karakterize edilmektedir. Uluslararası toplumun aldığı kararlarla belirlediği ilkeler zemininde barış sürecinin yeniden başlaması hayati önem taşımaktadır. Kıbrıs, müzakerelerin yeniden başlamasını desteklemekte ve iki tarafı toprak üzerinde yeni oldubittiler yaratılmasından kaçınarak, samimiyet ve iyi niyetle müzakerelerde yer almaya çağırmaktadır. İki bağımsız devlet çerçevesinde istikrar ve güvenlik koşullarında barışçıl bir geleceği hem İsrail halkı, hem Filistin halkı hak etmektedirler.

1967 sınırlarında İsrail devletinin yanında özgür ve bağımsız bir Filistin devleti hakkındaki ilkeli tezimizi koruyoruz. Buna paralel olarak, henüz çok yakın bir zaman önce İsrail’de masum insanların ölümüne neden olan faaliyetleri mahkûm ediyoruz.

 

Sayın Başkan,

New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıların onuncu yılı 11 Eylül’de doldu. Kıbrıs, uluslararası terörün yok olması için, uluslararası toplumun uluslararası hukuka dayanan tüm kolektif çabalarını desteklemeye devam etmektedir. Uluslararası teröre karşı kapsamlı bir sözleşmenin benimsenmesi dâhil, gerekli önlemlerin uygulanmasını destekliyoruz.

Dünya ülkelerinin çoğu küresel ekonomik krizden sıkıntı ve güçlükler çekmeye devam etmektedir. Sosyal eşitsizliklerin azaltılmasına, yoksulluğun ortadan kaldırılmasına, çalışanların ve genel olarak sıradan insanların haklarının güvence altına alınmasına önem veren yeni bir kalkınma modelinin hâkim olmasının gerektiğini bu kriz kanıtlamaktadır. Sağlık ve eğitim sosyal nimetlerinin daha adil dağılımına özel önem verilmelidir. Pazarın kontrolünün olmamasından ve başıbozukluktan uzak durulmalıdır. Avrupa’da ve dünyanın çeşitli yerlerindeki birçok ülkede sosyal gerilimlerin ve çatışmaların yol açtığı sorunlar, işsizlik, sosyal dışlanma gibi, ekonominin sosyal yaşamdaki etkilerine önem verilmelidir.

Refah ve dünya istikrarının sağlam temellere dayanabilmesi için, gezegenimizde çevreyi korumamız ve sürdürülebilir kaynakların kullanımını öne çıkarmamız gerektiğine hiç şüphe yoktur.

2012 yılında Rio’da gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı sürdürülebilir kalkınma için siyasi taahhüdümüzü teyit etmemiz ve geliştirmemiz açısından hepimiz için bir fırsat olacaktır.

 

Sayın Başkan,

Konuşmamı bitirirken, bugün insanlığın karşı karşıya olduğu sorunların çözümü için kolektif bir biçimde hareket etmekten başka yol olmadığını vurgulamak istiyorum. Karşılıklı saygının, dünya zenginliğinin daha adil paylaşımının, sosyal ilerlemenin ve eşitliğin, uluslararası hukukun ve insan haklarının hâkim olmasının geleceğimizi karakterize etmesi gerektiğinin herkes bilincine vardığı takdirde başarılı olacağız.

Sayın Başkan size teşekkür ediyorum.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article