BAŞKAN: Dr. Mustafa Hami (5) – Dr Bülent Dizdarlı

yazarın tüm yazıları -->
"Bu Memleket Bizim" yayınları

Bu bölümün sonunda yazacağımı başta yazmak istiyorum; Mustafa Abi hakkında yazmaya başladığımda en fazla iki,olmadı üç paylaşımla dizimi kapatacağımı düşünmüştüm. Oysa beşinci yayını yapmama rağmen ona dair ne çok anının birikmiş ama henüz kayda girmemiş olduğunu fark ettim. Değil beş on beş bölüm yazsam birbirinden ilginç anekdotlar olayları sığdıramam. Bu nedenle bugün kendi sayfamdan “şimdilik son” kısmı yayımlıyorum. Gerek hekim camiasından gerekse yakın dostlarından gelen telkinler doğrultusunda “BAŞKAN: Dr. Mustafa Hami” serisini ya kitaba dönüştürmeye ya da değişik yazarlarca hazırlanacak ve tüm hayatını içeren bir kitabın içinde bir bölüm olarak hazırlamayı sürdüreceğim. İyi okumalar dilerim:

İkinci dönemde çok aktif geçiyordu. Hami Bey, esas meşguliyetimiz yeni lokalimizin yapımı olmasına karşın, kurumsallaşma ve meslek içi eğitimden de geri kalınmasını istemiyordu. Nitekim Eylül 1996 yılında düzenlenen “Dünya’da, Türkiye’de ve KKTC’de uyuşturucu sorunu ve öneriler” adlı bir dizi panel yapıldı. Siyasiler bizi “Uyuşturucu reklamı yapıyorsunuz, bizim öyle bir sorunumuz yoktur” diye karalasa da problemin büyümekte olduğunu fark eden o dönemin polis komutanı Sayın Atilla Sav çok ilgi gösterdi. Söz konusu panel ilgili polis birimlerine yönelik Atatürk Kültür Merkezinde tekrarlandı.

Daha önce yazdığım gibi, yeni lokalin karkası için ihaleye çıkıldı. Kazanan firmaya ilk ödeme yapıldı. Ancak paramız, aidat artışına rağmen sadece bina faaliyetlerine yönelik kullanılsa bile yetmeyecekti. Çeşitli etkinlikler düzenleniyor para bulmaya çalışıyorduk. Öyle dönem olmuştu ki, ödeme zamanı geldiğinde paramız olmadığından Dr. Hami ve Dr. Sevim Bektaş kendi banka hesaplarından veriyorlar, bir nevi Birliğe kredi sağlıyorlardı.

Bu durumda 1996 genel kuruluna gitmiştik. Bu kez ilk ekipten Dr..Alper Baydar ayrılmış ama Dr. Ahmet Gulle geri gelmişti. Dr. Sevim Bektaş ikinci dönemden tek üyeydi. Dr. Hüseyin Özen, Dr. Osman Monargalı, Dr. Mustafa Yektaoğlu ise yeni yönetim kurulu üyelerimizdi.

Karkas inşaatı sürüyordu. Para bulmak için Araba Piyangosu düzenlemiştik. Beklenen desteği alamadık. Bu çok ayrı bir hikayedir ama özet olarak “Bazılarına yeni kumarhane yapıyorsunuz” ya da “Daha yeni aidat artırdık bir de piyango mu?” gibi söylemlerle muhalefet yapılması etkendi. Ama moralimizi bozmadık. Bir toplantı sırasında dönemin Sağlık Bakanı Dr. Ertuğrul Hasipoğlu, “Neden Büyükelçiye gitmiyorsunuz? Yardım heyeti proje getirene destek veriyor “dedi. Hami Bey ilk dönemde yaşadığımız tecrübeyi anlattı. “Bir daha aynı şeyi yaşamam” dedi. Sayın Hasipoğlu’ysa yeni elçinin çok farklı bir kişilik olduğunu, ziyaret edilmesinde fayda olduğunda ısrar etti. Onun yanından ayrıldığımızda nerdeyse tamamız elçiye bir ziyaretten zarar gelmeyeceği düşüncesindeydik. En azından yeni gelmişti ve ona “Hoş geldin” demek uygun olacaktır şeklinde düşünüyorduk.

Randevuyu ben talep ettim. Talebimden nerdeyse otuz dakika sonra ertesi sabaha randevu verildi. Şaşırmıştık. Hemen organize olduk. Ertesi sabah vaktinden on dakika önce yanımıza o yıl çıkardığımız, KKTC hekim ve diş hekimlerinin telefon ve adreslerini içeren “Alo Doktor” isimli rehberi ve tarafımızdan düzenlenen antibiyotik ve ilaç kullanımını eleştiren karikatür yarışması eserlerini topladığımız albümü yanımızda götürdük.

Bizi kapıda karşıladılar. Hemen Sayın Elçinin yanına götürdüler. O bizi iltifatlarla karşıladı. İzaz ikramda bulundu. “Sizin için ne yapabilirim?” diye sordu. Hami Bey bir şey istemediğimizi söyledi. Elçi Bey “Size seminer için Türkiye’den hoca getirtelim” dedi. Hami bey bunu bizim kendi olanaklarımızla yapabildiğimizi ifade etti. Ve yanımızda getirdiğimiz hediyeleri de sundu. Elçi “Ama siz laikliğin en güçlü varlığı Kuzey Kıbrıs Türk Halkının ulvi hekimlerisiniz, size mutlaka bir katkım olmalı” deyince ben dayanamayıp bina olayımıza girdim. Elçi ilgiyle dinlerdi. “Proje yanınızda mı?” dedi. Arabadaydı. Koşup getirdim. Açtı inceledi. Özellikle aldığımız arsanın yerini çok beğendi. Yardım heyetini çağırdı ve gerekli katkının çıkarılması için gerekenin yapılmasını emretti. Bizi kapıya kadar uğurladı. Hakikaten çok kısa zamanda 12000 sterlin gibi bir katkı çıktı ve karkası zorlanmadan temelini atıp bitirdik. Bu süre zarfında bir büyükelçinin yanına birçok defa ben girip çıktım. Hami abi diyaloğun benim tarafımdan sürdürülmesini istiyordu. Zira kendisi özlediği sivil örgüt yapı ve söyleminden vazgeçmiyordu.

Bu şartlarda bir gün sayın Elçi’ye “Ertuğrul abi” dedim. “Bu yardım karşılığında bizden ne isteyeceksin?”. Yüzüme bakışını hiç unutmuyorum. “iki şey” dedi ve ekledi: “biri büyük biri küçük. Büyük olan bina bittiğinde terasta beni kahve içmeye davet edeceksiniz. Küçük olansa ilkelerinizden asla vazgeçmeyeceksiniz”. Gözlerimin dolduğunu anımsıyorum. Bu vesileyle burada Kıbrıs Türklerini en yakından tanıyıp anlayan Büyük elçi ERTUĞRUL APAKAN’ı saygıyla bir paragrafla da olsa anmak isterim. Maalesef o kahveyi içmeden görev süresi bitti ama anılarımızda hep hak ettiği yerde yer aldı.

1998 yılı Eylül’ünde Dr. Hami Bey beni çağırdı. Artık yeterince piştin. Genel Kurul geliyor hazırlan başkan adayısın” dedi. Görevi alkışlarla bıraktı.

İyi bir Meslek örgütü Başkanı, Arkadaş, Aktivist, Öğretmen ve Babaydı. Saygıyla

ŞİMDİLİK SON

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,202TakipçilerTakip Et
76AboneAbone Ol

YKP basın açıklamaları