Ateş körükleyicisinden yangına çare beklenir! – Said İlhan

Must read

Balık tutmasını bilen toplum – büyük vaatlerle – plan uyarınca üretimden kopartılarak elinden oltası alılalı beri, tek amaç kapılarında “kul” yapmaktı. Aynı mahallenin çocukları bölgedeki zenginliğin paylaşımında işbirliğine girince “kurtuluş” da uzaklara taşındı. Bugün yer almakta olan oyunda Kıbrıslı toplumların “sankim kendi aralarında baş gösteren problem” algılaması büyük bedele mal etti. Oysa bedeli ödemesi gerekenler, onları birbirine “kapıştırıp” üzerinden rantını yiyenler… Son zamanlara kadar hep böyle düşünüldüğü için de zaman kaybı “felaket” eşiğine getirdi. Coğrafyanın cömertçe sunduğu “petrol” aşkından vaz geçilmesi her halde beklenmez!  NATO çerçevesi Angloamerikanlar, AB ve tabii ki “anavatanlar” Türkiye ile Yunanistan bunun asli ve yardımcı karakterleridir. Bunlara kanıp, aynı mihraklara bağlı derin devlet yapılanması EOKA ile TMT gibi kendi örgütleri yapan Kıbrıslı toplumlar da figüranları olmuşuz. Artık kimseyi inandıramayacak “hikayeler” prim yapmasa da, eli kolu bağlanan toplumların “çıkış yolunu” bulması kabul edelim ki güçleştirilmiştir. Kendi iç dinamikler yanında mutlaka dıştan “katkı” alınmasını gerektiren bir durum söz konusu. Bu da sorunun çözümünü esas faillerinden “ateşe körükle gidenlerden” yangını söndürmesi beklenmemeli diyoruz.

Dünyada hala güven duyulacak insan haklarına saygılı örgütler vardır… yeter ki doğru zaman ve doğru teşhisi yapılsın. Bizim olay tamamen insan haklarıyla alakalı toplumsallık taşıyan bir kültür ve kimlik sorunu olduğu açık. Çağın bu alandaki gelişmesiyle kazanıldığına inanılan değerleri izlemek için kurulan örgütler, Uluslararası hukuk, insan hakları sözleşmesi, anlaşmalar ortadadır. Sürekli kaynayan “kazan” coğrafyamız esasen bunu dayatıyor… çıban başı olmanın onlra da bazı bedeller ödettiği bilinmelidr. Örneğin Suriye olayı tek başına başlarını ağrıtmaktadır. Tabii ki Rusya ile Çin’in BM Güvenlik Konseyi “veto” silahı da var. Suriye’nin bir Türk savaş uçağını düşürmesi olayı savaş tamtamlarını harekete geçirmeye yetti. Doğu Akdeniz’deki zengin doğal gaz (fisiko aerio) kaynakları daha neler yaptırmaz, hele bir düşünün! Bölgede bir yangın olduğu gerçek, kimiler körükle gitmekte ısrarlı ama unutmayalım ki; içi dıştan doldurulmuş hava ile çalışan körük torbası (fuska) eğer patlatılır veya bir delik açılırsa sadece üfürükle olmayacağından işlevsiz kalmaya mahkum olacaktır. Eskiler bilir; demirci ve kalaycılarda “körük” önemliydi, zaman değişince müzelik oldu… Kıbrıslı toplumların ciddi bir dayanışma içersine girmesi halinde Uluslararası hukuku da yanlarına alarak ortak mücadelesi Kıbrıs’ı “cehenneme” çeviren körükçülerin torbasını (ta spazi) patlatır. Uluslararasında tek yanlı hareketin sonuç almada olumsuzluğu diğer kanatça anlaşılmadıkça başarı inanın ki zor görünmektedir.

 

EŞİT HAKLAR ALDATMACASI “ENTEGRASYON” YOLUNU AÇTI!

Savaş hali, ateş kes derken müzakere sürecinde nüfus taşınmasıyla vatandaşlıklar verilmesi çözümsüzlüğe oynamanın diğer adı… Dünya kamu oyu gözü önünde yer alması bundan (yarar demesek bile) doğrudan zarar görmeyecek olunması, bazı stratejik menfaatler belasına sessiz kalmayı yeğlemiştir. Annan Planı döneminde “evet” ile “hayır” pazarlıkları örnektir.  Birinin dediğine diğerinin tersini yapacağı önceden belliydi. Daha sonrasında bile BM Güvenlik Konseyi’nde oylamada Rusya’nın beklenmeyen vetosunun ne pazarlıklar sonunda alndığını kim bilir. TC başbakanı Erdoğan’ın Rusya’dan talebinin ne karşılığında sağlandığı tam bilinmese de “petrol boru hattı” veya ticari ilişkilerde yattığ tahmin edilmektedir. Diplomaside bizdeki körü körüne duygsallık olmaığı, sadece menfaatlere dayandığını biliyoruz. Ancak taşınan nüfus, verilen vatandaşlıklar kardeşlik duygusallığı, hele kontrolsüz girişlerle “eşit insan hakları” aldatmacası sonunda entegrasyon noktasına taşımıştır. İlginçtir Kıbrıs’ta toplumların eşit haklara sahip olması bir gerçeği yansıtırken, aynı kütüre sahip iddiası olanlarla eşit haklara sahip tutulmanın bunun aksini yansıtmaktadır. Biri asli hale gelirken, diğeri eritilmektedir. Anadolu’da Türk ve Kürt halklarında eşit haklar tanınması temel insan hak ve özgürlüklerin tanınması anlamına gelecektır. Bu noktada şunu belirmeliyim; Anadolu’da bugün Kürtler varlığını sürdürebiliyorsa bunu islam olduğu içindir. Gayrı müslim Rum, Ermeni, Süryani vd bakınız, arayın ki bulasınız ama bulamazsınız.

Böyle mi olmalıydı? Tabii ki hayır, hazır AB üyesi ve vatandaşıyken Türkiye’nin üyeliğine katkı ve Türkçe’nin Avrupa’da resmi dil olmasını gerçekleştirme imkanı çetrefelli “hesap”lara harcanmıştır. Nüfusun artmasının kalkınmışlıkla uzaktan akından alakası bulunmadığı ne yazık ki görülemüyor. Üretim yoksa yoksullaşmanın ta kendisi olacağını görenlere kulak tıkayanlar en ilkel savunmaya sığınırken kendi “theotik” ideolojilerine hızmet edecek oy hesabı yapmaktadır. Beslenemeyen, yeterli sağlık ve eğitim alamayanların doğal sonucu “cehalet” toplum ne yapacağı ortadadır. Üç, dört derken en son beş çocuk doğurmayı önerenlerin bunları nasıl doyuracağı hakkında bir şey söylememesi aslında gerisindeki amacı gizliyor. Kıbrıs’ta kendi kendine yeterli, kültür ve inancıyla barışık topluma baskıyla gerici bir yaşam tarzı enjekte edilmesine çalışılması çağın insan haklarına doğrudan en büyük ihlalidir. Bu konuda yapılan ve yapılacak uluslararası girişimlere toplumsal var oluş mücadelesine gönül verenlerin desteği kaçınılmazdır.

 

SIĞ SULARDA FIRTINA KOPARTILMASI! (kısa kısa)

Yazıyı yazmş, bilgisayarı kapatmak üzereyken KKTC elektrik sistemi tekleyince karanlığa kaldık… jeneratör de yok! Aklıma TC Avrupa Birliği bakanı geldi, iki gün önce ne diyordu “KKTC Rumlara yardım edecek duruma geldi”. Acaba neye dayanarak ifade edildi diye kendime sorduğumda “toplumun her kesiminden tepki alan yönetime destek amaçlı olabilir” her şey ayan beyan ortada, başka ne ola ki dedim!

NATO toplantısında Suriye’nin Türk savaş uçağı düşürmesi olayında “savaş” kararı çıkmadı. Ya ne bekliyordunuz. O kadar kolay mı? Sadece Esad yok ki, ne biley,m… artık siz anlayın! Şimdi de “Suriye’nin dostları” toplantısı gündemde… bakmayın Türkiye başbakanı Erdoğan’ın “Suriye düşmanımız” demesine, yahu sormazlar mı “nasıl dost ki bir ülkenin meşru yönetimi düşürülmeye çalışılıyor” dıştan silah ve eğitim yardımı yapılarak… bu kez Libya örneği ve gariban Kaddafi durumu olmadığı yavaş yavaş anlaşılıyor galiba!

 

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article