Ateş Dili; “Kırkiki” – Halil Karapaşaoğlu

Must read

Halil Karapaşaoğlu’nun Afrika Gazetesinde “Apartman boşluğu” başlıklı köşesinde yayınlanan yazısı

Şiirin yapraklarını teker teker “sever sevmez” yaparak sökersek, günün sonunda alacağımız yanıt ne olur? Şiir neyi sever neyi sevmez? Bu sorular saçma olmasa da, “şeye” yönelik sorgulamada, sorgulanan “şeyi” böyle bir ikilemin içine sokmak, bakışımızı daraltacağı gibi, sevmek veya sevmemek arasına indirgemek zorunluluğu olduğundan, sorgulayıcının sorgulama özgürlüğünü köreltecektir.

Şiiri çeşitli yöntemlere göre inceleyebilir, farklı teorilerden yola çıkarak eleştirebiliriz. Her hangi bir şiiri sorgulamak, sorgulanan şiiri kutsamadığı gibi sorgulayan özneyi de kutsamaz. Bu şiir dâhil diğer şiirlere yönelik yapacağım düşünme eylemi, sadece edebiyatsever bir insanın paylaşmak istedikleridir. Ben ne bir otoriteyim, ne de edebiyatta bir iktidar… Böyle bir ilişki içine ne girmek isterim ne de girerim.

Fatma Akilhoca’nın “Ateş Dili” isimli son şiir kitabını okumaya başladım. Kitap Ağustos 2012’de basılmış. Kitabın bütünü üstüne yazı yazmak yerine ele aldığım şiir kitaplarının içinde, seçmiş olduğum beş şiirle ilgili yazılar yazmayı planlıyorum. Her yazıda bir şiir… İlk şiir; “Kırkiki”

*                                *                         *

“böl ortadan beni önce ikiye/sonra kırkikiye/en cömert yaşım sen değil misin?/bir yanımda pembe gelinliğimden düşme kızlık adımı koy/bir yanıma canlarımı/zehir zemberek tadını da koy yaşamın, farketmez”

Şiir, şairin kendi kişisel yaşam deneyimiyle, adanın deneyimi arasında ilişki kurarak başlıyor. Ortadan ikiye bölünen her ne kadar da burada bahsedilmese de adadır. Kıbrıslıtürk Edebiyat’ında “bölmek” fiili hegomonik olarak adanın bölünmesi için kullanılmıştır. Bundan dolayı düşünsel algı hemen adanın bölünmesine yönelik koşullanmıştır. Burada adanın dışında başka bir bölünme söz konusu olabilir mi? Şiirin bütününe baktığımız zaman, böyle bir okuma yapılamaz sanırım.  Şair de kendi kendisini kırkikiye bölerek kendi yaşından bahsetmektedir. Şairin 1965 doğumlu olmasından ve bahsedilen şiirin de 2008 yılında yazılmasından bunu anlayabiliriz. Adanın bölünmüşlüğü üstüne çok şiir yazıldı. “İkiye bölmek” söylemi de çok kullanıldığı için çok tüketildi. Şiirde başka şairlerin yaptığı tekrarlardan, kullanılan imgelerden kaçınmak gerek ki, şiir kendi özgünlüğünü ve özerkliğini yakalayabilsin. O yüzden şiire doğrudan bu şekilde başlamak, yaratıcı olmadığı gibi, taklit ve tekrarcı bir yaklaşımdır. Özellikle, şiirin başlangıcında bunu yapmak, şiirin gizemini ve çekiciliğini tamamen ortadan kaldırır. Dördüncü dizede, şair “kızlık adımı koy” demesiyle, evli olduğunu, şu an kocasının soyadını taşıdığını anlıyoruz. Feminist teoriden yola çıkarak düşündüğümüzde, var olan ataerkil aile yapısından kurtulma isteği ortaya çıkar. Şair kendi kendini büyük bir çelişkinin içine sokmaktadır. Gelinlik kavramının kendisi evlilik demektir. Evlilik, aile kurumu ataerkil düzenin parçasıdır. Bunun yanında şairin kızlık adı da babasından geldiği için bunu talep etmesi kocasının gölgesinde yaşamak istememesine rağmen kendini başka bir erkeğin gölgesi altında yaşamaya iter. O yüzden şairin demek istediği, niyeti bulanıklaşır.  “Kızlık adımı koy”, “canlarımı” ve altıncı dizede “zehir zemberek tadını da koy yaşamın” dizelerinde şaire göre olumlu şeyler arka arkaya konmuştur. Bunu yaparak, okuyucuyu anlamsal olarak bir yere taşır. Ancak altıncı dizenin son kelimesi “farketmez”dir. “Fark etmez” fiili, öyle de böyle de olsa aynı veya nasıl olursa olsun anlamındadır. Bu da demektir ki bir belirsizlik hali için kullanılır. Burada bu dizelerin bütününe baktığımızda bir belirsizlik hali yoktur tam tersine bir emin olma hali vardır. Yukarıda da dediğim gibi olumlu şeyler arka arkaya konduğu için, “farketmezle” şiiri bitirmek anlam bozukluğu yaratmaktadır. Aynı zamanda da şiirin temposunu düşürmektedir.

*                                *                         *

Ölüme değil, ağartmaya yatarken gecemi ısrarla/soframdaki ekmeği de böl, ben gibi/doğurduğum canlar hatırına, böl/ve sıva yollarımda bin aşkla beni/adam gibi böl/uslan adam ol

Yedinci dizenin “ölüme değil” parçası hemen arkasından gelen “ağartmaya yatarken gecemi ısrarla” ile birlikte düşünüldüğünde, ölümün değil gecenin ağartılması söz konusudur. Burada kilit sözcük, ağartmak fiilidir. Ağartmak; beyazlatmak, aklaştırmak anlamındadır. İmgesel olarak “aklaştırmak” negatif çağrışımlar yapmaz tam tersine pozitif anlamları kendi içinde taşır. Bu bağlamda düşünüldüğünde, bu dizelerin arkasından gelen “bölmek” fiili bir olumsuzlama olduğundan yedinci dizenin kilit kelimesi ağartmak, dizenin içinde anlam çelişkileri yaratmaktadır. Sekizinci dize, dokuzuncu dize ve on birinci dizede geçen böl sözcükleri yine adanın bölünmesine göndermeler yaptığından dolayı klişe olduğu gibi, arka arkaya aynı anlamda kullanıldığı için okuyucuyu sıkmaktadır. Kullanılan bu kelimeler şiirin anlamsal olarak farklı yorumlanabilirliğini engellemektedir. Bu da şiirin farklı çağrışımlar yaratarak zenginleşmesini öldürmektedir. Sekizinci dizedeki “gibi” ve onuncu dizedeki “beni” şiirin içinde ritim yaratmaktadır ancak on ikinci dizedeki “uslan adam ol” mısrası okuyucuyu bir anda durdurmakta, yükseltilmeye çalışılan ritm tökezlemektedir. Hem anlamsal olarak hem de sessel olarak “uslan adam ol” dizesi kanımca şiirin içinde yersiz kalmış, fazlalık olarak kendini göstermektedir. Buna ek olarak, on birinci dizedeki “adam gibi böl” ve on ikinci dizedeki “uslan adam ol” da kullanılan “adam” sözcüğü her ne kadar “ada- adam” kelime oyununa gönderme yapılmaya çalışılmış olsa da buradaki “adam” yine yukarıdaki gibi erkek egemen bir söyleşi çağrıştırmaktadır. Bu da kadın bir şair olan Fatma Akilhoca’nın poetikasına hiç yakışık olmaz.

*                                *                         *

Sahibini aramaktan vazgeç/ sen kendine sahip ol/her el bir sahip/her sahip bir eldir başımda

On üçüncü dizeden on altıncı dizeye kadar olan bölümde, Şair, Kıbrıslıtürk solunun klasik söylemi olan “kendi kendini yönetme” arzusunu dile getirmiştir. Ancak bu arzu dile getirilirken üstünde çok uğraşılmamıştır. Bundan dolayı bu dizeler sloganvari olmuştur. Ayrıca Şair kullandığı dizelerde ne sese önem vermiş ne de şiirin ritmine.

*                                *                         *

Yıllardır sır(r)ım çıkık/kim kalaylar beni bunca şeffaflığımda/sen yap dediğimi/yasaldır çoğul kimliklerim cüzdanımda

Sırım; sicim kalınlığında ve uzun kesilmiş yumuşak meşin olmakla, meşininde ilk anlamı koyun derisi demektir. On yedinci dizedeki sır ve sırım kelimeleri birleştirilmiştir. Bu tarz oyunlar şiiri zenginleştirmektedir. “Sırım çıkık” somut bağlamda sırımın çıkması anlamında kullanılmaktadır. Aynı zamanda “sır- çıkık” da; ayak, kol çıkmasından yola çıkarak bir okuma yaparsak sırrın bir şekilde zarar görmesi, eklemlenen yerlerin zedelenmesi, kopma hali gibi farklı okumalar da yapabiliriz. On sekizinci dizedeki “bunca” sıfatı “çok” anlamındadır. “Bunca” nın yerine “çok”u koyduğumuz zaman dizenin bütününe baktığımızda bu sıfatın gereksiz olduğunu anlarız. Çünkü şeffaf olan bir şey ya şeffaftır ya da değildir. Bir şey az şeffaf ya da çok şeffaf olmaz. Az şeffaf olursa onun için başka bir kelimenin kullanılması gerekir. Yirminci dizedeki “çoğul kimliklerim” imgesinde yine Kıbrıslıtürk Edebiyatın’da çok kullanılmış çok tüketilmiştir.

*                                *                         *

Parçalarım hovarda gezgin/kapıdan sessizce sabaha düşen parça göz benim/yatağında uyuyan sırıkbacak/yüreğinde gümbürtüsünü büyüten olgun adam/iyiliklerden sıkılan kızıl kadın/darağacında sallanan umudun altında pinekleyen süliet/av tüfeğiyle kaba yerlerinden değil/dipsiz kuyularından saçmalar yiyen de, benim/ben/yine ben…  

Şiirin bu bölümü “ben” zamiri üstüne kurgulanıyor. Yapılan bütün eylemler “ben” de toplanıyor. Bu bölümün bütününde olumlu ve olumsuz eylemler şairin kendi kişiselliğini oluşturuyor. Bu minvalde şiirin girişi ve sonu arasında bir bütünlük olduğunu söyleyebiliriz. Yirmi ikinci dizedeki “sabaha düşen parça göz” imgesi yaratıcı bir buluştur. “Parça” bütünden ayrılan anlamındadır. Göz kendi başına bir bütün olmasına rağmen onu “parçalaştırmak” görme eylemini bulanıklaştırır. Buda şiirin genel havasına uygun düşer. Yirmi dördüncü ve yirmi beşinci dizelerde “adam” ve “kadının” yaşadığı duygulanım, öfke; şairin kendi duygulanımında birleşiyor ve bu da okuyucuya “değiştirme”, “başkaldırma” eylemlerinin yoğun bir şekilde yaşandığını hissettiriyor. Yirmi yedinci ve yirmi sekizinci dizelerdeki “kaba yerlerinden değil dipsiz kuyularından” şairin saçmalar yemesi de düşündürücüdür. Eğer burada acı ve zarar ifade edilmek istenmişse, kuyunun dibi olmadığından saçmalar boşlukta kaybolacak ve acı hissedilmeyecektir ama aksine kaba yerlere atılan saçmalar vücuda veya herhangi bir bölüme temas edeceğinde acı hissedilecektir. Bu noktada sanki ifade edilmek istenilenle, yazılan arasında bir tutarsızlık vardır.

*                                *                         *

Birbirimizin yazdıkları üstüne düşünme, eleştirme ya da incelemeler yapmak Kıbrıslıtürk edebiyatında sanırım şiir, öykü, roman yazmaktan daha önemli de olabilir zaman zaman. Düşünce tembeli olan bir edebiyat nereye kadar kendini geliştirebilir, nereye kadar sınırlarını aşabilir? Diğerinin yazdıkları üstüne düşünmemek aynı yerde saymamızın da tehlikesini getirecektir. Umarım bir gün eleştirinin eleştirisi, incelemenin incelemesi de yapılır. Böylelikle herhangi bir metni okurken daha fazla nelere dikkat etmemiz gerektiğini öğreniriz.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article