Ankara’da Otoriter, Kıbrısta Sömürgeci – Hakan Tahmaz – gazeteyol.com

Must read

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçenlerde Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e “Halkın istemlerine kulak ver” çağrısı yaptı. Ama kendi ülkesinde yürüyüş, gösteri yapanlara ve hükümeti eleştirenlere ise nefes aldırmıyor. Üniversite öğrencilerine karşı kullanılan şiddet ve karalayıcı dil ve tutumlar daha gözlerimizin önünden gitmeden, Perşembe günü emek ve meslek örgütlerinin, Torba Yasasınakarşı Ankara’da düzenledikleri gösteriye katılanlara tahammülsüzlüğü ve kullandığı şiddet hat safhaya ulaştı. Başbakan doğrudan kendisine karşı yapılan her türden yürüyüş, gösteri ve eleştiriyi hukuk, yasa dinlemeden yasaklama, cezalandırma, kararlama yoluna gidiyor. Her türden toplumsal muhalefeti kamuoyu nezdinde mahkum etmeye çalışıyor.

Hatta çoğu kez Başbakan, Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar’ın, Cuma günkü yazısında olduğu gibi “hükümet karşıtı gösterileri darbenin ön hazırlığı ” olarak damgalamak gibi kolaycılığa kaçıyor ve anti demokratik bir tutum sergiliyor. İşin doğrusu torba yasasına karşı gösteri yapanları, darbecilikle itham etmeye, Tayyar’ın yazısının başlığında ki gibi “böyle terbiyesizlik olmaz” demekten daha anlamlı bir söz olamaz.

Başbakanın bu türden tepkilerinin zihinsel dünyasını açığa çıkaran ve yansıtan örneklerden biri de iki gün önce Kıbrıs konusunda yaşandı. Kuzey Kıbrıs’ta Sendikal Platformun 26 Ocak günü düzenlediği Toplumsal Varoluş Mitingi’nde taşınan bazı pankartlara ve atılan sloganlara karşı tam bir sömürgeci gibi tepki gösterdi.

Olayı hatırlatmakta fayda var. Miting Kuzey Kıbrıs Türk Hükümeti’nin aldığı son ekonomik önlemlere karşı, Lefkoşa’da yapıldı. Bu kapsamda sendikalar kimi işyerlerinde iki haftadan fazla zaten grevdeydiler. Başbakanı kızdıran mitingde taşınan ve atılan “Ankara ne paranı, ne paketini, ne de memurunu istiyoruz” pankart ve slogan oldu.

AKP fethihçi anlayışı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, basında yer alan tam bir yeni tip sömürgeci devlet adamı zihiyetini yansıtan sözlerini bir hatırlayalım.

“Kuzey Kıbrıs’ta son günlerde provokatif eylemler var. ‘Güney’ (Kıbrıs) ile beraber bu işi yapıyorlar. Sonuncusu 28 Ocak’ta yapıldı. Bize ‘defol’ diyorlar. Yönetimin duyarsızlığı var. Cumhurbaşkanından Başbakana, yönetimin tavrını açık ve net koyması lazım…Türkiye’ye karşı böyle bir eyleme hakları yoktur. En düşük maaş alan memurları 10 bin liraya yakın para alıyor…Benim Başbakanlık müsteşarımın aldığı 5 bin küsur. Beyefendi 10 bin lira alıyor, bir de bu eylemi yapıyor utanmadan. Üstelik 13 maaş alıyor yılda. Sonra da “Türkiye buradan çek git” diyor… Sen kimsin de böyle, “Buradan elini çek” diyorsun? Şehidim var, gazim var… Stratejik olarak ilgiliyim… Kıbrıs’ta, Yunanistan’ın ne işi varsa, Türkiye’nin de Kıbrıs’ta stratejik olarak o işi var. Ülkemizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardır. Biz destekliyoruz… Bunun karşılığının olması gerekmiyor mu?Türkiye aleyhindeki eylemlere zemin hazırlanması kabul edilemez. Şimdi bakıyorum, (Başbakan İrsen Küçük) benden randevu istiyor, çağırıp kendisiyle konuşacağım. Soracağız…

Bu uzun alıntıyı sadece Başbakanın sömürgeci bir zihniyetini açığa çıkarılması için yapmadım.Bu sözlerin anlamı mitingde atılan slogan ve taşınan pankart gibi çok derin ve tarihsel önem sahip olduğu için yaptım. Herşeyden önce bu sözler, AKP’nin fetihçi dünyasının bir ürünü olduğuna hiç kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık. Aynı zamanda Başbakanın, Kıbrıslıtürklerden ilk kez böylesi bir tavır görmenin şaşkınlığını ve şokunu da yanısıtıyor.

Başbakan, bu tepkisel çıkışıyla hükümetinin ekonomik dayatmalarının son yıllarda Kuzey Kıbrıs’ta yol açtığı yoksullaşmayı, ekonomik sıkıntıyı ve iç göçü görmemezlikten gelmektedir.Bunları gizlemeye çalışmaktadır. Kıbrıslıtürklerin kendi kendilerini yönetme iradelerinin güçlü bir şekilde ortaya çıkmaya başlamasına duyduğu rahatsızlığa tepkisini anti demokratik bir tarzda ortaya koyarken Kıbrıslıtürkleri aşağlayan, hiçleştiren bir yaklaşım ve dil sergilemiştir. Başbakanın “sen kimsin” sözü Kıbrıslıtürkleri aşağılamanın, yoksaymanın tipik bir göstergesidir. Başbakanın bu yaklaşımına Türkiye yabancı değil. Son günlerde Kürt hareketine karşı kullandığı dil ve sergilediği tutum da aynı zihniyetin ürünü. Alevileri, Kürtleri sürekli ötekileştiren Başbakan,şimdi kendisine benzemeyen Kıbırıslıtürkleri ötekileştirmiş, aşağılamıştır.

Ancak daha da vahimi Başbakan toplumlar arası düşmanlığı körükleyen, nefret suçu işleyen sözler sarf etmiştir. Başbakanın “Kuzey Kıbrıs’ta son günlerde provokatif eylemler var. ‘Güney’ (Kıbrıs) ile beraber bu işi yapıyorlar.” Sözleri çok açık bu anlama gelmektedir.Başbakan iki toplum arasındaki kin, nefret ve düşmanlığı körükleyen bir yaklaşım sergilemiştir. Başbakan’ın “..Ülkemizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardır..” sömürgemiz olmanızdan kurtulmanıza izin vermeyizmesajı içeriyor.Başbakının unuttuğu, Mısır halkı da, Tunus halkı da kendi diktatörlerinden izin alarak isyan etmiyor. İsyan, direniş, devrim, majestelere rağmen olur, ve başarılır.

Bütün bunların gösterdiği bir başka gerçek ise, AKP’nin ve dolaysızla Başbakan Recep Erdoğan’ın Kıbrıs Sorunu’n da adil, özgür iki toplumlu bir çözümden yana olmadığıdır. Sömürgeci ve fethihçi bir zihniyet çözümün kapılarını her dayim kapalı tutmaya çalışarak Türkiye’ye tam bağlım bir devlet ve toplum arzusunu, amaçını açığa vurmuştur.. Başbakan’ı Kıbrıslıtürklerin kendi geleceklerini kendi ellerine alma isteği rahatsız etmiş. Şimdi bunun hesabını Kuzey Kıbrıs Başbakanı İrsen Küçük’e sormaya hazırlanıyor. Bunlar otoriter yönetim anlayışının dışa vurumudur. Bakalım görelim önümüzdeki günlerde iki Başbakanın görüşmesinden sonra nasıl gelişmeler olacak. Görünen o ki Ankara’nın Kuzey Kıbrıs’la işlerinin her geçen gün biraz daha zorlaştığıdır. 26 Ocak mitingi, bunun ilk işaretlerinden biri gibi görünüyor.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article