YKP Lefkoşa başkan adayı Murat Kanatlı: “Lefkoşa’yı Lefkoşalılarla yöneteceğiz”

77

logo3sHasan Yıkıcı tarafından yapılan bu röportaj 17 Mart 2013 tarihinde Afrika gazetesinin Pazar ekinde yayınlandı

“Başka bir Lefkoşa Mümkün” sloganı ile yola çıkan YKP Yürütme Kurulu sekreteri, LTB Başkan adayı Murat Kanatlı ile yerel seçimlerdeki tavırlarını, alternatif yerel yönetimcilik anlayışlarını ve solun tavrını konuştuk.

YKP uzun süredir, hatta yıllardır seçimlere girmeyen ve boykot politikası güden bir parti idi. Şimdi ise Lefkoşa erken yerel seçimlerine girme kararı aldı. Bu kararı almanız nasıl oldu ve nasıl karşılandı?

Öncelikle bazı hatırlatmalarla başlayalım, 1989’da kurulduğumuzda Mecliste idik. Alpay Durduran ve Rasıh Keskiner Meclis’te idi. Parti kurulduğunda onlar da partiye geçtikleri için YKP mecliste de temsil edilmişti. Bu nedenle, bize aksedilen birçok unvan var ama bu unvanların hiçbiri bize ait değil.

Biz 1990’larda seçimlere girerken de 90’daki seçime katılma kararını aldığımızda da alınan karar şu idi: Bu ülkede seçime seçim demenin koşulu yoktur. Ve 12-13 madde sıraladık. Kışlalarda, camilerde propaganda yapılıyor, gerçek nüfusu bilmiyoruz, askerin, Türkiye’nin müdahalesi var şeklide giden bir liste idi…

Bunların temelinde seçime seçim deme koşulları yok, bunu seçime katılarak, bu ortamın bize verdiği olanakları kullanarak anlatalım diyerek kararı aldık…

Bu ülkedeki burjuva anlamda demokratik bir seçimin oluşması anlamında mücadele verilmeli. Bunları anlatmak için ve bu ülkedeki rejimi deşifre etmek için 90 seçimlerine katılma kararı aldık.

Bir sonraki seçim ise ara seçimdi ve boykot ettik. Ondan sonraki seçime ise katıldık. 95’de 98’de ve 2000’de cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldık.

98’de Özker hocalar geldiğinde ve ismi YBH yaptığımızda bir kez daha YBH adıyla temsil edildik Meclis’te. Bunlara baktığımız zaman YKP Meclisi her koşulda reddediyor diye bir şey yok.

2002 yerel seçimlerinde ise çağrımız şuydu: Katılabildiğimiz yerde seçimlere katılacağız. Sıkıntılı bir süreçten geçiyorduk. İzzet İzcan’lar Parti’den ayrıldılar ve BKP’yi oluşturmuşlardı. O dönemde bir seçim çalışması yapmadık. Adayımızın olduğu yerde katılma, olmadığı yerde de sandığa gidilmemesi kararı almıştık.

Acente seçim dönemi

2003 seçimlerinde bir dayatma yapıldı bize. Bir dalga vardı o dönem. Neydi, ‘Denktaş’ı, UBP’yi deviriyoruz, statüko çöküyor, bu bir devrimdir’ dalgası.

‘Bu ülkeye artık güllük gülistanlık bir demokrasi gelecek, UBP’siz bir rejime gidiyoruz’ denildi. Arkasından da CTP geldi ve yaşananlar da ortada.

Bu koşullarda biz bu yalancı bahara karşı bir duruş sergiledik. 90’daki kararımızı bir kez daha masaya koyduk. 90’da katılmamızı gerektiren koşullar 2003’de katılmamamızı gerektirdi. Çünkü katılsaydık o hengamenin içerisinde, sözde AKP’nin bize hediye ettiği UBP’siz döneme taraf olacaktık. Zaten birçok kişi takıldı bu kervana ve gitti. Biz geri durduk ve dedik ki ‘bu bir acente seçimidir. AKP kendisine yeni acente çıkartıyor.’ Buna tepki göstermek için biz de insanları sandığa gitmemesi yönünde çağrı yaptık.

“Sonra da işgal koşullarında seçim olurdu olmazdı tartışması başladı”

YKP’nin resmi belgelerinde işgal koşullarında seçim olmaz diye tek kelime yazısı yoktur. YKP’nin işgal sürdüğü sürece şunu yapmayacağız diye bir kararı da olmadı. YKP her süreci ve seçimi bulunduğu koşullara göre değerlendirdi.

90’da bir adet televizyon vardı; o da BRT. Kavga dövüş o zaman bize yer verdi ve insanlara bir nebze de olsun ulaştık. 98’de özel televizyonlar vardı ve bu olanak arttı. Toplantılara katılma şansımız oldu. Ajitasyon, propaganda açısından önemli bir dönemdi.

2000 seçimlerinde ise şunu gördük medyada: Partileri ayırmaya başladılar. Parlamento içi ve parlamento dışı olarak.

BRT sana iki üç dakika verir ama, bütün özel televizyonlar büyük partilere yüklenir. Gazeteler diğer partilere 8 sayfa yer ayırırken sana küçük bir punto ayırıyor sadece.

Propaganda ajitasyon araçlarını masaya koyduk ve biz bu sakkullide yer almayacağız, ayrı bir yerde olacağız dedik.

Bunun AKP’nin bize dayattığı yeni bir rejim, bir restorasyon süreci olduğunu söyledik. Biz bunu boykot edeceğiz, içinde olmayacağız dedik. Boykot derken de yani ikili iktidar vardır da boykot edelim değildi. Tıpkı burjuva demokrasisi koşullarında uygulandığı haliyle bir tepkinin, sesin verilmesi anlamında bir boykottan bahsettik. En son Türkiye’de Kürt hareketinin 12 Eylül’de anayasaya referandumuna boykot çağrısı yapması gibi bir boykottu. Bir tarafı, bir tepkiyi ifade etmeye yönelik bir tavırdı.

2003’de bu çağrı ile AKP’nin seçeceği acenteye tepki diyerek bu tepkiyi örgütlemeye çalıştık ama hiçbir zaman seçim süreçlerinden kaçmadık. Seçim süreçlerinde hep bir propaganda faaliyetimiz oldu. Miting bile yaptık. Son seçimlerde DP sokağa bile inmedi. YKP küçüktü büyüktü, Bandista’yı da getirerek miting yaptı. Ve bir çağrıyı dile getirdi.

2003’den 2010’a kadar olan süreçte biz bir dert anlatmaya çalıştık. Bir partner bulmaya çalıştık ki bu kavgayı başka yere götürebilelim. Biz seçimden birkaç ay önce değil. Seçimin bittiği gün sendikalara ulaştık ve ‘gelin beraber önümüzdeki 2011’deki seçimleri boykot edelim, ülkeyi yerinden oynatalım’ dedik 2005’de. 2010 seçimlerine yönelik bir kampanya örelim ve en azından burjuva demokratik anlamda seçime seçim deme koşullarıyla ilgili bire reform sağlayalım. Ondan sonrasında da bir imkan doğar ve kampanya sonunda bir araç çıkartırsak ortaya, seçimlere girelim ve müdahale edelim. Ama önce burjuva demokratik anlamda seçime seçim demenin koşullarıyla ilgili bir şey yapalım. Bu olmadı.

Seçime seçim demenin koşulları

Seçime seçim demenin koşulları değişti mi peki? Yerel seçimlere girme kararı alırken, bir önceki seçimler de boykot kararı vardı şimdi ise girme kararı aldınız. Bu kararı çıkartmanız nasıl oludu? Hangi veriler ışığında ve zemininde aldınız bu kararı?

YKP 2006 hariç, bütün yerel seçimlerde taraf oldu. Yaklaşık 12 seneye yakın Değirmenlikte belediye meclisinde YKP’nin üyesi vardı. Akçay, Zümrütköy olsun muhtelif yerlerde bize yakın arkadaşlar yerel yönetimlerde yer aldılar. Yalnızca o genel kampanya çerçevesinde 2006’da da bir defa olarak yerel seçimlere yönelik boykot çağrısı yaptık. Ve o dönem boykotun yerel seçimlere yönelik etkili olmadığının gördük. Yerele özgü tartışmalar yerelin koşulları genel üzerinden boykotu anlatmayı imkanlı kılmıyor. Çünkü başka faktörler etkiliyor bunu. O bakımdan boykot çok etkili bir çağrı değildi yerel seçimler için.

Bir önceki yerel seçimlerde parti meclisinin kararı zaten bunu ilçelerebırakmaktı. İlçelere dedik ki ‘katılabildiğiniz yer de katılın.’ Biz boykotu karar olarak 2010 yerel seçimlerde değiştirdik ama katılmaya tam olarak herhangi bir yerde hazır olamadık. Aday göstermeye yönelik olarak çok da tartışmadık.

YKP’de her dönem, seçime katılmayı ve başka ne yapabileceği konusunda mutlak girelim ve mutlak boykot edelim diyenlerin dışında bir de arada onlar vardı. Burada da öyle oldu. Bu seçimlere yönelik olarak da bize anlatılan bir yerel yönetim anlayışı vardı. Çöp toplayan, suya bakan, şunun yapan filan gibi…

Ve Lefkoşa’ya bunları düzenleyenin iyi belediyeci olduğu anlatılmaya çalışıldı. Bizim geleneğimiz diyorki yerelde çok şey yapılabilir. Türkiye’de Fatsa, Hopa, Diyarbakır, Latin Amerika’da Porto Allegre ve İspanya’daki bazı yerler, yine Türkiye’de Samandağ buna örnektir. Bölgeyi bölgelilerle yönetme var, katılımcı bütçe projeleri var. O yüzden bu sürecin, tabandan yükselecek, Lefkoşalıları Lefkoşalılarla yönetebilecek bir projenin, alternatif belediyecilik anlayışını anlatabilme olanağı sunacağını gördük.

Ortak aday süreci

2010 yılından beri yerel yönetimlerle ilgili tartışmalar ve konuşmalar yapıyorduk. Bu seçimlere yönelik bizim önceliğimiz sendikaların harcını oluşturacağı ortak bir platformdu. Niçin sendikaların harcı olacağı? Çünkü siyasi partiler arasında ciddi uçurumlar var, örgütler arasında ciddi uçurumlar var, güven sorunu var. Bunları yan yana getirmenin imkanı yoktur. YKP’nin geleneği arasında siyasi partilerle seçim ittifakı olmadı. 89’dan beridir hiçbir yapıyla seçim ittifakı yapmadık, yapmayacağız da. Ama mesela bugün itibariyle konuşmaya başlar ve gelecek seneyle ilgili olarak bir proje çıkar ortaya olabilir.

O bakımdan sendikal hareketin koordine edeceği bir platformda YKP burada taraf olurdu. Zaten böyle bir çalışma sürecinde de taraf olmaya çalıştık. Ancak mümkün olmadı.

Tam da sağın çıkarına oldu aslında. Bölünmüş bir sol var sağın karşısında…

Tam da sağın çıkarına olduğu fikrine katılmıyorum. Ortak adaylık görüşmeleri sürerken de biz ısrarla sorduk. Topluma yanıltıcı bilgi vermek sorundur, netleştirelim. Biz sürekli olarak TC Elçiliği’nin kapısına giderek ne paranı ne memurunu tartışması yaparken bizim CTP ve TDP ile yan yana gelmemiz; yarın kaza ile Kadri’nin veya Suphi’nin seçilmesi durumunda, bu yapıların TC Elçiliği’nden yardım alacağı ve bunun bir sorun olarak görülmediği koşullarda, YKP olarak TDP yada CTP ile yan yana olmamızı beklemek ciddi bir çelişki olurdu.

Biz katıldığımız toplantılarda bunu sorduk, TC Elçiliği’nden yardım alınır mı alınmaz mı diye. Bizim tercihimiz yardım alınmamasındandı. Hatta şu aşamada Lefkoşa’nın kendi kaynakları üzerinden ayağa kalkması lazım. Çünkü borç ile borç kapatılmaz. Ama ilkesel olarak net bir tutumun olması gerekiyor. TDP ve CTP’nin bu konuda net bir tutumu yoktur. TC dayatmalarına karşı onurlu durabilecekler mi, bu yoktur.

Eğer şimdi derseniz siz ‘sol bölündü’; sol bölünmedi! Merkez sol kendi arasında bölünmüş olabilir, ama bizim açımızdan bizim bulunduğumuz yere hiçbir zaman yaklaşmadıkları için biz onlarla kendimizi hiçbir zaman aynı cephede görmedik.

Bize marka diye dayatılan belediyeler var. Mağusa ve Girne belediyesi! Avrupa’da en çok kavga verilen konu yerel yönetimlerde kamusal hizmetlerin taşeronlaştırmadır. Ve bugün itibariyle marka diye sunulanların tümünde özelleştirme ve taşeronlaştırma vardır.

Biri derse bize ‘biz CTP’yi destekliyoruz’ dolaylı veya direk taşeronlaştırmayı destekliyorum, özelleştirmeyi destekliyorum demektir.

Biri diyorsa eğer dolaylı veya direk ‘sola destek verin sağı geriletin’ sağı geriletmek UBP ve DP ise da CTP’yi seçecekse yarın taşeronlaştırma ve özelleştirme dayatıldığında sokakta hep birlikte bağıracaksak sonra da; “e sorry be arkadaş” olmasın diye biz bu uyarıyı yapıyoruz!

İlk tüm adayların katıldığı televizyon programında Kadri Fellahoğlu çok net Lefkoşa’yı ticari bir mantık ile yönetilmesi gerektiğini ifade etmişti.

Eğer siz kamusal değil de ticari akılla belediyeyi yönetmeye kalkıyorsanız arkasında özelleştirmeler de gelecek. Sen dersen UBP’yi geriletmek pahasına CTP benim için bir seçenektir o zaman özelleştirmenin önünü açmış oluyorsun.

O yüzde YKP olarak çok net ortaya koyuyoruz. Herhangi bir şekilde her türlü özelleştirmenin karşısında olacağız. Şu an Ziraat Bankası’yla ilgili bir kredi çalışması var. Bunun arkasından gelecek olan kanalizasyonun ve çöp toplamanın ve benzeri kamusal hizmetlerin özelleştirilmesidir. Eğer siz ihtiyaç vardır diye bu krediyi kabulleniyorsanız arkasından gelecek olanı görmüyorsunuz. Bu paket yavrusuyla beraber gelecek yavrusu da özelleştirmedir, taşeronlaştırmadır.

Biz diyoruz ki o bildiğiniz sollardan değiliz. Merkez sol ile karıştırmayın bizi. Bizi sosyalist enternasyonele üye olup da taşeronlaştırmayı, hizmet alımını, özelleştirmeyi çok dert görmeyenlerle bir tutmayın.

UBP’yi DP’yi geriletmek babında özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya, TC müdahalelerinin meşrulaştırılmasına prim verenlerle aynı cephede olmak, aynı sakküllinin içinde olmaktan mutlu olmayız.

Biz radikal solda devrimci bir siyaseti isteyen, Kıbrıs’ta bir çözüm ve askersizleşmeyi talep eden bir yapı olarak benzerlerimizle yan yana geleceksek geliriz.

Seçimde kendinize dair beklentileriniz nelerdir? Bir tahmini hesap yaptınız mı?

Bir hesap kitap yapmadık. Biz 90 seçimlerinde de yer aldık. Yaptığımız tespit şudur.

YKP’nin tepkisini gösterecek olan mühürler olacaktır. Daha önce girdiğimizde aldığımız oran %4’lerdeydi Lefkoşa’nın içinde. 98’den beridir Lefkoşa’da seçimlerde yokuz. Lefkoşa’nın demografik yapısı değişti. Ve bu seçimlere yönelik uzun bir propaganda süreci yaşamadık.

Ama Ankara’ya karşı tepki gösterenlerin sayısı da arttı bu sürede.

Yaşayarak gördüğümüz bir deneyim var seçim dönemlerinde. Biz girdiğimiz dönemlerde çok çok olumlu karşılık aldık. Kalabalık toplantılar yaptığımız köyler oldu, sempati şampiyonu olduk ama buralardan oy alamdık.

Sempati, sandığa oy olarak yansımıyor. Seçim dönemlerinde en çok CTP’den çektik, en çok onlar bize vurd. ‘Bunlar küçüktür, barajı geçmezler’ şeklinde propaganda yapmışlardı.

Seçim dönemleri zaten CTP fanları ile UBP fanları arasında geçen sportif bir karşılaşma görünümü alır.

Şimdi de en doğru en güzelini biz söylüyoruz demekte herkes ama son hafta her şey değişir. Son günlerde müdahaleler de yapılmaya başlayacak. Seçime seçim deme koşulları hala bu coğrafyada yok. Gönlü bizimle olanların bir kısmı da bize oy vermeyecek. Gönlü bizimle olup da sırf UBP gelmesin diye başkasına oy verecek olan da olacak.

Şunu da söylemek gerekir bizim coğrafyada bu rakamlar saçma sapandır. Sayıların büyüklüğüne, eşyaların büyüklüğüne, binaların büyüklüğüne faşizm ortamlarında değer verilir. Faşizm dönemlerinde heybetli binalar yapılırdı. Büyük rakamlar da böyle dönemlerde önem kazanırdı. Çünkü bu sizin birini domine etmek istediğinizde gücünüzle domine etmenizi ifade eder. Yoksa Avrupa’nın birçok yerinde radikal solun aldığı oy %2-3 arasındadır ve önemli bir oydur. Siyasi harekette pek çok iş yaptırabilecek bir oydur. Çok uzun süre şu an ana muhalefet olan Yunanistan’daki Syriza %3’lerde çakılı kaldıydı.

Alternatif yerel yönetimcilik anlayışınızı neye dayandırıyorsunuz?

Biz Amerika’yı tekrardan keşfetme niyetinde değiliz. Bizim modelimiz daha önce Türkiye’de Fatsa’da uygulandı. 89’da Porte Allegre’de uygulandı. Ve Türkiye’nin birçok yerinde uygulanmaktadır. Katılımcı bütçe konusunda canlı örnek de CHP’nin Çanakkale belediyesinde uygulanmaktadır.

Yapılan talepleri, halkın önceliklerini muhtarları aracılığıyla yerellerden toplamak,halkı söz ve karar sahibi yapma; bu gelen öncelikleri yukarda tematik meclislerde biriktirmek; ulaşım, sağlık gibi konularda hem yerellerin temsilcileri, hem de sivil toplumla beraber kararlar üretmektir.

Bizim belediyeler yasasında da var. Bütçe oluşmasından önce program yapın diye yazılıdır madde ama bu programın nasıl yapılacağı yasada yazmaz. Modelimiz bu programı yerellerin öncelikleri toplayarak, bütçeyi yerellere açarak oluşturacak ve kent konseylerinde karalaştırarak katılımcı bir bütçeyle 2014’e girmek.

Bizim modelimiz budur. Lefkoşa’yı Lefkoşalılarla yöneteceğiz iddiasındayız. Söz ve karar yetkisinin Lefkoşalılarda olacağı bir yönetim biçimini oluşturmak istiyoruz.

‘Projeleriniz neler olacaktır’ diye soruyorlar. Biz proje filan bilmiyoruz. Bunu yereller karar verecek nereye ne yapılacağını orada yaşayanlar belirleyecek.

Belediye’nin hizmet alanın açılması kamusal hizmetlerin çoğalması lazım. Belediye’nin yeteri kadar kaynak ve personeli vardır.  Bu modelde yasadışı uygulamalara karşı da tavır alınacaktır. Sayıştay’ın yasadışı kabul ettiği, usulsüz dediği borçlar ödenmeyecek. Kalan borçlar da 1 yıl ertelenecek. Önce emekçiler, işçiler ve çalışanlar ödenecek.