Yoğun gündemden el yordamı ile gerçekleri arama! – Özkan Yıkıcı

Must read

Gerçekten yaşadığımız coğrafya, özelikle yakın tarihin yazıldığı peşpeşe olayları yaşıyor. Olayların çeşitliliği, probagandanın kısgacı, savaşın siaysetin önemli araçlarından birisi olarak kulanımı ve onca yaşanan ile yalanla yanlışın örtüşüp gerçekleri kurban etme argümanları, adeta yoğunluklar altında ezilmekle karşıkarşıya brakılıyoruz. Öyle bir karmaşa ile sistemsel hegenmonya mücadele yanına, en faşist kuraların yönetimle özdeşleştiği yapılanışlar, yaşatıkları kadar, yaptıkları ile söyledikleri yalanların da adeta esiri haline brakıldık. Ben çocukluğumdan beri sadece adada değil, bölgemizdeki savaşlarla adeta normal çocuk oyuncağı ile oynar gibi yaşadık. Zaten; bölgenin önemi ve uygulanan siyasetlerin enson ürünü de Doksanlar sonrası temel kılınan Kültürler çatışmasının merkezi bölgemiz olurken, siyasal olarak da piyasalaşma ekonomik model ile şekilendirme sistemsel ilk stratejik başlangıç oldu. Bunlar Adenli çeşitli ki, doğruları yakalayanlar için, sistemin tarihini de yazma kolaylığı da sağlamaktadır. Artık normal yaşam yerine, hergün çatışma, faciya ve otoriteleşen devletlerle örülen bir insan kıyım makinesinin cenderesinde sıkışıp kalıyoruz. Onca kağosla bize öğretilenlerden sonra, bir de bakarız “Tıpkı ırak işkalinde olduğu gibi” bize söylenen ve onun üstünden savaşlar yapılan nedenlerin hepsi de yalan çıkıyor! Sanırım eyer Kıbrıs yakın tarihinin hem de çok boyutlu gerçekleri ile yüzleşseydik, bizim resmi tarihin de tüm unsurlarında yalan mekanizmasının nasıl işlediğini de görecektik….

Gerçekten hiç abartmadan belirtmek gerekir: yaşadığımız son günlerde dahi oldukça yüklü gündemlerle karşıkarşıya kaldık. Gariplik doğalaşan Kıbrıslılıkta ise, bunları yakalamadan salt parıltılan kıvılcımalrla şöylesine tutuşup sonra unutmaktayız. Oysa girişte belirtiğim gibi; eyer gerçekten sadece coğrafyamızda yaşadıklarımızı kendi gerçekleri ile bilip günümüze gelseydik, ozaman kolayca günümüzü de anlama kolaylığımız da olacaktı. Oysa brakın birikim veya gelecek öngörüleri, resmen hala etrafımızda dünyanın konuştuğu gelişmeleri burada sırf dokunmama adına haberini dahi yapmayacak kadar gazetecilik kuralları geçerlidir. Ozaman da iş bizi de sarınca “tıpkı su konusu gibi” sağasola yalpalanıp, yine birilerin dilekleri arasına sıkışıp kalırız. Politik merkezler odenli yalanlar söylüyor veya hasıraltı ediyor ki doğruya ulaşmak dahi elyordamı ihdiyacı oluşuyor. Siz elyordamı ile bulduğunuz çok acıtan gerçekleri de duyurtmak veya kabulendirmek de başka bir zorluk içermektedir. Hiç uzağa gitmeyelim; Türkiyeleşmemize karşın Cizredeki dünyanın konuştuğu “botrumdaki yakılan cesetlerin, kadın cesetinin çıplak çekilmiş resmi ile probaganda yapma” çirkinlikleri dahi burada karşılık bulmadı. Üstelik burası ikidebir yaşadığı sorunları, savaşı da papağan gibi tekrarlama lüksü de varken!***

Elyordamını kulanıp biraz karanlığı deşrek ışıkla çarpılan noktalara bakalım… Günün içsel sorunu su! Su ama kimin ne dediği de net değildir. Birileri destek, birileri karşı ve aradakiler de ordanoraya savrulup kişiye, yere göre tavır almaktadır. Onca lafta ise tek değişmeyen duruş da şu: “Türkiyenin mutlaka garantörlüğü olacaktır”! Eleştirilen Türkiyenin hesapta su politikası. Bazısı alışılan ezberle “bize su gelişinin hamasetini” yaparken, bazısı da rant aşkına olayda pay isteme karşı duruşta duruyor. Kimisi de hem koltuk hesabı, hem de alamadığı rantı düşünüp değişken türlü politik yemeği pişirmektedir. Arada “suyun özeleştirilmesine karşıyız” drlerken, epey zamandır anlaşmalarla onayladıkalrı su politikasının özeleştirme olduğunu da bilmeme duruşunda kalıyorlar.

Belli ki dünya deneğimli su özeleştirmeler eksik bilgi kadar, Türkiyeleşen “kurtarılmış aşkı da” hala kutsalığınnın ateşini koruyor. Dengesizlikler hep şu noktdada sıkışıyor: Hem şikayetci,hem de vazgeçilmezlikler arasında sonuçta vazgeçilmezlik kazandığı düşünce modeli oluştu. Tıpkı; “Hem Kıbrısı çatıştıran başta ABD ve İngilizlerdir diyenlerin, dönüp Kıbrısı da barışa getierecek olan ayni kesimlerden medet umma” gibi garip paradoksun normaleşmesine tanık oluyoruz.

Ben Kıbrısda takılıp kalmak da istemediğim için de hemen Suriye semalarına yöneliyorum. Günün tartışma olayı AZEZ oluyor. Türkiyenin devletine bakarsanız “buraya PYD giremez”! Orda olan kesim “ılımlı muhalefet kesimdir”! Batı korosuna bakarsanız “IŞİD karşı ortak mücadele edilmeli ve Elnusra da teörist örgüt” olarak kabulenilmektedir! Türkiyeleşen politik bilgi ile yetinirsek bakın nasıl bir aldatılmışlığa düşeriz! Sözkonusu olan AZEZ yerleşimi Elnusranın elinde* Üstelik ilgili yer IŞİD Nefes alma yerlerinden biri. Halep Türkiye koridorunun son kalan nadir kapılarından birisi! PYD tek değil, Demokratik Suriye cepesinin bir üyesi. Üstelik AZE üzerine Yürüyen komutanlardan birkısmı da Türkmen kökenli! Ama Türkiye AZE Demokratik Suriye yapısına değil Elnusranın elinde kalması için sınırdan toplarla müdahale ediyor! Buna Kırmızı çizgi ismini de koyuyor.

Bu gerçeklikler dahi net olarak sunulmadığı için de olay Türkiyenin Suriyedeki “ılımlı muhalefete destek ve teröre karşı mücadele” probagandasına taktırılıyor. Bu olay dahi bölgedeki gelişmeler le yaşanan denilen algıların nedenli çelişkili olduğunu kanıtlıyor. Hele de Türkiye Suriyeli Kürtleri toplarla döverken, Türkiye içinde Cizre, Silopiden sonra şimdilerde başka ilçeleri sokağa çıkma yasağına sokması da nasıl bir korkunç faciyanın gelmekte olduğunu gösteriyor!

Elyordamına dalıp karanlıktan yalan arasından ayaklayarak bilgilere ulaştıkca hep resmi ezberler bozulmaya başlıyor. Hele şu net laf çok çarpıyor! Sudilerle itifak yapıp bölgeye demokrasi getirmek! Buyrun; Sudilerle demokrasi… Şeryatın en korkuncunu uygulayan Sudiler. Daha faciyalı komiklik de şu: Sudi uçakların incirliğe gelip Suriyeye operasyon kulanım hesaplarına nedemeli? Bu oldukça gülünç ama savaş kabusunda gelecek politik umut olarak sunulmaktadır!

Başka bir tuhaflık da şu: ısrarla Davutoğlu ve Saray efendisi Erdoğan PYD Kürtlerin temsilcisi değil derken, Kürtleri PYD elinden kurtarma gibi garip bir ironi kulanıyor. Tıpkı Elnusra ve bazı şeryat gurupları desteklerken “Türkmenler” idoljik damıtılmasını yaptıkları gibi. Çünkü Ayntikürt veya Türkmen ırkçı kartı kitlesel karşılık bulup Yeni Osmancılığı fitileyip başkanlık hesaplarında desteğe dönüşmektedir!

Başka bir travma da Almanyadan geldi. Bize hep AB ve özünde Almanya örneklemi sunulurken, bazı ilkelerin öncelikli olduğu ezberletildi. Hala gerçekleri görmeyen veya para uğruna projesel esirler sorarsanız “Kopaemhak” ilkelerini söylerken; ilkeli Almanya hemen Mülteci kirli pazarlıkla tüm konulan kuralarının sildiğini de gördük. Bir mülteci pazarlıkla nasıl politikanın kirlendiğine de tanık olduk. Bunları izlemeyenler ise bize Kıbrısda şunu gayet pişkin şekilde söyleyecektir: “Türkiye Avrupaya katılmak için Kıbrıs sorununu çözmek zorundadır”! Oysa mülteci olayında nasıl pazarlık yalpan durum buna yanıtı verdiğinin de farkında olmadıkarlını da anlıyoruz. Zaten ne Türkiye AB üyelik peşinde, nede Almanlar onca çirkin pazarlıkta AB kurarlını düşünüyor!

Yumağa daldım. Elyordamı ile bazı bilgiler sundum. Unutmayın ırak işkalindeki Bleyır ile Buşun kocaman yalanlarını da yeniden ekliyorum! Şimdi konu şu: Ahali bunlarla ilgilenmek veya doğruları bulmak istiyormu? Sonuçta tıpkı gerçeği haber yapan gazeteci hapsi bulurken, yalanı savunan yazarın mersedesle gezip, kendini “donaayim” ilan etirdiği günlerden geçiyoruz. Gerçeklerin kurbanı böyle gerçekleşti.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article