Yılı tamamlarken, Türkiye – Özkan Yıkıcı

Must read

Yılın sonuna geliyoruz. Artık sayılı günler kaldı. 2019  yılı tarih olmak üzeredir. Olaylar ise akıp gidiyor. Zaman yıllık olarak sıçrarken, gelişmeler yeniden deyil de devam edip gerçekleşecektir. Artık, şu anlar, tarih halinde geçmişe yazılacaktır. Akılda kalıp, önceki yıl olarak imgeleşecektir.

Dünkü yazımda Kıbrısla başlayan kısa yıl izlerini takip etmeğe başladım. Bir anlamda, yıllardır takip etiğim, dünyadan Kıbrısa gelişi, tam aksi “Kıbrıstan Dünyaya” ulaşmak olarak tersine çevirdim. Şimdi sıra Türkiyede. Bir anlamda siz K. kıbrısta yaşıyorsanız, gerçekte Türkiye sizden ayrı pek düşünülünemeyecek duruma gelme sonucu da kesindir. K. Kıbrısta Ulaştırma makamcısı dahi Yol yapımında mühendis olup olmamayı” Elçiliğin Karayolları birokrasisine” yöneldiriyorsa, ötel  yemeği ile hükümet bozup kurdurtuluyorsa, liste hazırken, Elçilik çıkışında deyişme normaliği gibi basit konular birikimi ile ekonomik Paket imzası ile para gelme sıkışmışlığının gayet doğalaşma politik gerçeği elbet Türkiye konululurken içinde kendi aynamızı da koymak da zorunludur.

Neyazık, onca Türkiyeleşme gerçeğimize rağmen hala K. Kıbrıs Türkiye gelişmeleri belirli siyasi çizgiye hapsederken, Türkiyede de Kıbrısı hep “ulusal dokunulmaz, konuşulmaz davaya” çeviren idolojikleşmeye kondurtu. Nitekim, Bu yıl birçok konuda sanki hukuki yasalığı varmış ve K. Kıbrıs bağımsızmış gibi algıalrla başta Akdeniz krizi ve öteki gelişmeler hep tabusal süslemelerle kulanım esrumanı haline dek getirildi.

Bundandır ki nedense iki tarafta da oluşan net yapılanışa ve direk Ankaralı kordinasyonlarla idare edilen Kuzey Kıbrıs, yerine ve kulanıma göre kulanılan alan halinde idolojikleştirilip savrulmaktadır.*****

Türkiyenin 2019 yılını yorumlarken, hemen son gelişmelerle, aslında nereye gelindiğinin de net kanıtlarıdır. İstanbul Kanal dayatması, Lipyaya asker gönderme, Suriyedeki idlip gelişmeleri, ABD ile oluşan karmaşalı söylemler, Katarla içeleşen sermaye rant dönüşünmleri, Askeri ücret ilan gereği, açıklanan başta ekonomik eflasyon ile işsizlik veya büyüme rakamlarına inandırıcılığın olmaması, ekonomik krizi örtecek tuhaf laflarla “düzenlendi, refahın artışı” gibi kavramlar kulaım zenginliğine ulaştı. Kriz kelimesinin ekonomide yasaklanma aşamasına geldiği, şüpe üzerine terörist ilan edilme, AİHM kararlarını uygulamama “Kavala, Demirtaşın serbes brakılması” gibi uluslararsı kararlar yanında, içte anayasa kararlarına dahi durma yargıç gerçekleri gayet münasip hale geldi.

Dış politika ile içteki krizi örtme yanında resmen siyasal İslam duruşlu ile yeni Osmanlı hedefli fırsatı kulanma politikaları da uygulanmaktadır. Katarın sermayesinin önemli kamusal alanlara ve rant yerlerine girilirken, Lipyada İhvancıları destekleme tavrı uygulanırken, benzeri Kuzey Suriyede gerçekleştirilirken, bunlar hep politik duruşun ve fırsatı kulanım ikileminin bütünleşmesidir.

Şimdiye dek bu yıl da gösterdi ki Türkiyede AKp devletleşirken, istedikleri politikaları da fırsatı kulanıp yerine getiriyorlar. Dün olamaz denilen İstanbul hava alanı tüm olumsuzluklara rağmen gerçekleştirildi. Kanal İstanbul projesi ise şimdiden çok sorununa rağmen ısrar ediliyor. Bu arada Cumartsi Birgün gazetesinde Tarık Çengelin de anımsatığı gibi, bu kanalın konuşulup projeleşmesi 2009 Yılında ABD Mişigan ünüversitesinde projelendirildi. Boşuna deyil Kanal ile Montro sorgusu birlikte yapılmıyor*

Yine, giremez denilen Doğu Fırata, hem de ABD ve Rusya ile anlaşarak ve onların onay verdiği yere kadar Kuzey Suriyenin topraklarında da yeni müdahaleler yapıldı. Şimdi, Lipya penceresi açılıyor. Hep politik olarak Osmanlı toprağı veya Anti Kürt terörist kemeri kavramları da idolojik olarak kulanılmaktadır.

Doğu Akdeniz olayında sık sık tartışmalar ve cepeleşmeler oldu. Nedense Türkiye kamuoyu konuya devlet refleksiyle baktı. Erdoğan, geleneksel devlet bakışını hep kulandı ve iç muhalefeti de terkisine taktı. Kimse “Türkiyenin uluslararsı deniz nanlaşmasını imzalamadığını” söyleme cesareti yoktur. Hat ta, statüsü olmayan, Türkiyenin de bağımsız olduğunu kabul etmediği pratiği ortadayken, “KKTC ile yapılan anlaşma” paradoksu da kulanılıyor. Halbuki mısırla ve öteki ülkelerle olan deniz temel çelişkisi, Türkiyenin adaların hakları üzerindendir. Nitekim, ayni yanılgı Lipya olayında da kulanılıp hem de Türkiyenin askeri varlık da kazanma kuralı konularak yılın sonuna doğru bu durum da ateşlendi. Hep, çelişkileri kulanıp alan kazanma politikası kulanıldı ve şimdiye dek içte ve dışta Erdoğan bakımından başarılı denilecek kazanımlar getirdi!

Türkiyenin 2019 yılında önemli iç siyasi olayı yapılan yerel seçimlerdir. Seçimlerde tüm olanaklar ve talimatlarla yargı kararları çıkarılmasına rağmen, büyük kentlerin başkanlığı AKP elinden alındı. Bu peşinden büyük yolsuzlukların ve talanların da belgelerinin uçuşmasını getirdi. Özellikle İstanbul seçimi film olup reytin yapacak olaylar karmaşasıyla doludur. Ancak, Türkiye gerçeği ile hemen seçim sonrası önce kazanan kimilerin mazbataları verilmeyerek, sonra özellikle HDP belediye başkanlarını görevden alıp hapse atma ve giderek CHP Urla belediyesine dek batıya ulaşan Kayum fırtınası estirildi. Yüze varan belediye başkanı ve meclis üyesi görevden alınıp hapsedildi. Öylesine nedenler oldu ki resmen yanlışın sırıtmasına rağmen yargıyla bunlar yeniden seçimlerden kayuma dönüştürüldü.

Özellikle, İstanbul ve Ankara belediyelerinde manevra üstüne manevralar da yapılıyor. Paradoks olan, onca belgelerle suçlanan kesime dokunulmamasıdır. Hat da, Diyarbakırdan Vana varan kayumlar, birçok yanlışın da yapılan kişileri olup göreve atanmalarıdır. Seçilenlerin ise şüpe gibi veya olmadıkları nöbet nedeniyle nöbetteyken yaptıkları doktorluk uydurmalarıdır.

Türkiyede bu yıl ekonomide krizler gelip gidiyordu. Nitekim, rejimin istediği rakamların açıklanmaması üzerine bazı görevliler “özellikle eflasyıon ve Merkez bankası” yerlerinde bazı birokratların kafaları koparıldı. Sonra, rakamlarla iyileştirme tartışmaları yoğunlaştı. Döviz dengesiz şekilde dalgalanıp yükselip daha yüksek yerde durmaya dönüşen çizgiler izledi. Daralma ve ihracat ile italatın azalması da başka bir durum. Kamusal bankalarının kulanımıyla son olarak Simit Sarayı da 500 Milyon Dolar borcunu Ziraat Bankasıyla hiselerin alım müdahalesi oldu. Yine Vakıf Bank da Saraya bağlandı. Buna benzer birçok haber peşpeşe ngeldi. Yap işlet devret olayında Köprüler, şehir hastahanaleri ve öteki yapılara ödenen milyarlar ortaya çıktı.

Dinin siyasalaşıp özellikle Eğitimde tarikatlara ve daha üst Diyanete devir hareketleri de sıklaştı. Bunun sonuçları da Eğitimin her alanındaki başta kalite ve anlama bölümlerinde oldukça gerilemeler yaşandı. Yapılan araştırmalarlda bunlar tekrar tekrar karşımıza geldi. İş, kadın cinayetleri oldukça artı.Basın ise resmen rezalet derecesini de aştı. Hapisaneler gazetecilerle doluyor. Demokratik kırıntılara dahi saldırı yapılıyor.Çevre konusunda ordan oraya tahribatlar ve tepkilerle dolu yıl olarak yaşandı. Çanakaleden Artvine varan geniş alanda rant ile çevre çelişkileri yaşandı.

Kısaca, Türkiye aslında Siyasal İslam ile Lozan ile MOntro kaldırma hamlesi, dış politikada yeni yerler fet etme ile fırsatı kulanıp hamle yapma genel politikasıyla,içte gericileşmenin diyanet ile kriminal suçların yanına kadın olgusunu da koyup resmen yeni ama eskiye özlem yapılanması yolunda epey yol aldı. Öyle aldı ki kaybetiği yerel seçimlere rağmen müdahalelerle kendini topralayıp devlet politikasına damıtı.Kıbrısı ise Tahrif edilen anlaşmalarla kulanıp idolojik kulanımda oldukça mesafe de aldı. Kabul etmediği adalar münhasır alan olayında dönüp tanınmayan ve hukuki  olarak “Türkiyenin alt yapsı” ile deniz anlaşması yapma çelişkisi dahi yakalanamadı.

Bu arada yoksuluk artıyor. Sarayın itibarı da büyüyordu. Solda ise ÖDP yaptığı kongre ile adını Sol parti olarak deyiştirdi. Bunun geleceğini ise önümüzdeki yılda göreceğiz.

Kısaca, Türkiye, önümüzdeki yıla hemen Lipyaya asker göndermek, İstanbul kanalı,Amerika ile ilişkiler,Rusya ile pazarlıklar, Ekonomik belirsizlikteki dış sermaye hareketlerinin durumu,Amerikadan geçen yaptırımların hangilerinin uygulanacağı hızla seneye başlayacaktır. İdlip olayı ve alınan Kuzey Suriye toprakları ile genel Kürt bakışının da etkileri sarsıntılarla yaşanacaktır. Bunlar bazen Kıbrısı da saracak şekilde kucaklaşılacaktır.

Bakalım, yeni yıla giderken, Türkiyedeki devlet içi rejim deyişimi ile sistem halk ekseninde hangi hamlelerle karşımıza gelecek. Zaten bunu direk yaşayacağız. İstemesek de deniz krizi veya öteki olgular Kıbrısın da etrafından vurarak gelişecektir.Bakalım, fırsat bulup da buradaki saray hesabına da bir el atılacak mı?

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article