Unutmak ve teslimiyet birleşince – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->

"Bu Memleket Bizim" podcastını dinleyin

İspanyanın başkenti Matritde Nato toplantısı sonlandı. Sonuç bildirisi de açıklandı. Açıklamanın en dikate alınması gereken nokta ise yeni stratejinin ta kendisiydi. Birçok gündemle konular kolayca kaydırılırken, olmayacaklar da olacakmış gibi tartıştırılarak başta Natonun ne olduğu gerçeği de örtüldü. Gerçekten, son Nato zirvesinin en acıtan durumu, bizat örgütün kendisinin ne olduğu gerçeğinin resmen unutturulmasıydı. Öyle ki kimisi Natonun banbaşka örgütmüş gibi sunup, demokratik işleğiş varmışçasına algılatıldı. İsveç Filandiya üyelikten tutun bazı devletelr arası ilişkiler sanki Natonun içeriğinde olan çelişkiler gibi algılatıldı. Halbuki daha baştan herkesin şunu ta baştan bilinen gerçeğin akılda kalması gerekirdi. Nato, ne demokratik amaçlar için kuruldu, nede demokratik işleğiş sözkonusu. Nitekim onca sıralanan sorun gibi krizler, Baydının ufak görüntüleriyle yok edildi. Yeniden Natonun Amerikan gerçekliği sahnelendi. Üstelik, stratejinin de aynen tekrarı oldu. Hem kapitalizme teslim olmanın, hem de sistem içinde kalıp gerçekleri unutarak, bir anda banbaşka süslü güzelikli imajlı bir Natoyla günlerimiz dolduruldu. Buna Kıbrıs Türkiye şovu da eklenince, burada da karşılık bulmasına neden olundu. Bir farkla, tıpkı tüm yerlerde olduğu gibi, Natonun Kıbrısta  yaptıklarını unutup sisteme teslim olma sonucu Natoyu kurtarıcı görmelerin dahi oluşmasına tetikleme getirdi.

Aslında eğer sistemi sorgulayan düşünceler olsaydı, gerçekleri günümüze dek biriktirerek yorum yapılsa, son toplanan Nato ülkelrinin pek de hayra alamet olmayacağını da bilecekti. Kuşkular da olacaktı. Hele de daha dün başlayan Ukrayna savaşındaki rol ve yapılanların şeytanı uyandırmasına neden çoktan oldu. Nato metiheleri etrafta dolaşırken, askeri militarist güçler artırılırken, bunun temelerinin son Ukrayna krizi de olduğu aklın bir yerinde olacaktı. Ukrayna savaşı Korkut hocanın da belirtiği gibi “Avrupadaki faşizmin de turunsolu oldu”. Rus sanatından tutun normal vatandaşlarına dek her ülkede takınılan faşistçe ırkçı saldırılar, bir anlamda hafta içi yapılan Nato stratejisiyle, emperyalizmin yarınının da hedeflerini yansıtıyordu. Hala Nato yapısının eskiye göre daha çok geriden konuşmaya dek gerilediysek, balık havızalıkla sisteme teslim olmanın sonuçlarıdır. Oturup da yeniden Natoyu anlatma aşamasına gerilediysek, sosyalist hareketlerin yokluğunun nelere mal olduğunu da anlamamız şart. Ancak, tek eksen ve onun siyasal askeri kanat kurumsallaşması kalınca, bunu dolduracak ve bazı ülkelerin de içpolitikasında kulanım esrumanları da çalınması gayet normaldır. Hiç uzağa gitmeyelim: Türkiyenin Nato üyesi olduğunu senelerdir biliyoruz. Hat da yapılanları da yaşayarak daha net öğrendik. Darbeleri, CİA ve nice sermaye eksenli yapılanışları yaşadık. Amerikanın da Natonun merkezi olduğu da net. Üstelik Amerikan onaylı politikaların da ret edilme şansı da sıfır. Bu basit yaşanarak kanıtlanan gerçekleri unutursak şu basit yanılgılara dek geliriz. Sanki onu tahta dek getiren Natoya Erdoğanın karşı çıkacağı beklentisine inanır görünme zafiyetine gelindi. Almanya ve bazı Avrupa ülkelerinin resmen seçenek olacakları düşünüldü. Söylenen laflarla oluşturulan algı oyunlarına gelinip, Natonun miyadını doldurduğu kandırmacasını da savunma aşamasına sokacağız. Oysa son Nato toplantısı net olarak şunu kanıtladı: Nato kapitalizmin önemli kesiminin askeri ve militarist siyasal yapısıdır. Bu yapının da işlemesi için düşman yaratma, rekabet arşıtlarını kuşatma politikaları yaratarak varlığını geliştirmesi mümkündür. Rusya kuşatılmasından Ortadoğu projesine dek karşıt düşman eksenli çizgiler hep Amerikan hegemonyalı Natonun varlığı ve gelişlemesi için önemli hareket noktalarıdır. Bunu yok sayarsak, demokratiktir dersek, Macaristandan Polonyaya, Türkiyeden öteki rejimlerin yerini de sorgulamamız gerekirdi. Oysa Nato kendi içinde yükselen faşist devlet yapıları konusunda tek cümle yok. Ama, sanki olacakmış gibi de Amerikasız bazı üyelerin engeler koyacağı düşüncesini algılatıp tartıştırıldı. İsveç Filandiya konusunda bence tartışılması gereken en önemli noktalar, Türkiyenin resti değildi. Sosyal demokrat örneklerin nerelere gelindiği ve Natonun Kuzey Kutbu politikası ile Rusyayı kuşatma stratejilerine bağlı gelişmelerin olması gerekir.

Sosyalis hareketlerin gerilemesi ve tek tip düşünce sermaye modelleri sonucu, biz Natoyu dahi olduğu gibi görememe aşamasına geldik. Hat ta adamızı yerlebir eden bu yapı siyasetlerinin bize barış getireceği yalanına da inananların olmasına yardımcı olunmasına dek süreç geldi. Şimdi Nato zirvesi sonlandı. Güzel resimler de sunuldu. Açıklamalarda yine son sözü Baydın gerçekleştirdi. Natonun temel kuralı gibi. Bol bol herkesin başarı sanal hikayesi de oluştu. Bunları hiç uzağa gitmeyelim: sansürün bol uygulandığı türkiye bir başarı masalı çıkardı. Kıbrıslı federalerin eylemsiz bekleyenleri de Anastasiyadis Erdoğan fotoğrafına sarıldılar. İsveç ve Filandiya da Nato yoluna sokuldu. Hepsinden önemlisi Avrupada yükselen Anti Rusya karşıtı faşist hareketlere cesaret verildi. Belli ki Ukrayna krizi yayılma işaretlerine doğru kaydırılıyor. AB Moldovya kartından da yeraltı sesleri şimdiden yükseliyor. Kuzey Kutbuna varan yeni kriz alanlarıın kararları da alındı. Artık Nato iran, Rusya ve Çin eksenine yükleneceği kesin. Nitekim İsrail ajanları sık sık suikastlar yaparken, Ukrayna krizine Batı daha işdahla uzatıp Rusyayı yıpratmayı umarken, iklim bozulmalarıyla kuzey kutbundaki eriyen buzular sonucu yeni rekabet alanları da şimdiden politik ajandalara konuldu.

Tüm bunlar şu yanlışa düşmememizi dayatır: Nato sermayenin askeri siyasal örgütüdür. Göstermelik veya bazzı ülke siyasetine mavzeme sunma oyunlarını bir yana ötelersek, belli ki savaş riskleri artacak. Ekonomik krizler çeşitlenecek, yoksuluklar artacak ve faşist devlet yapılarının da yayılması artacaktır. Hele de düşmanlıkla beslenen ırkçılık, son yaşanan AB ülkelrinde olduğu gibi faşizmi sokakta normal şekilde yakalamak kolay olacak. Bu noktada Türkiye de seçim sürecindeyken, hala batının Erdoğandan vezgeçtiği net işaret de yok. Sadece “gidebilir” mesajını değerlendiriyorlar. Zaten Kılıçtaroğlu da şahlanarak Natoya karşı olmadığını, desteklediğini hemen haykırdı.  Tüm bunların kısa özeti, bildik Nato yeniden yeni strateji belirleyerek savaş ve krize oynayacak. Bu bedeli de yoksuluklar ve savaştaki yıkımlarla halklar ödeyecek. Taki kapitalizmi zorlayacak seçenek oluşmasına dek.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Yazarın tüm yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,224TakipçilerTakip Et
81AboneAbone Ol

"Bu Memleket Bizim" yayınlarını izleyin

"Bu Memleket Bizim" podcastını dinleyin

YKP basın açıklamaları