Toplumsal yapılar ve dönüşümler – Ali Sarıtepe

Must read

Ülkemizdeki sol niye belirleyici olamıyor – Ulus Irkad

Aydınlanma Çağı Avrupa’ya geldiğinde Avrupa’da boğazlaşmalar, Orta Çağ’da dinin olumsuz etkileri devam etmekteydi. Ama Orta Çağ’la birlikte aniden Rönesans ve Reform Hareketleri Avrupa’nın kaderini...

ABD Türkiye yörüngesinden izler – Özkan Yıkıcı

Konuya dalmadan, özet bir anımsatma yapmak gerekir. Gözden kaçırmamamız gereken sistemsel önemde gelişmeler vardır. Kapitalist yapı genelde krizlerle boğuşuyor. Ekonomik finasman bunalımı, ekolojik kriz,...

Türkiye’de Cuma operasyonları üzerine – Özkan Yıkıcı

Gecenin sessizliğine büründüm. Etrafta gezen sivri sinekler beni epey rahatsız ediyor. Yazacağım makaleyi planlarken, birden peşpeşe gelen Türkiye gelişmeleri ile dünyadan gelen eleştirilerin Kıbrıs...

Toplumsal yapılar kendini oluşturan dinamiklerin sonucu olarak belli formlarla ortaya çıkarken, kendi içerisindeki nicelik birikimleri ve hareketlilikleriyle yeni bir form özelliklerini tamamlamaya başlarlar. Toplumlardaki nicelik birikimleri ve hareketlilikleriyle formların ortaya çıkması düz bir seyir izlemekten öte, ekonomik-sosyal-siyasal-kültürel değişim ve dönüşümlerin toplamda ortaya çıkmış hali olurlar.

Cumhuriyet kurulurken, Anadolunun işgalden arındırılması anlaşmalar ve çatışmaların sonuçlarından ortaya çıkan bir hal iken; Osmanlı imparatorluğu parçalanma süreci içerisinde yaşanan, yaşatılan demografik hareketliliğin, Cumhuriyet dönemi içerisinde de devamı neticesinde bu toplum formunun ortaya çıkmaya, çıkarılmaya başlandığı görülmektedir.

Genç Cumhuriyet kuruluşunu Türklük formu üzerinden şekillendirirken, bu formun tamamlayıcı ayağı olan İslam/Hanefi mezhebini de form paydası, tamamlayıcısı olarak da bütünleştirecektir. Herkes Türk olarak adlandırılacak ve yine herkese inanç olarak Hanefi mezhebi kuralları empoze edilecektir.

Ekonomik olarak feodal, yarı-feodal karakterde olan ülke ekonomisi; Kamu İktisadi Kurumları oluşturularak, kapitalizm egemen üretim biçimine getirilmeye çalışılırken; devlet politikası olarak da Müslüman olmayan toplulukların varlıklarından da sermaye birikimleri sağlamak diğer bir yol olarak hayata geçirilmişti.

Türkiye toplumu bu formlar içerisinde şekillendirilmeye çalışılırken, siyasal iktidar tek kişinin egemenliğinde şekillenmiş ve ll.paylaşım savaşı döneminde, devletin kendisini savaşla ilgili konumlandırmasından kaynaklanan sıkıntılarında bindirmesiyle birlikte toplum yeni bir formun eşiğine gelmiş bulunmaktadır.

Bu formun siyasete yansıyış hali çok partili hayata geçiş ve Demokrat Partinin siyaset sahnesine çıkışıdır. ll.paylaşım savaşı sonunda ortaya çıkan dünyanın yeni siyasal şekli ve Türkiye’nin ithalata dayalı kapitalist büyüme yolu ile kırsal kesimden kentlere doğru başlayan nüfus hareketliliği ile birlikte Türkiye toplumu yeni bir forma doğru evrilmeye başlamıştı.

Demokrat Parti’de ifadesini bulan yeni kümelenme, toplumun kendi görünürlülüğünü kararlılıkla ifade etmesi hali olmuştur. Türkiye halkı “Yeter Söz Milletindir” sloganında kendisini ruhsal olarak bulmuş, ekonomi de ise “Her mahallede bir milyoner” sloganı da onun ekonomik özlemine siyasal anlatım olmuştur.

1946’da başlayan bu yeni süreç, aynı zamanda ekonomik-sosyal-kültürel ve siyasal yapıda da eski ile yeninin çatışması olarakta devam ederken; devlet siyasetinin en etkin kurumlarının başında gelen ordu örgütlenmesi kendi yapısal sıkıntıları (yeni profesyönel askerlerin kadro sıkıntısı nedeniyle albaylık kadrolarında yığılmalara uğramaları ki, bu aynı zamanda Albaylar Cuntası görüntüsünün anlatımıdır da) 1960 darbesini ortaya çıkardı. Bu süreç 27 Mayıs 1960 kuruluş askeri kadrolarından emekliye ayırmaların var olan general yığılmalarını ortadan kalkmasını beraberinde getirmiştir.

Dayatılan form; Türklük (Kürt direnmelerinin bastırılması ve gayri müslümlerin ayrılması) egemen kimlik kabul edilmiş, dinin  devlet kontrolüne alınması ise toplumda karşılığını tam bulamamış, bu toplumun ortaya çıkan şekillenmiş halidir.

Eski form ile yeni form arasındaki çatışmada yeni formun hızla siyasal eskimeye gitmesinin de etkisiyle ortaya çıkan bu çatışmanın getirisi olarak 1960 Anayasası ortaya çıkmıştır.

Bu dönemde kurulan Türkİ- İş Konfedarasyonu ile sendikalar ve işçilerin sorunları sistemin biçim veremediği sorun olarak durmaktadır. Kırsal kesimden kentlere göç devam etmektedir, kentler gecekondu yükleriyle birlikte büyürken; kent hayatındaki gecekondu yaşamı aynı zamanda buraların işçi semtleri olduğu halidir. Ekonomide devlet zenginler yaratmaya devam ederken, gayrimüslim sermaya birikimlerini de yok etmenin hukuki yapısını ve toplumsal halini oluşturmaktan kendini alıkoymamaktadır.

1960 Anayasası ile seçimlere girilirken, kapatılan Demokrat Partinin yerine kurulan Adalet Partisinin almış olduğu oy oranına baktığımız zaman; Yeni Türkiye Partisinin askeriyenin ilgisine mazhar olmasına rağmen Adelet Partisinin l. parti olarak çıkması, çatışmanın yönetme kademesinde olduğunu ve toplumsal yapı formunun hala kendisini koruduğunu görmekteyiz.

İşçi sınıfının Türk-İş içerisinde sendikal örgütlenmeye gitmesi ve bu konfedarasyonun ekonomik-demokratik mücadelede edilgen olması; konfedarasyon içerisinde ayrışmayı da beraberinde getirmişti. Maden-İş, Lastik-İş, Gıda-İş gibi sendikalar başta olmak üzere; özellikle fabrikalarda örgütlü sendikaların kendi aralarında SADA (Sendikalar Arası Dayanışma) kurarak Türk-İş’te blok davranmaları toplumda form değişmelerinin talep edilmesi halidir. 1965’te İşçi Partisinin siyasi hayata girmesiyle birlikte; toplumdaki değişme talebinin siyasi ifadesi de ortaya çıkmış olmaktaydı. Türkiye toplum hayatında işçi sınıfı, aydınlar ve üniversite öğrenci kitlesinin aynı dil etrafında siyasi söylem yaratmaları; devletteki çatışmalardan bağımsız ekonomik-sosyal-siyasal ve kültürel yeni bir form talebidir.

Ve zaten odur ki, Genel Kurmay Başkanı Menduh Tağmaç 12 Mart Askeri Darbesini topluma anlatmaya çalışırken “Sosyal gelişme ekonomik gelişmenin önüne geçti” ifadesini kullanarak, 12Martın gerekçelerini ifade etmeye çalışmaktaydı.

1971 12 Martı; devlete rağmen ortaya çıkan bu toplumsal formu ezmek, yok etmek isterken, aynı zamanda kendi örgütlenmesini de kapitalizmin gereklerine göre de yeniden düzenlemesiydi. Düzenin en örgütlü gücü olan silahlı kuvvetler 1960 Anayasasından aldığı gücü 71 darbesiyle yapmış olduğu düzenlemeyle daha pekiştiriyordu.

71 12 Mart darbesi her ne kadar yeni toplumsal form talebi örgütlenmelerine yaptığı hukuki ve fiili yok etmelerle onları hareketsiz kalacak hale getirdiyse de, toplumda ki yeni form ruhu kendi gücünden bir şey yitirmemişti. Bu formun etki alanını CHP’nin 1973 yılında genel seçimlerdeki oy yüzdesi de şahitlik etmektedir.

DİSK’in sendikal alandaki ekonomik-demokratik mücadelesi, sosyalizm örgütlenmesi mücadelesiyle paralel gitmesi; yeni toplumsal formun talebinin düzene sistem noktasında duruş halidir.

Ekonomik-demokratik ve siyasi mücadele ve devletin yönetme konusunda basiretsiz konumuna düşmesi ortamında ithalata dayalı büyümenin kendini yeniden üretemez noktasına gelmesi yeni bir dönemin başlangıç noktasıdar.

24 Ocak ekonomik kararları ithalata dayalı büyümenin yerine ihracata dayalı büyüme formuna geçişte yaratacağı sosyal patlamaların engellenmesi ve topluma bir bütün olarak yeni bir düzen verme anlayışının sonucu olarak 12 Eylük 1980 Askeri darbesi Türkiye gündemine sokulmuş oldu.

Toplum bir bütün olarak zapturap altına alınarak 24 Ocak kararları hayata geçirildi. Grevler yasaklanmış, toplumsal muhalefet kendisini açık edecek durumdan uzaklaştırılmıştı. Yeni form talebinin temsilcisi olan muhalefet tamamen bastırılarak o ana kadar ki tüm düzen partileri de siyasal faaliyetin ötesine düşürülmüştü. Toplum bir bütün olarak darmadağın bir hale getirilmişti.

12 Eylül sadece Askeri diktatörlük değildir, o aynı zamanda İhracata Dayalı Büyümenin ekonomik, hukuksal ve kültürel dönüşümlerin yarattığı bir çalışma sahasıdır. Özellikle ANAVATAN Özal iktidarı ile birlikte bu süreç siyasal meşruiyet dönüştürülmüştür. Tarımın ekonomide ki oranının aşağılara düşürülmesinin sonuçları olarak kente olan göçler hız yükselmesine uğramış, Türkiye nüfusu varoşlarla ifade edilir hale gelmiştir.

12 Eylül, toplumda eski formu; sınıf mücadelesi ve etnik özgürlük talepte sünni islam anlayışına kismi imkanlar vererek tekrar egemen halete getirdi. Eski forma ilk açıktan karşı duruş Kürt sorununun kendisini ifade etmesiyle başladı.

Kürt sorununun kendisini faş etmesi, eski formun kırılma hali ise de; aynı zaman da bu kırılma kavgasının yarattığı basınç devlet tarafından Türk milliyetçiliğine tahvil edilmesini beraberinde getirdi. Toplumda devlet kutsiyet mertebesine yükseltildi. Dolayısıyla eski form bir yanıyla yıkılırken diğer iki yanıda buna orantılı olarak güçlendi, güç kazandı.

Formun emek tarafı, üretimde sorunsuz hale (grev yasakları, zorlaştırmaları, sendikal örgütlenmelere baraj oyunları ile) getirildi.

Kırsal kesim nüfusu toplam nüfus içerisinde %20’ye düşerken, varoşlar çalışmaya aç iş gücü vahaları oldu.

Devletin topluma giydirmiş olduğu bu form hali, kuruluş ilkelerinin devamı halinin sürdürülmesi iken; 2000’li yılların başlarından Türkiye ekonomisinin iç yaşanmışlıkları ve ekonomi-siyasetinin yönlendirmeleri sonucu dibe vururken; Refah Partisi (düzen dışı söylemiyle kendisini ayrı gösterebiliyordu) dışındaki diğer partiler  de diber vurmuş hale gelmişlerdi.

Formun Kürt ayağının kırılmasının yanına siyasal islam ayağı da kırılmış hale gelmiş oldu. Bu aynı zamanda eski formun yırtıldığını Türkiye gerçeklerine yeni bir formun gerekliliğinin de anlatımıydı. Toplum talepkar olma halini siyaset alanına taşımış DEP, HADEP gibi yeni form talebine AKP’e dini cepheden katılmış oldu.

AKP çeperden gelip merkeze yerleştiği oranda kendi farklılığını yeni form içerisinde ifade edecekken, eski forma kendi anlayışını egemen kıldırarak formun diğer ayaklarına karşı uygulanan eski siyasi ve hukuki davranışları geliştirerek devam ettirerek yeni formu kendi cephesinden kapatmış oldu.

Tıkanmalar ekonomik ve siyasi olarak ayyuka çıkmışken, tam da bu nokta da Refah Partisi’ndeki tartışmalar AKP’nin kurulmasıyla sonuçlanırken; seçimdem sekiz ay önce kurulan bu parti genel seçim sonuçlarının ilan edilmesiyle birinci sıraya yükselmesi ile Türkiye yeni bir kavşağa gelmiş durumda idi.

İslami söylem, gecekondu söylemi toplumda en geniş şekilde karşılığını bulurken, Türkiye kapitalizmin finans kapital karekterinin denetiminde olan parayı topluma satma (kredi kartı-kredi almanın kolaylaştırılması-faiz oranlarının eskiye oranla düşük olması) topluma soluk aldırırken, devlet hizmetlerindeki hantallığın ve boşvermişliğin ve bu anlamıyla da tükenmişliğin yanına Türkiye kapitalizminin geldiği yerin sonucu olarak herşeyin özelleştirilmesinin getirdiği para kazanmanın kolaylaştırılması uygulamaları AKP’yi dönemin tüm artılarının üzerine oturma imkanına sahip kıldırmıştır.

Sonuç olarak AKP, bugün bu kadar toplum desteğine mazhar olmuşsa 1980 darbesinin yaratmış olduğu ekonomiik-sosyal-siyasal ve kültürel çökmelerin ruh hali çok önemli bir faktördür. Evet, bugünkü iktidarın açılımı AKP artı cemaat şeklinde ise de, AKP seçmeninin önemli bir kesiminde bu ruh hali çok belirgin bir karakterdedir. Ama onda şu an başat olan hal aynı zaman da kendini iktidarda görmenin illüzyon halidir.

AKP toplumun yeni form talebine dinsel motifler koyarak eski halinin devamını esas alırken, formun inanç hanesini sonuna kadar kullanırken Türkiye toplumunun gerçeklerine uymayan inanç politikası aynı zamanda Türkiye’de inanç sorununun geniş boyutuyla görünür hale getirmiş durumdadır.

Türkiye toplumuna hitap etmeyen bu formun alternatif bir formla yer değiştirmesi için yeni formu: Emek, etniklerin ve inanç farklılıklarının kendilerini içinde ve güvende bulacakları bir dil ve anlayışla örmek zorundadır.

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article

Ülkemizdeki sol niye belirleyici olamıyor – Ulus Irkad

Aydınlanma Çağı Avrupa’ya geldiğinde Avrupa’da boğazlaşmalar, Orta Çağ’da dinin olumsuz etkileri devam etmekteydi. Ama Orta Çağ’la birlikte aniden Rönesans ve Reform Hareketleri Avrupa’nın kaderini...

ABD Türkiye yörüngesinden izler – Özkan Yıkıcı

Konuya dalmadan, özet bir anımsatma yapmak gerekir. Gözden kaçırmamamız gereken sistemsel önemde gelişmeler vardır. Kapitalist yapı genelde krizlerle boğuşuyor. Ekonomik finasman bunalımı, ekolojik kriz,...

Türkiye’de Cuma operasyonları üzerine – Özkan Yıkıcı

Gecenin sessizliğine büründüm. Etrafta gezen sivri sinekler beni epey rahatsız ediyor. Yazacağım makaleyi planlarken, birden peşpeşe gelen Türkiye gelişmeleri ile dünyadan gelen eleştirilerin Kıbrıs...