Tartışmanın ortasında federalizm ve üniterizm – Ulus Irkad

yazarın tüm yazıları -->
"Bu Memleket Bizim" yayınları

Bizim tanınmamış ve pek de tanınacağa benzemeyen “KKTC”de , son zorlamayla seçimleri kazandı görülen ekibi artık Federasyon üzerindeki tüm zemini terkedip, “Bundan sonra KKTC tanınacak” diyerek meşru zemini terkedince, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Anastasiades de birbiri peşi sıra öneriler yapıp bizim uluslararası hukuk dışına çıkan ekibi ve görüşmeci lider Tatar’ı uluslararası arenada oldukça zayıflattı. Federasyon zemini şimdilere kadar gerçi samimi olmasa bile bilhassa Sağ liderler tarafından bile terkedilmemişti. Bu zemin terkedilince artık meşru denilen ve uluslararası hukukun da tanıyacağı bir zemin kalmadı. KKTC ilan edilirken bile ilan edilen cumhuriyetin bir federasyona yol açması ibareleri hala daha yazılı metinlerde veya kararlarda durmaktadır.

Şimdi gelelim, Kıbrıslıtürk tarafının pek tanımadığı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üniter yapısına. 1960 yılında kurulan bu yapı üniter olmasına rağmen uluslararası hukuk çerçevesinde pek demokratik bir cumhuriyet özelliği taşımamaktaydı. Mevcut toplum liderleri ne Kıbrıslıtürk ne de Kıbrıslırum, Avrupa Aydınlanma çağının bir milim yanından bile geçmemişlerdi ve geç kalmış Türk-Rum milliyetçilikleri ile adeta kuruntular yaratmakta, paramiliter gruplarıyla ortalığı velveleye vermekteydiler. Hatta Kıbrıslıtürklere verilen hakların çok görülmesi, buna karşı Kıbrıslırum liderliğinin de toplumunun çoğunluğuyla birlikte buna karşı çıkması, 1964 olaylarının hemen sonrasında Makarios’un anayasada oynayarak Kıbrıslıtürkleri azınlık diye niteleyerek, onları cumhuriyetten dışlaması da, aslında ırkçı ve hoşgörülmeyecek bir durumdu. Peki bizim Kıbrıslıtürk liderliği Kıbrıs Cumhuriyeti’ni veya üniterizmi ne kadar benimsemişti? 1957-58 yıllarında bile taksim yeminleri eden bu klikin demokratik olduğunu, aydınlanmacı ve samimi olduğunu söylemek şüphelidir. Nitekim daha Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluş aşamalarında her iki toplum liderliklerinin “Akridas”, “Geçici Merhale” veya “İstirdat Planları”na sarılmaları da aslında büyük gayrı samimiliktir ve her iki liderliğin de aslında üstünlük sağlamaya çalıştığı da izlenmelidir. Üniterizm ve tek bütün ekonomi, Karl Marks’ın veya 1879 yılından sonra kabul edilen “Demokratik Cumhuriyetlerin”, ezilen ulusların eşitlenerek veya ezilen etnik grupların, eğer üniter sistem içinde kalarak kendilerini geliştiremiyorlarsa, ayrı küçük birimler halinde kalmaları, en küçük hizmetlerde örneğin tren ve eğitim hizmetlerine kadar kendilerini tamamlamaları ve daha sonra da tekrar eşit koşullarda üniter sistem içerisinde birleşmelerini amaçlıyordu. Federasyon da, demokratik cumhuriyet altında uygulanan üniter Cumhuriyet de aynı kapıya çıkıyordu ve amaç da gelecekte bu ulusların veya toplumların birleşmeleriydi. Gönüllülük esastı. Ayrılma Hakkı soykırım ve askeri saldırı altında eziyet çekmekte olan toplumlara bir emniyet sübabıydı. Ayrılma Hakkı her toplum için de kabul edilmeyebilirdi çünkü gerek federasyon altında gerekse üniter sistem altında toplumlar veya dominant devletler demokratikleşir de kendilerinden farlı olan toplumları veya grupları da o demokratik sistemden yararlandırıp eşit vatandaşlıklar veriyorlar ve ezenlerin haklarından ezilenleri de yararlandırıyorlarsaydılar, bu ayrılma hakları tanınmayacaktı. Şimdi 1963 saldırıları sırasında Kıbrıslıtürkler uluslararası örgütler kanalıyla hak aramaya çalışsalardı, bu bağlamda bazı haklar kazanabilirlerdi, oysa esas amaç Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini sağlayıp taksimi veya ilhakı gerçekleştirmekti. Nitekim 1974 sonra yaşananlar uluslararası kamuoyunu Kıbrıslıtürk liderliğinin yaptıkları konusunda şüpheye düşürmüştür. Hele hele Türkiye Cumhuriyeti’nin bir garantör olarak nüfus taşımadan tutun, egemenliğini Kuzeyde kalıcılaştırmaya çalışması da, Türkiye’nin samimiyeti konusunda uluslararası camiada şüpheleri pekiştirmiştir. Yukarıda Sözü geçen Fransa gibi üniter sistemlerde yaşayan  toplumlar, eşit insanlar olarak üniter devletten yararlanacaklardı. Eğer federasyon da kurulursaydı, bu federasyonlarda farklılıklara bir zamanlar ezenlere verilen haklarla eşitlik sağlanacaktı. Fransa 1789 yılından sonra demokratik bir Cumhuriyetti ve tüm farklılıklara aynı üniter cumhuriyet altında eşitlik ve demokrasi sağlamaktaydı. Belçika ve İsviçre ise eşit vatandaşlığı federasyonlar yoluyla en küçük birimlerde tüm bireylere ve de gruplara da vermek için federasyonu bir hizmet aracı olarak görmekteydiler. Karl Marks, Hegel, Neitche ve Kafka gibi düşünenler aslında hedeflenenin üniter sistem olduğunu ve de üniter sistemlerde tam ekonominin daha da etkili olacağını öngörmekteydiler.

Kıbrıs’ta federasyon içinde veya üniter sistem içinde de başarı gösterilebilir. Vatandaşa hizmet, hizmetlerin tüm vatandaşlara götürülmesi ve eşitlik her iki sistem içerisinde de mümkündür. Kıbrıs’ta Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında federasyon da veya feredasyonsuz üniterizmle ihtilafların çözülmesi, yeniden birleşmek ve barış mümkündür. Bence küçük ayrıntılarda boğulmamak, esas amaçta birleşmek en iyisidir. Tek ve bütün bir Kıbrıs, barış ve huzur ve de refah

içinde bir ülke… Bu tipte bir ülke hem üniterizm adı altında hem de federalizm adı altında gerçekleşebilir. Yeter ki iyi niyet olsun …

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,143TakipçilerTakip Et
56AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları