Tarihe yaklaşımdan günümüz siyasal etkilenmeler – Özkan Yıkıcı

Must read

Temmuz ayında bulunuyoruz. Hem yakın tarihle yüzleşme günleri, hemde gelecek için sıkışılan oyunların arasında kaldık. Kıbrıs darbeleri ve sorası olan müdahalelerin yıl günleri yaklaşırken, Orta doğu yangınından Kapitalist ekonomik kriz girdabında sesizce etrafta tatil yapma veya sıcaktan kaçma arayışlarında olmaktayız. Bunlar yaşanırken iyice tekleşen ve egemen söylemleri pervasızcasına kulanan egemenler yaşanmakta olan dönemi kendi idolojik ceplerini doldurup satmaya çalışıyorlar. Özelikle Tarih biliminin iyice resmi güncel siyasal çıkara indirgenmesi ile günlük dinsel ırksal idolojik yerleşmeler sonucu yeni siyasal üretim süreci yaşanmaktadır. Hem Tarih güncel kulanımla idolojikleştirilirken, günlük siyaset artık eski siyasal kurama yeni etiketle piaysada sanki yeniden oluşmuş gibi kurumsalaşmaktadır. Eskinin günceleşip güncelin çantasına konma yaşanıyor. Yeni Osmanlılar, Ilımlı İslam ve ırksal dinsel içeren kuramlar günümüz sömürü ile eski algılatılan “Tarih bilimiyle” saydamlaştırılıp bilimden idolojiye sığlaşan yaratıcı özeliği kalmayan sistemin poletik anlayışının imdadına yetişiyor. Bu makalemde konuyla ilgili birkaç söz edecem.

Genelde sık sık duyarız “Tarihten kalma haklarımız” ifadelerini: Çoğu zaman düşünmeden tekrarlatılan kelimeler bazen “haklı” olmanın imgesi oluşmaktadır. Özelikle resmi eksende son dönemde bunlar sık sık tekrarlanıyor. Orta doğu olaylarından Avrupa Afrika bakışlarında sermaye sözcüleri ve uzantılı yapılar bunu hep tekrarlıyor. Türkiye bu kervana çok işdahlı girdi. Arap üleklkelerindeki yangına, Balkanlardaki gelişmelere sıkılmadan siaysetciler “Tarihten gelen haklarımız” vurgusuyla taraf olunuyor. Din yandaşı, etnik yakınlık olunan bir çok ülkelere yine ayni bakışla, benzerlikler nedeniyle oralara müdahale etme hakından ve dayanışmadan söz ediliyor. Örnek Türkiye ırakta gün oluyor Türkmenlerin çıkarına, başka zaman Sünni Arapları korumada Tarihsel haklardan dem vurup müdahale ederek taraf oldu. Şimdi Tüm Orta doğu projesinde pay kapma adına sistemin modeli olarak bölgedeki çıkarlık ilişkisinden dinsel ortak haklardan söz ederek müdahalecilik ve taraf olmanın çizgisini hep “Tarihi gerçeklerden” açıklıyor.

Konu elbet bize hiç yabancı gelmiyor: Kıbrıstaki oynanan siaysal oyunda, yapılan müdahalelerde ve yeni ilhak adımlarında hep “Tarihsel görevlerle, çıkarların” ortak kulanımını bolca duyuyoruz. Yine yakında lanetle anacağımız Kıbrıs darbesi ve sorasında ayni durum “Haklardan, güvenlikten” söz edilip konu idolojik probagandada kulanılacaktır. Kıbrısta tarihsel görevlerden, var olan hakalrdan söz edilecektir. Daha açık söylenecek; “Tarihsel nedenlerle zaten buranın kendilerine ayit olduğunu” söyleyip haklı çıkma hak alma durumunu açıklayacaklardır. Bu perdeleme sonuçta var olan durumu değil, daha çok yapılanı örtme aracı olarak kulanacaktır. Pansilamizim ve Pantürkizimin idolojikleşen ve sermaye ile Emperyalisleşen gerçeğini örterek sermaye adına yeniden sömürgeleştirme çizgisinde kulanılacaktır.

Dünyanın özelikle sisistemleşen gerçeği ile bunu aşması gerekiyordu. Çünkü oluşan sermaye egemenliği ve tavsiye edilen geşmişle kurulan yeni yapılanmada artık idolojik olarak kendine has kuralalr geliştirmesi gerekiyordu. Buraya kadar doğru olan sözcükler genel siaysal gerçek sonucuyla buluşmadıkça anlamsız olur. Çünkü özelikle Emperyalist çağa girip uluslarasılaşan sermaye artık gericileşirken idolojik alanda ulusalcığı ırçılıkla taşlandırıp Faşizmi geliştiriken, artık çağdaşlaştırılma denilen anda oluşan sosyal doku boşluğunu dinle doldurma sonucu yeniden din ve ırk bu kez Yeni sömürge idolojisinde sermaye ekseninde kulanılmaya başlandı.

Kapitalist sistem seksenlerde Neoliebral aşamaya girerken var olan sosyal deyerleri yok ederken oluşan boşluklar ırk din ekseninde yeniden yerleşti. Dikkat edin; Neoliebral süreçte yeniden piyasal model devlet tavsiyelerinde din ve etnik kimlikler çok vahşice kulanıldı. Balkanlardan Orta doğuya bunları tarih yazdı. Tabi bilimsel Siyasal tarih yazdı; Resmi idolojik günlük tarih çıkarsamalarla değil elbet. Bu dönemde etnik olgular daha çok mikro alanda, din makro alanda kulanıldı. Zaten Doksanlarda yeni Serbes piyasa modelinde üst siaysal fay hatları Kültürler çatışmasına oturtuldu.

İlgili gelişmelrde önemli bilim dalı Tarih yeniden gündeme gegtirildi.Özelikle piyasa geçişlerinde sınırları kırmada hep “Tarihten gelen çıkarlarımız” ifadeleri bolca duyulur. Nitekim Orta doğu projesinde Türkiye başta olmak üzere bölgede yeniden şekilendirmede pay almak isteyenler, ekonomik gerçeklikleri ilhak etme duygularını gizlemede tarihsel kelinmelerini bolca kulanırlar. Bakarsınız Afrikada Asyada güçlü ülkeler hep şunu tekrarlar; “Tarihten gelen çıkarlarımızdan dolayı” denilerek arkasından kend hegemonya poletikalarını duygusal hukusal biçimde sıralarlar. Fransa İngiltere Amerika Afrikadaki yağmaların dayanağını Tarihsel sömürme gelenekten aldıklarını söylerler. Şimdiki Türkiyedeki Yeni Osmanlı fetiyciliği Tarihe gömülen Osmanlının eski egemen topraklarına müdahale etme hakından söz ederek yeniden elde etmenin “haklı kurgusuyla” davranmaktadır. Kıbrıs ayni durumdadır. Onu zamnında sömürenler fetedenler şimdi adanın üzerinde tarihi sorunmluluktan dolayı darbe yapıyor veya yeniden ilhak siasyetinin, üst bulundurmanın hak olduğunu savunuyorlar. Fas Batı Sahranın işkalini ve onun bağımsız olamıyacağını yine “tarihsel nedenlere” dayandırıyor. Bir zamanların çizilen sınırların dyeişmezliği kuralı şimdi evrensel sömürgeleşme stratejisi nedeniyle yerini “Tarihsel haklardan” söz eder halle getirdi. Getirdi ama hepsi Emperyalist yeniden sömürmenin amacı olarak burjuvazinin lehine kulanılan idolojik çerçeve oldu. Tıpkı ulusalcılıktan fazizme ulaşılması veya etnik kimlik kulanılarak ulusal tavsiyeler yapılması gibi: Başka gözle, din mezhep kulanılarak devletlerin yeni piyasa yerleşmesinde dinin siyasal “ılımlaştırıcı kurgusunun” yerleşmesi gibi.

Doksanlara kadar ikinci paylaşım savaşı sorası hep sınırların deyişmezliğinden söz ediliyordu. Sosyalist sistem yıkılışı ve Neolierbalis yapılanışalrla devlet artık daha fazla yerini piyasa gücüne brakırken, bu kez değişmez denilen sınırlar bir anda bozuldu. Yugoslavya dağıtıldı: B.M. karalarına rağmen yine ayni kuruluş tetiklemesiyle Sırbistandan Kosova ayrılıp bağımsız devlet haline getirildi. Dahası düna kadar sınırların değişmezliğini savunan Uluslarası Adalet Divanı dahi bunu kabulenerek resmen sınırların değiştiğini belgeledi. Sudan ise dini eksendeki kşkırtmalar sonucu parçalanıp ikiye ayrıldı. Bunlar sistemce direk istenilen olgular olduğu için yapıldı. Tarihsel nedenler ve Uluslararsı “barış” adına kararlar alıp uyguladılar. Ama bapımsızlık isteyen Batı Sahra gibi yerlere duyarsız sesiz kaldılar. Helle onca kararlarına karşın Filistindeki Kıbrıstaki tutumları bir başka çelişki oluyor. Ama şu sığıntı çok güzel: Onca kararlara ve yapılan anlaşmalara karşın fetihci ruhunuzu veya ırksal “yücelmenizi” bir ifadeyle kolayca kitlesel destek bulursunuz: “Tarihsel görevlerimiz vardır: Ondan gelen haklarımızı kulanıyoruz” demek insanların güç duygularına, din inançlarına ve kazanma dürtülerine çok hizmet edecek tümcelerdir.

Yukarda özetlediklerim sonuçta bizimle yaşanan gerçeklerle örtüşüyor. Türkiye Kıbrıstaki haklarının tarihsel öneminden, Yunanistan Milli davasından söz ediyor. Hatta Türkiyede dokunulmayan poletik olgulardan birisi Kıbrıs konusudur. Kimse net yazılı belgelre rağmen yazma konuşma durumuna gelmez. Çünkü örtüşen resmi egemenlik idolojisinde Türklüğün, İslamcılığın tarihsel görevi olmaktadır. Bundan dolayı her Kıbrıs konuşmasında Türkiyenin haklarından, İngiliz dokunulmaz üstelerinden söz edilir. Buranın ilhak edilmesine doğalık katılmaktadır. Irkın ve dinin kutsanması oluyor. Bunalr sadece burada değil: hiç umulmayan isgandinav ülkerinde dahi sosyal olgular yok oldukça ve piyasal özgürlük tırmandıkça ırkçılığın nasıl artığını siaysal seçimlerde verilen oylarla dahi anlıyoruz. Bizde ırkçılık eşitdir Ulusalcılıkla otoriter, egemen ve dokunulmaz olduğuna alışırken, isvaç, Norveç Filandiya gibi ülkelerde bunun güçlenmesi bir başka oluyor. Piyasa modelinde hep etnik din özgürlüğü savunularak bir anlamda sermayeleşen metalaşmanın daha kolay sömürülmesi sağlanmaktadır. Onun için Tarihten gelen haklar çok önemli. Öyle ya Bağımsız bir ülkeyi işkal etmede tarihten gelen hak olması çok anlamlıdır. Sisistemleşen emperyalist yapının gerici üretiği idolojilerin sonucu bunlar oluyor. Tıpkı daha fazla eşitsiz yaşam yaratarak ekonomik derin uçurumlar oluştururken, dini ırkı kulanıp hem toplumları parçalamada, hemde kendine yeri geldiğinde kulanmada önemli idollojik silah haline gelmektedir. Etrafımnız bunu haykırıyor. Bunun alternatifi ezilenlerin ortak paydaşlıkta ayni karşıt sesi vermesiyle engelenir. Şimdilik bu biraz uzaktır. Ama onutmayalım uzak olan kesinmlerin potansiyel olarak çoğunlukta olanlardan söz ediyoruz. Sosyalist hareketlerin gerilediği dönemde bu gerici olguların güçlendiğini akıldan çıkarmıyalım. Tarihe fetihcilik ve günlük gizleme bilimi değil, sınıfsal mücadelelrle oluşan ççok zengin kaynak olduğunu bilrek anlayalım. Bir anlamda Tarihi resmi idolojik günce defterinden gerçek bilim alanına koydukça bilimgsel anlamı vardır.

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article