Tanganika’ya mı gitselerdi yani! – Said İlhan

Must read

Memlekette acayip şeyler oluyor… sizler de farkındasınız! Ülkede yaşananları hak etmeyen toplumun öncü misyonunu yüklenen sendika temsilcilerinin Brüksel temaslarının yarattığı durumdan bahsediyorum tabiatıyla! Artık “tabu”ların yıkılacağı korkusunu yaşayan malum “sahibinin sesi” çevreler hemen atağa geçmesi ne ilk, ne de sondur. Kendileri, olmayan devleti tanıtmak amacıyla, aileleriyle birlikte Afrika’ya ve daha bilmem hangi ülkelere seferler düzenledikleri unutulmadı? Bu temsilcilerin de Kıbrıslı Türk toplumunun gerçek sesini duyurmak için Tanganika’ya mı gitselerdi yani! Bu mu isteniyordu yoksa, ne şiş yansın – ne de kebap durumu… şikayet edeceklerine “toplumsal varoluş mücadelesi” hareketine bir kulak verselerdi, buna gerek kalır mıydı? Bir düşünseler ya! Kaldı ki sorunun asli muhatabı / efendileri, bırakın dinlemeyi bir de “hakaret” ettiği hatırlanırsa… gidilen yerden davetiye aldıklarını bilmemelerine imkan yok ama hazineden geçinmeli “hazır güç” aldıkları talimat gereği ortalığı bulandırmaktadır. Böylelikle, siyasi partilerin bugüne kadar yapamadığını gerçekleştirip ilk kez bir araya gelebilen “Sendikal Platform” hareketini zayıflatmak başlıca hedefleri haline gelmiştir.

Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu’ndan haberleri olmayanların olay yaratmak gayesiyle “saçma sapan” yorumlar getirmesine aklı başında herkes sadece güler, geçer. Ancak ülkede tek başarılan “sosyal / siyasal yapı” değişikliğinden ötürü ne yazık ki konuşma fırsatı bulmaktadır. Uzun yazmaya gerek yoktur; Yok oluşa sürüklenen toplumun sesine kulak vermeyenler, tıpkı Strasbourg’daki AİHM gibi, Brüksel merkezli AB ve AKPA temas ve kararlarından çekinmelerini doğal karşılamalıyız. Bir zamanlar “kan döktük aldık, Rumlara bir çakıl taşı bile vermeyiz, yasa geçirdik (!) artık hepsi KKTC malıdır” diyenler, daha sonra “kuzu – kuzu” çok rakamlı tazminatları ödemekle kalmamış, malın gerçek sahibi Rum’a ait olduğu kabullenmek zorunda kalmışlardır. Bakmayın Türkiye’de yakında yapılacak seçimin havasıyla başbakan Erdoğan’ın “şehitler verdik, stratejik çıkarlarımız var” demesine, uluslararasında “çağ dışı” bir zihniyetin eseri bir diplomasi “ayıbı” olarak tarihteki yerini almıştır.

Çoğu bilmeyebilir, bilir de bilmemezlikten gelenler de var tabii ki; Kuzey Kıbrıs’ta yaşasalar da burasının bir AB toprağı olduğu aşikardır… dolayısıyla “AB Pasaportu” alabiliyor, AB ülkelerine rahatlıkla girip çıkabiliyor, iş tutabilir, mal mülk sahibi de olabilirken sıra siyasi yönü “Kıbrıs’ta çözüm” gelince hemen “tornistan” ediyor. Allah aşkına, kusura bakılmasın ama bu iki yüzlülük değil de nedir? Durum ortada; bugüne kadar gerçekleştirilenler, başkalarının gözüyle görmek ve duymak istenenler olduğu için “farklılıklara” sırt çevrilmiş ve değişim yolu bir yerde tıkanmıştı! Eğer bu gerçek algılanırsa ki Sendikal Platformun şu anda yaptığı bu diye düşünüyorum, hak arama yolunda büyük mesafe kaydetmiş sayılacaktır.

 

YENİ DÜNYA DÜZENİ

Tunus, Mısır ve şimdi Libya’da yer alan olaylara bakınca “ hiç yaptırım gücü olmayan uluslararası örgütler” derken, birden BM Güvenlik Konseyi devreye girer ve Libya’nın işgalini onaylar… NATO öncülüğündeki savaş uçakları Libya’yı vurmaya başlar, halen de devam ediyor! İşlerine gelince nasıl da “çifte standart” bakmazlar hemen uygularlar, değil mi? Orada petrol var tabii ki, yoksa takdim edildiği gibi sivil halkın katliamdan korunması değil, çünkü kendilerinin verdiği zarar daha büyük olmaktadır! Irak’ta da öyle olmadı mı… oraya da sözde “demokrasi” götürülecekti hani? Yeni dünya düzeni herhalde bu olmalı, Büyük Ortadoğu Projesinin çok ötesinde bir durum! Rusya ve Çin bugün NATO’nun Libya’yı vurmasını eleştiriyor ama bunda kendilerinin de Güvenlik Konseyi kararına çekimser kalarak “veto” etmedikleri için payları olduğunu bilmiyorlar mı, kime güveneceksiniz? Türkiye’nin durumu farklı değil, gerçi “veto” hakkı yok ama NATO içinde yaptırıma destek vermesi başka türlü izah edilebilir mi?

Başbakan Erdoğan’ın Londra konferansı sıcağı sıcağına Londra’ya gitmesi de bu çerçevede değerlendirilmeli. Kim bilir Kıbrıs olayı da ele alınacak… Majesteleri Kraliçe tarafından da kabul edilmesi bir “makyaj” ve dünya sorunlarına bakışta Türk kamu oyunu daha çok ilgilendiren magazinselleştirilmiş haber yapılması, ne Libya ne de coğrafyadaki sorunların hayrına olmayacaktır. Kıbrıs’ta İngiliz Üslerinin varlığı ne yazık ki bu tür “oyun”ların sahnelenmesine olanak tanımaktadır. Bir zamanlar “Bağımsız Kıbrıs, tüm halklar kardeştir” deniyordu, artık yerini neyin veya nelerin aldığı ortadadır.

Bizde bir “gökdelen yapı” lafı bile toplumlararası müzakereleri geride bırakırken, Rumlarda siyasi partiler arasındaki seçim tartışması ile eleştiri dozunun çıtası yükseltilirken sanmayın ki farklı bir manzara çizmektedir. Toprak, mülkiyet, nüfus sayımı, vatandaşlık vs. konularda toplumlar uzlaşı ve çözüm bekliyor, ama nasıl? Uluslararası örgütlerin yaptırımı mı diyorsunuz yoksa, Türkiye’nin AB üyeliğine endeksli Kıbrıs konusunda “konjonktür” pek uygun görünmüyor anlayacağınız!

 

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article