Suskunluk ve gürültü ikilemindeyken, gidişat malum – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->
"Bu Memleket Bizim" yayınları

Klasik analizim nerede ise harfiylen gerçekleşti. Bir tekrar yaşadık. Onüçüncü maaş hikayesi biraz daha silikleşerek yazıldı. Her yıl, “ödenecek mi ödenmeyecek mi” sorularıyla epey zaman tartıştırılır. Normal uygulamanın nasıl siyasal travma düşüncesine düşüşünün normal haline geldik. Bu yıl da aynen tekrarlandı. Üstelik, gereken kaynağın olduğunu bilerek bu yapıldı. Yine de oluşan güvensizlik ortamı nedeniyle yine de karşılık buluyordu. Güvensizlik ve alışkanlığın konuşulur hali yaşandı. Haftalardır öngörümü anlatım: kaynağın olduğunu, sorun olmadığını, tek nedenin yeniden Türkiyeleşmenin hatırlatılması adına bunun yaşatılacağını söyledim. Dahası, kurdurtulacak yeni hükümetin de probaganda yapma koşulu yaratılarak, onların Türkiyeden para alma becerisiyle probagandalaşacağını belirtim Hepsi satır satır gerçekleşti. Üstelik yeni bir anlayış da çaktırmadan bize algılatıldı: “Yöneticiler” bu defa ortak parti liderleri şeklinde Ankaraya çağrıldı. Fakat, müjdeyi Fuat bey verdi. Artık, makamcının “parrayı ben alıp ödedim”  yerine, direk oluşturulan yapılanışla Türkiye yetkilisi açıklayarak, buradaki yönetimin nerelere dek daraltıldığının da mesajı varildi. Tabi, pek de konuşan yok. Yine gürültülü sözler ile konu geçiştirildi. Kimisi, kendini Türkiyeden en kolay para alan kesim olarak sunarken, kimisi de dokunmadan birşeyler bulup eleştirme peşinde dolaşıp durdu. Fakat, yutularak ve “Türkiye yine parayı verdi” gürültüsüyle bu siyasal dönüşüm de kabullenildi….

Teslimiyetin yeni kuralı kolayca hem de ekrranda sırıta sırıta gerçekleşirken, başka acıtacak hamle de geldi. Avruupa gazetesine Türkiyede Erdoğana hakaretden 3  dava açıldı. Bunun anlamı net. Hemen iki noktada yoğunlaştım. Buradaki mesleki örgütler, medya, kendine muhalefet diyen ve nice başka etiketli kesimler ne diyecekti. İkinci nokta ise yaklaşık iki yıl öncesindeki Sami Özusluya sorduğum  yayındaki soru geldi: O  zaman Sami  Gazeteciler birliği başkanıydı. Ben ise Ratyo Mayısta prokram yapıyordum. Tüürkiye içişleri bakanı Süleyman bey ile bizim makamcı Ayşegülün yaptıkları protokol konusuydu. Bazı idiyalara göre açıklanan protokolün dışında en az 2  ilkenin daha olduğu söyleniyordu. Bunu besleyecek kaynak da direk TC içişleri bakanının Rize konuşmasında da açıklanıyordu. Sami yönetime yakın olması nedeniyle erişe bilme şansıyla sordum. Sami biraz da kaçınarak; “Özkan abi, söylenene güvenmek zorundayız. Eksik bilgi varsa ortaya çıkar” dedi. Oysa Süleyman Soylu net konuşup buradaki müdahalelerin sinyalini net çakıyordu.

Önce Barış bildirgesini imzalayan iki akademisyen hava alanında sorguya çekildi. Sonra, ingiltereden cenazeye giden Kıbrıslı Özayı da izmir hava alanında önce tutup, sonra geri gönderdiler. TC yurttaşlarıyla ilgili gelişmeleri burada şimdilik yazmayacam. Kimse Süleyman Soylunun dediklerini hatırlamadı. Tabi şimdi benim Raatyo ve internet TV yayınında prokram yaptırılmadığımı de ekleyelim. Neden mi, sabahleyin  öğretmen lokaline girerken, bir yaşlı öğretmen bana “senin neden prokramına engel olunduğunu anladım”  dedi. Birkaç kişi de onaylaıd. Örnek de Avrupa gazetesinin başlanan davası ve benim sorguladığım Süleyman Soyluyla yapılan protokol soruları vurgulandı. Hem sevindim, hem de burukluk duydum. Çünkü dinleyip hatırlanmam moral kaynağı olurken,  yapılan medya prokram olayı bana kuşkuları artırmadı desem yalan olur.*****

  1. Kıbrıs Türkiye ggerçeği ile yapılanlkar, aslında tutarlık. Tutarsızlık olan buna karşıymış gibi görünüp durmadan konuşurulmama alanını genişletenlerde. Avrupa gazetesi gelişmeleri önemlidir. İlk olma veya tam da bu zamanda gerçekleşmesi, hem yeni oluşan kurumsal ağı hem de gelecek olan yeni baskıalrın da işaretidir. Üstelik, sorun Erdoğana karşı söylenen sözlerden hareket edilmesi de düşünsel olarak oldukça tehlikelidir. Aslında, ayrı devlet veya egemenliğin yerlebir edilme örneğidir. En başta, basının konuya nasıl duracağı yine önemlidir. Partilerin pek ses verecekleri yok. Ama, belli ki tıpkı şimdi Ankara yolcularının neleri kabullenip ilerde karşılaşacaklarımızı pek de bilmiyoruz. Ersan bey nutuk çekerken dahi cümnleleri karıştırırken, Türkiye içişleri bakanı kendi muhalefet kesimini “terörist” zincirinden geçiriyordu. Çıplak aramayı açıklayana ilk tepkisi “terörist” demek söylemi normalleşiyor. Meclisteki üçüncü partiye “haşereler” demekten çekinmiyor. Yeni yasalarla derneklerden vakıflara sivil örgütlere de Kayyum ataması gündemde. Kim bilir, bizim kilere ayni önerilerin yapılmadığını kim söyleme şansına sahiptir?*******

sanılmasın ki dünya daha aydınlığa gidiyor: Trump giderayak önemli işler yapıyor. En tarihi sorgulanacaklardan biri de ceza alan ve kendine yakın kesimlerin de olduğu belirli kesime afetmesidir. Rusya ile olan gizli ilişkilerden öteki Trump adına çalışıp ceza alan insanlara af dendi. Ne gariptir ki insan haklarını gözetleme kuruluşu başkanı bu konunun yanlış olduğunu dahi yazmadı. Bize önemli mesajı da hatırlatı: insan haklarını gözetme evi, aslında Amerikan devletine bağlıdır. ABD siyasal eksenine göre hareket eder. Öteki ülkeleri elinden geldiği kadar, ince çizgileri de gözeterek veriştirir. Fakat, Amerikanın başkanı Trumpun, giderayak öylesine af hakkı verdi ki casusluktan tutun başka siyasal  nedenlerle ceza alanlar afedildi.

Örnek Amerika bu. Oysa adını insan hakları özgürlük evi diyen kuruluş Suriyeyi suçlarken, cihatçıların kulandığı kimyasalları dahi Suriyeye fatura edip füzelerle dövülmelerine neden oldu. Şimdi, Trumpun durumuna ne diyecek diye hala bekliyorum. Devletin kendi yandaşlarının suçlanıp afedilme gerçeği karışımıza gelip sırıtmaya devam ediyor… Oysa, gaz alma adına insan hakları kuruluşunun öteki ülkeleri de eleştirirken, kaynak olarak gösterilme paradoksu gibi tuhaf yargıyı da oluşturdu.

Sonuçta, çok kolay kulanır ve talep ederiz: “devlet hukuku”! Unuturuz ki hukuk ilgili sistemi korumak için siyasetin bir yapısıdır. Oysa şu denilir: “hukuk siyasetden ayrılmalıdır”! Halbuki, hukuku  devletler yapar. Kendi bütünlüğünü ve egemenliğini korumak için gerçekleştirir. İster demokrat ister faşist farketmez: amaç sisteme uyumu yargyla sağlamaktır. Bundandır ki Hacetepe Felsefe hocalarıyla tartışırken, onlar hukukun veya daha dar anlamında yasaların devleet deyil, insan ölçekli olması şart. Devletin kendini koruması için askeri, yönetimi, polisi vardır. İnsanların sadece kendilerince örgütlendiği oranda demokratik yapılarla ancak korunur. Korunaksız insanı koruduğu ölsçüde hukuk demokratik dengeye yaklaşır denilirdi. Buna itirazı olan var mı?

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,157TakipçilerTakip Et
58AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları