SON POLİTİK GELİŞMELER: HALK KIZGIN AMA BİR LİDERLİK SORUNU YAŞANIYOR

Must read

Muhalefet artık halkın diline düştü. Halk artık Kıbrıs sorununda muhalefetin sınıfta kaldığını ve kahve politikasından öteye geçmeyeceğine karar verdi. Kıbrıs sorununun ne olacağını sorgulamak ve çözüm isteğini yönlendirmek için ne yapacağını bilemez hale geldi. Siyasi partilerin, çözüm için eleştiri yaparken bile şöyle yapılırsa çözüme gidilir diyememesi “bunlar koltuk derdinde ellerinde bir formül yok” şeklinde yorumlanıyor.

Halkın kanısı doğru mu değil mi bir tarafa, vardığı sonuç ortada. Eroğlu görüşmelerde kavga çıktığını söyledi, Hristofias ve Downer de teyit etti. Muhalefet ise haklı haksız ayrımı yapmayı düşünmedi, sadece birisinin meclise bilgi vermesini istedi.

BM temsilcisi Downer kavga olduğunu doğruladı ama bir tarafı haklı göstermenin zamanı olmadığını söyleyerek elinde bazı ilerlemeye neden olacak formüller olduğunu ihsas etti.

Ne demek istediğini tırnağımızı koklayarak bulmak durumunda kaldık. Tartışmaların içinde Rum tarafının BM Güvenlik Konseyi’nin Barış Gücü’nün süresini uzatma kararının tartışmalarında önce 1964 yılı 186 sayılı ünlü kararına atıf olmamasını eleştirdiği ve bunu becerip eklettiği öğrenilmişti. Sonra İngiltere’nin hazırladığı o taslakta uluslararası konferans hedefinin “önce sorunun iç yanları hakkında tarafların anlaşması sonra konferansın toplanması” ifadesine yer vermemesini ve sadece konferans yapılmasını istemesini beğenmemişti. Bunun için karşı girişimlerde bulundu. Bunu da İngiltere başbakanına bile ulaşarak “durum değişti” diye duyurdu. Yani artık kararda 186 sayılı karar da olacak, konferans şayet taraflar iç sorunlarda anlaşma olursa konferans yapılacak. Öyleyse Ocak toplantısına kadar iç sorunlarda antlaşma sağlayacak veya sağlanamamışsa konferans tehlikeye düşecek.

Alışkanlıklara göre karardaki süreç izlenecek olduğuna göre Kıbrıs sorununun görüşmelerle çözümüne ara verme yöntemi düşünülecek. Çünkü dünya bıktı usandı.

Bu arada bir tarafı suçlayarak başınıza geleni çekin demek bugüne kadarki tutumun başarısızlığını ilan etmek olacak.

Kıbrıs sorununun ihtilatlarından rahatsız olanlar ve görüşmeler başarısız olduğu halde ayaklanması olası iç kamuoylarından korkanlar üstüne yürüyecekleri birilerini arayacaklar.

Muhalefet partileri bunu idrak edip Eroğlu tarafından başarısızlığa hizmet ettiği için hesap sormaya başlamalıdırlar ama hiç işaret yok. Halk ise onu suçlamak için hazır hale getirilmediği için ne yapacağını bilemeyecek. Eylemlerle her gün enerji harcayan sivil toplum da yönlenemedi. Onlar da hazırlıksız yakalanacaklar.

YKP halkı hazırlamaya çalışmaktadır ama halk pek oralı görünmüyor. Mali kriz dolayısıyla yasal haklar ve ücretler tehdit edilmekte, dinci tecavüz de yürütülmekte olduğu için eylemciler çok cephede bir tür var oluş kavgası verdikleri için eylemcileri de yönlendirmek mümkün olmuyor. Halkın her an her yerde ve her vesileyle şikâyeti ise Türkiye faktörü yüzünden akim kalmaktadır.

 

İMAM HATİP GEREKSİNİMİ MASALI ZORAKİ MEYVE VERİYOR

Yerli imam hatip yetişmiyor diyerek yasalarca kazanılmış yönetime katılma hakkını da ihlal ederek tepeden inme kararlarla meslek lisesinde dal açıldı ve imam hatip yetiştirilecek. Öğrencileri de hazırmış, geldiler, hem de bursları ve iaşeleriyle. Eğitimle ilgili yasalar çiğnendi, ilgili sendikaların istişare hakları çiğnendi. Bu da tek değil. Başka haklar da çiğnendi. Zorun karşısında yasalar dayanamadı ama yasaların yapıcısı meclisten savunma çabası bile görünmedi.

Alevilerden de imam hatip gereksinimi yok mesajı verilmişse de aşureye ortak olmaktan utanmayan politikacılar devletin dini ayrımcılığına çanak tutmaları ibretle gözlendi.

Kıbrıs’ta Osmanlının Kıbrıslıları avlularındaki kümeslerine varıncaya kadar kiralanmasından beri imam ve müezzin ihtiyacı karşılanmakta idi ama şimdi karşılanamıyormuş! Bu masalı yuttururlarken hafıza kaybına uğrayan ama folklor diye halkoyunları icat edenlerin kültür tanımı içine ne Türkiye’den üstün yargı sisteminin ne de imam müezzin yetiştirme usullerinin girmediği, halk kültürü diye sadece Dillirga şarkısının girdiği ortaya çıktı. O kadar araştırma, o kadar kitap Kıbrıslının zenginliğinden sadece türkü, Lefkara işi ve şarkı konu edildi.

 

MECLİS BÜTÇEYİ KONUŞMAYA BAŞLADI

Meclis komiteden geçen bütçeyi genel kurulda konuşmaya başladı. Sözde muhalifler inciler döktürdüler ama “nerede anayasaya göre bir emir olan uzun vadeli plan, nerede yasaya göre sosyal ve ekonomik konsey raporu, nerede yıllık program, nerede bu yılın bütçe uygulama raporları” diye soran olmadı. Bir tane mebus bile bütçe uygulamasında hükümetin bütçeyi nasıl uyguladığını ele almadı. Bütçe yasasının sureta yapıldığını ve meclisi takmadığını ele alan olmadı. Bir kalemden öbürüne aktarmalar yapa yapa bütçe yasasını tanınmaz hale getirdiğini kanıtlayıp hükümete yüklenen olmadı. Sanki manası varmış gibi uygulamayla tanınmaz hale getirilen bütçeyi görüşür gibi yapıp inciler sıraladılar.

 

HALK SENDİKALARA KARŞI KIŞKIRTILIYOR

İslami tecavüz ve özelleştirmeyle Kıbrıslıları ve sendikaları budama girişimleri sendikaları ve sivil toplumu her gün bir eylem düşünmeğe zorluyor. Onun için ya bir yerde grev ya da protesto eylemi yapılıyor. Bunları yapanların fedakârlıkları boşuna gitmeyecek diye ummak gerekirken bunlardan etkilenenlerin sendikalara karşı çıkması için kışkırtmalara hız verildi. Sendikaların haklı olarak eğitimle ilgili yasaların ve eğitim personelinin görevlendirilme ve atanma ve yer değiştirmeleri ile ilgili kurallardaki sendikaların mahkeme denetiminden geçirilmiş rollerinin çiğnenmesi hakkındaki itirazlarına yanıt vermek yerine bakanın da sendikaları hedef göstermeye kalkması ateşle oynamakla eşdeğer. Lakin koltuğunu Türkiye’nin müdahalelerine borçlu olan ve başkasını umursamayan bakanlar halkı kışkırtmanın bedelinden de korkmuyor. Siyasiler halkın değiştiğini ve yeni haliyle kendilerini hesaba çekmeye kalkacaklarını düşünmüyorlar. Eskiden sendikaların tepkisi korkutucuydu. Seçimlerde etkisi hissedilirdi. Yeni nüfus yapısı buna uygun değil sanılıyor. Yanılacaklar ama henüz sendikalar bir siyasi harekete ağrılık veremiyorlar çünkü CTP dönemi güvensizlik yarattı.

 

NÜFUSUN SAYILDIĞINA İNANAN YOK

Hükümet nüfus sayımına kuşku belirtmenin milli çıkara aykırı olduğunu söylemesinin bir etkisi olmadı. Halk genel olarak sayımı maskaralık olarak nitelemeğe devam ediyor. En büyük skandalın esas olarak yapılması istenen kaçakların sayımının yapılabilmesi için etkili hiçbir önlemin alınmadığını herkes gördü. Sorulan soruların eleştirisi için formun yayımlanmasından kaçınıldığı için kulaktan kulağa “bana şunu sordular” deyip kahkahalarla sayım memurlarıyla alay ediliyor. KKTC’de mi doğdunuz diye sorana, KKTC daha akla bile gelemeyen zamanda, şimdiki Güney Lefkoşa’da doğanın ne diyeceği, sayım memurunun ne yapacağı uzun uzun tahlil ediliyor. Sahi 1940’larda doğup 1958’de İngiliz askerlerinin gözetiminde evinden ayrılıp Yeşil Hattın kuzeyine geçen KKTC’de mi doğmuştur, göçmen midir, KKTC’ye ne zaman geçmiştir? Var mı kaydedecek memur?

Nüfus sayımı da bir kamu işidir ve her kamu işi gibi araştırma, alanda incelemeye ve olasılıkları saptamaya dayanmalıdır ama bu yandaş besleme düzenin uzun yıllar uygulandığı yerde (yoksa KKTC’de mi demeliyiz) kamu yönetiminde bu işi yapacak bir kaldı mı?

Emekliliğini isteyip korkmadan konuşma olanağı bulan DPÖ başkanı nüfus bilinmeden planlama olmaz dediydi. Eski başbakan da giderayak Eroğlu’nu da kovuşturmalıydık ifadesini siyasi hayatını kapattıktan sonra kullandı. Geriye yıkım enkaz kaldı. Eroğlu şimdi milli davanın savunulması Rum’a ve Dünya’ya karşı gerekli olan biri oldu çıktı. Maaşıyla biriktirdiği milyonları emekliliğinde rahatça harcamanın günü gelinceye kadar masrafı bize ait!

Bu hale göre saymışın saymamışın ne yazar!

 

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article