Son politik gelişmeler: Görüşmeler havanda su dövme ile geçti

Must read

Greentree’de görüştüler. İlk gün Hristofias’ın Eroğlu’nu Türk tarafı adına Talat’ın kabul ettiği bazı hususları yaptığı eklemeler ve yeni anlamlar katarak değiştirmesini ve geri adım atmasını şikâyeti ve söz verdiği halde BM genel sekreterliği aracılığı ile idari bölge ve mülk oranlarını gösteren tabloları ortaya çıkarmaması konusu ile atışmakla geçti.

Hristofias da genel sekreter olmadan bir yemekte buluşmayı reddetmesiyle uğraşıldı.

İsteyen bunlara özel anlamlar vererek bir iş yapıyorlarmış gibi yorum yapabilir. Yalnız unutmayalım ki zaman böyle geçti ve çözüm değişen nüfus yapısı yüzünden çok zor hale geldi. Bakın açıklamalara Eroğlu da yardımcıları da ucu açık mı, iç konular çözülürse çoklu toplantı olacak ya da olmayacak üzerinde spekülasyon yapar. Ne anlama gelecek? Ucu açık olursa taraflar kendilerini bağlamaktan kurtulacaklar mı kurtulmayacaklar mı? Toprak konusunu sona bırakmak gerekirmiş çünkü önce kriterlerde anlaşmak gerekmez miymiş? Mülkiyet konusunda da önce ölçütleri konuşmak sonra oranlara geçmek gerekmez miymiş? İsterseniz bunları da düşünüp ne kadar haklı olduklarına karar vermeye çalışabilirsiniz. Yetmezse nüfus konusunda da insan haklarına dayanmaz mı sorusunu sorabilirsiniz.

Ancak ayni Eroğlu ve ekibi Kıbrıs sorununun her yönü derinliğine görüşülmüştür onun için hemen bitirilebilir de derler. Yani sonraya kalsın dediklerini de iyice pişirmiş buluyorlar ve tencerenin dibi tuttu.

Haklı olan yok. Haklı olan olup biteni anlamaması için kafasıyla devamlı uğraşılan halktır. O kadar ki sonunda muhalefet de ipin ucunu kaşırdı ve sadece barış isteriz lafını gevelemekle yetinir oldu.

Esas sorunların başında gelen askerler, garanti ve Türkiye’ye sürekli Türk tarafını denetimi altıda tutmasına olanak veren hususlar ise ellenmemiş halde duruyor.

 

ÖZELLEŞTİRME DAYATMASI SÜRÜYOR

DAÜ’nün parça parça özelleştirilmesi ve dini saldırının buna eklenmesiyle halkın önemli kısmı ayağa kalkmış durumda. Sendikalar muhalefetin de desteği ile seçimi dayatmaya kadar giden zor bir kavgaya girdiler. Bu arada anayasal haklar da çiğnenmeye başladı. TEL-SEN ve EL-SEN grevlerini yasaklama kararı alındı. Anayasal bir hakkın kullanılamayacak hale getirilmesini fiilen sağlayan karar alınamaz ilkesi çiğnendi. EL-SEN grevi değil ama iş yapmama kararını uygulayarak fiilen grevi yapmış oldu. TEL-SEN ise grevi kaldırıp işbaşı yaptı. Ancak uyuşmazlık sürüyor.

Hükümet görevini yürütür gibi yapanlar halkı sendikaların aleyhine kışkırtmak için her yolu denemeye başladılar. Hatta halkın özelleştirmeyi savunması için kendi sorumluluklarında yapılan suçları açıkça söyleyerek özelleşirse hizmetlerin iyileşeceğini iddia etmekten utanmadılar. Onlara göre elektrik parasını toplamayarak kurumu işçiler batırdı, arızaları zamanında gidermeyerek halkı bezdirdi ve fazla personel istihdam ederek maliyeti arttırdı. Hâlbuki bunlardan tamamen siyasi görevliler sorumludurlar. O kadar ileri gidenler oldu ki elektrik üretirken devletin kurumundan daha fazla maliyetle çalıştığı ortaya çıkarılan özel şirketin zarar beyan ederek hiç vergi vermediği basında yer aldığı halde özelleştirmeyle ucuzluk sağlanacağını savundular.

Halkı aptal yerine koyup kurumun forslu borçlulara cereyanı kesmemesini bile çalışanlara yüklediler.

Bir miktar etkili oldukları da açıktır. Halk sendikaları suçlamaya başladı.

Ancak yara derindir. Özelleşen her sektörde sendika ortadan kalktı ve yabancı işçilerin sendikasız olarak çalıştığı yerler haline geldi. Türkiyeli patronlar yerli işçiyi işten attılar ki sendika oraya giremesin. Türkiyeli işçiler bile özelleştirmeye karşı grevlere katıldılar, çünkü onlar da biliyor ki sendikasızlık ücretlerin düşmesine neden olmakta ama maliyeti düşürmemektedir. AKSA şirketi de bunun canlı örneğidir.

Şimdi AKSA iş başında KIB-TEK’in grevini kırmak için işçilerini seferber etti. İşçilere esas düşmanlarının nerelerde yuvalandığını göstermektedir. Ne demişti Amerikalı işadamı “ben işçilerin bir kısmını bordroya alırım gerisini esir ederim”. O Amerikalı da bizimkisi yerli işadamı oldu diye başka türlü davranacak değil, bizimkilerin emekli aylıklarının kesilmesine ve Türkiyeli işçilere daha az asgari ücret verilmesine nasıl da destek olmuşlardı, hatırlayın. Elektrik grevini etkisizleştirmek için seferi kuvvetin işçilerden olduğunu da unutmayın.

 

KAMU MALLARI KATLİAMA UĞRUYOR

Özelleştirme ve özel reel sektöre destek diye Türkiye’den gelen paraya hepimizi borçlandırıyorlar, arazileri yok pahasına satıyorlar, satışı anayasa tarafından yasaklananları da uzun vadeli kiralıyorlar. Orman arazileri kurban gidiyor, meralar azaltılıyor yani kamu mülkü azalıyor. Hâlbuki orman için, yeni yollar için, park ve bahçeler için ve kamu yatırımları için kamu mülkü her uygar ülkede arttırılmaya çalışılır. Londra’da yani Thatcher’in ülkesinde bile kamu malının oranı üçte ikidir. Bizde ise Rum’a kalmasın diye köylerde bile gençlere arsa adıyla araziler dağıtılarak kamu boğuluyor ve kursak alanlar yok ediliyor.

Bu arada Türkiye sermayesi çözüm umudunu tüketecek şekilde nüfus yapısını değiştirip Kıbrıslılara göç kapısını alabildiğine açıyor.

Ha gayret! Kıbrıslı daha iyi bir yaşam için gidiyorlar türküsüyle uğurlanadursun milliyetçilerin alkışlarına mazhar oluyorlar. UBP de çanak tutuyor. Eski çanaklar açıldı hikâyeleri anlatan mücahit eskileri de nutuk irat ediyorlar.

 

YASAGÜCÜNDE KARARNAME FURYASI DURMUYOR

Meclis gene kararnameler için toplandı. Artık kararname sayısını bilen kalmadı. Acentalar efendilerine hizmet yarışında anayasayı unuttu gitti. Ekonomik konularda ivedilik varsa çıkarabilirsin diye anayasa izin verince mali konularda da kararname çıkarmaya hak kazanmış gibi davranan acenta hükümet belediyelerin sosyal sigortalara ödemedikleri primleri azaltılmış şekilde ödeme hakkını gene kararname ile elde edecek. İlk toplantısını devamsızlıktan yapamayan meclis saygıyı çoktan unuttukları İçtüzük’e göre dün toplanmaya gayret edip bu kararnameyi görüşecekti.

Bu da yetmez Türkiye’ye İngilizlerin dayattığı, Osmanlı zamanında, İzmir Aydın demiryolu antlaşması gibi bir sömürge antlaşmasını dayatan su tedariki antlaşmasını onaylayacak. Görüşecek diyemeyiz çünkü onaylayacağını herkes biliyor. Madem Analarından geldi ne yapsınlar? Boru yola çıkınca Kıbrıs’a kadar ve Kıbrıs’ta Geçitköy barajına kadar ker yer Türkiye’ye ait olacak. Suyun parasını da karşılamak zorunluluğu Kıbrıs’a ait olacak. Başkasına satılabilecekse de Türkiye satmakta serbest olacak. Vergi harç alınmayacak, şimdiki mallara sahip olacak gerekirse yenileri de verilmezlik edilmeyecek. İngiliz Üs bölgelerinin dışında kalan araziler ve hizmetler nasıl ondan esirgenemezse Türkiye’den de esirgenmeyecek.

Nerde o İngiliz Üslerini sorgulamak zamanı geldi diyen Ertuğrul ve diğer UBP’liler!

Karpaz’a Kıbrıslılar artık özel izinle girilebilecek derken Akdeniz yöresine de özel izin gerekecek. Denize girmek için Türk asıllı olmak ve vize almak gibi uygulamalara gidilebilecek ama turistler sağ olsun kolay değil.

Ya Kıbrıs sorunu bitti derlerse ne olacak halimiz.

Ülkemizin kuzey parçasına takıldık kaldık, onun da üçte birini askeri bölge dediler yitirdik, şimdi satın alınan puanlarla daralan mülkümüze bir de TC sermayesinin denetimi geldi derken su sağlama projesi kapsamında TC devlet mülkü geldi.

Bunları normal yasa ile geçirip tahra mı çekeceklerdi? Yaşasın kararnameler!

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article