Sömürgecilikte ve sömürü de şiddetin metalaştırılması – Ali Sarıtepe

Must read

Devlet; şiddetin örgütlendirilmiş, yasalarca ve mevzuatlarca kayıtlandırılmış halidir.Şiddet bu şekilde terbiyenlendirilmişken, devletin kendisi şiddeti  metalaştıramaz mı!

Devlet, şiddeti kendi tamlamasının olmazsa olmazı olarak kendisinde yapı haline getirirken; kimi karakter halleri ona şiddeti meta haline getirme durumları da yaratmaktadır.

Bir devletin sömürgeci karakteri varsa sömürgesiyle olan ilişkilerinde, şiddeti meta haline getirme politikası onda devamlı olarak gizli karakter olma halinde olur.

Kendi sınırları içerisinde ki demografik farklılıklardan kaynaklanan ana hakların yasaklanmasının kaynaklık ettiği çelişkilerin yaratmış olduğu şiddet.

Devlet sömürgesi altında tuttuğu toprakta ya da toprak parçasında, orada ki hakim sınıflarla kurmuş olduğu ekonomik ve siyasal ilişki neticesinde orada ki varlığını süreklilik kazandırmaya çalışırken, esas olarak bunu gerçekleştirmiş olduğu askeri işgal üzerinden yapmaktadır. Ekonomik ve siyasi yan ise sömürgesine hakim sınıflar aracılığı ile derinlemesine nufuz etmesidir, sömürüsünü şekillendirimesinde ki biçimidir.

Sömürgeleştirilmiş ülkenin/ ülke parçasının kendisini özgürleştirme mücadelesinde, devlet kendi tanımı içerisinde olan yapılanmalarıyla  bu mücadeleyi vermekte yetersiz kalması durumunda, bizzatihi kendisi tekelinde ki şiddete paydaşlar yaratarak onu meta haline getirmektedir.

O, bu hale baş vururken esas olarak sömürgeleştirdiği toprağın sosyolojik hali buradaki imkanları kullanma biçimini açığa çıkarmaktadır.

Sömürgesinin üretim biçimi feodal, yarı-feodal karakterde ise doğal olarak onun sosyolojiye yansıyan biçimi de aşiret ya da ağa ilişkisi olacaktır. Sömürgenin özgürleşme mücadelesinde kendisinin işbirlikçisi olan bura hakim sınıfları aracılığı ile bu mücadelede yetersiz kaldığı durumlarda, yine bu hakim sınıfların sosyolojide ki yansıması olan aşiret ve ağalık yapılanması temeli üzerinde, tamamen sömürge toprakların kaynakları üzeriden ilave şiddet örgütlenmeleri yaratarak şiddete meta karakteri vermiş olmaktadır. Ve bu da kırsal temel üzerinden olduğu içinde Korucu Sistemi olmaktadır. O, bu korucu sistemini kurarken bunu şiddetin geçiçi meta haline getirilmiş oluşunu ifade eden tanımlamalar yaparsa da, mücadelenin sürmüş olduğu yılların kat etmiş olduğu zamana orantılı olarak ‘gecici’ hali kalıcık üzerinden işlem görmeye başlamış olmaktadır.

Sömürgeleştirdiği toprakta ki işbirlikçi hakim sınıfının sosyolojik yapısı da göz önüne alındığı zaman bu işbirliğine toplumsal taban olarak aşiret ve ağa tebası da girmiş olmaktadır. Aşiret ve ağa tebasının bu işbirliğinde ki rolleri; beylerine ve ağalarına güç aktarma halleridir.

Sömürge-sömürgeci ilişkisinin çelişki hallerinin çatışkıya dönmesi halinden dolayı, hakim sınıf işbirlikçi halleri nitelik değişikliğine uğramıştır; güç aktarma/güç temsil yapıları da bu sürecin içine fiilen dahil edildiğinden açıktan taraf haline getirilmiş olmaktadırlar. Ki bu dönem de bunun yanına, devletle çeşitli nedenlerden dolayı sorunları olan ve devletin müeyyideleri ile karşılaşmış olan unsurlar ve kesimler de bu sürece aktif olarak aldırılmaları ile köy korucuları yapıları tamamlanmaktadır.

Ve kırsal alan örgütlenmesi olan bu yapılarla bu coğrafyanın kırsalı kontrol altına alınması sürecinde Köy Koruculuk Sistemi işbirlikçi yan örgüt konumunda tamamlanmış hale getirilmiş olmaktadır.

Çelişkinin çatışkı halinin uzun sürmesi ile birlikte süreç kendi içerisinde yeni toplumsal ilişki ve bunun üzerinden yükselen bir bölünme yaşamaya başlar. Bu hal çatışkının toplumun en derin noktalarına kadar ulaşmasına sebep olur.

Çatışkının yumuşamaya/yumuşatılmaya/yoklaştırılmaya dönüşmesi döneminde, mücadelenin aktif tarafı olan koruculuk bir anda kendisini ortada tek başına kalmış olarak hissedeceği bir duruma düşmesiyle; savaşın barışa aktardığı çok ciddi bir sorun ortaya çıkmaktadır.

Devletin yanında savaşarak saf tutan, geçimini ve ilaveten ekonomisini bunun üzerine oturtan “koruculuk sistemi”nin ikili davranış biçimi ortaya çıkar bu durum da.

Barışma/barış sürecine kendilerinin de uyumlulaştırılması ve yeni hayata intibak ettirilmesi; diğeri de, barış sürecinin sabote edilmesi ve de barışın infilak ettirilmesidir.

Sömürgecilik ilişkelerinin kaldırılması, vatanın ortaklaştırılması, demografik özgürleşmenin ve eşitlenmenin sağlanmasına koşut olarak çözülebilecek olan bu sorun; kendisini çözülmesi gereken sorunlardan bir tanesi olarak anlatmaya başlayacaktır.

Kısacası sömürgede şiddetin metalaştırması bu hallerdeyken, sömürüde de şiddetin metalaştırılması yapılmaktadır, yaşanmaktadır.

Şehir/kent ana kaynaklı olan şiddetin meta haline getirilmesinin ana ifadesi ‘özel güvenlik örgütlenmesi ÖGÖ’ dir.

Bu kurumlar; kent hayatının, kapitalist üretim ilişkilerinin yaratmış olduğu çelişkilerden kapitalizmin/sistemin güvenliğini sağlayan polis örgütlenmesinin yanı başına konulmuş yapı halidir.

Başta üniversiteler olmak üzere, her türlü üretim odaklarına ilişkilendirilen bu yapılar; her türlü hak mücadelesinin karşısına çıkartılmakta olurlar. Oluşturulan bu yapılar, amacı gereği güvenlik/şiddet eksenli olduğu için bu yapılarda aranan ana vasıf; unsurların şiddete hazır olmaları halleridir.

Kurum ve kuruluşlara o kadar yaygınlaştırılmaktadırlar ki, başlı başına bir sektör haline gelen ÖGÖ’leri/iş yerleri, potansiyel şiddet satan ticaret kuruluşlar haline gelmektedirler.

Toplum hayatında yeterince var olan şiddet, ticarethaneler-şirketler- oluşturularak meta haline getirilmiş olmasıyla; şiddetin ticarileştirilmesiyle devlet, metalaştırılmış şiddete yasal bir kılıf sağlayarak onu pazara bizzatihi sunmaktadır.

Köy koruculuğunun kentte ki anlatımı olan ‘özel güvenlik örgütleri’ kentlere bulaştırılmaması, şehir yaşamına dahil edilmişlerse derhal yasallıklarına son verilmelidir.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article