Seçimleri yolladık, şimdi yeniden normalleşelim! – Özkan Yıkıcı

Must read

Pandemi cenderesinden ekonomik yanılsamaya – Özkan Yıkıcı

Yetmişlerde ve seknsenlerin başında, konuları seminerleştirip aktarırken, kavram ve içeriğini net olarak konuşuyorduk. Kandırılma politik uygulamalara “faşist demogoji, politik aldatmacalar ve otoritr baskılanma yasaklılık”...

Ateşle dansın merkezi, İran – Özkan Yıkıcı

İran siyasal tarihte bölgesel olarak önemli güç halindeydi. Nitekim, Sovyet dağılması sonrası Amerikaya göre “yıkılacak şer eksenli devlet”, israile göre, “bölgenin en tehlikeli güvenlik...

Bir ülke düşünün ki seçim süreci yaşasa da kendi gerçeğini ısrarla konuşmaktan kaçsın! Bir yer düşünün ki kendi yaşamının sorunlarının nedenini konuşmadan “çözme” arayışında olsun! Daha sosyolojik gerçek vardır; Seçim sürecine girmeden önce konuşulan veya tartışılan konuların seçim döneminde hemen hemen hiç konuşulmadığı seçimler nasıl sorasını görme şansı vardır? Adı seçim, katılan örgüteler parti denilen ama parti olsun onun aynasına sürülen aday siyasetçiler olsun daha ilk adımdan onların yapması gereken siyasal kimlik yansıtmasının olmadığı koşularda siyasal seçim veya gelecek siyaset eki koymak mümkün mü? Bunları artırmak mümkün. Hatta halk nazarında daha basitleştirerek, dün şurdan olan seçimde bundan aday olanlar; Makamdayken yaptıklarını dahi sırf makam değişimi nedeniyle eleştiren namzetlerle nasıl siyasal örgütsel parti olgusunu koyarak tercih yapma şansınız vardır. Transferlerin bol elçiliğin her konuda müdahale etiği hatta son şovlu “kadın başbakana” imzalatılan belge ama içerik belli olmayan gerçeğe rağmen hala “Kuzey Kıbrıs demokratik seçimi” lafının yeri olur mu? Daha yüzeysel olarak böylesi can acıtan sorularla ama sorulmayarak oto sansürleme korkusuyla geçiştirilen gerçeklerle konuya başlarız.

Bizde bol Akademisyenlerle konu tartışılır. Bol bol analiz yapılır. Tıpkı seçim sürecinde bol bol propaganda yapılması gibi! Madem Akademisyenlerden açıldı ve sanki Kuzey Kıbrıs’ı kıyaslarken modern ülke gibi konuşuluyormuşçasına anlatılar yapılıyor, o zaman bazı bilimsel sorulu göstergelerden söz edelim. Bir ülke düşünün ki yapılan tüm Kamuoyu araştırmalarda en güvenilmez yapı siyaset oluyor. Yine bir düşünün onca parti baskılanmasına karşın oldukça yaklaşık 3,1 civarında karma oy çıkıyor önemli bir nüfus sandığa gitmiyor! Dahasını ekleyelim. Toplumsal baskı argümanları “seçime gitmezsen iş bulaman; Anasına seçime gidip aksi taktirde terfi alamayacağını söyleyenler olursa, resmen özelikle kırsal alanda markaja alınıyorsak” böylesi koşula elçilik gerçeği, TC kökenli nüfusa yapılan artı doğallaşan etkiler de eklenince bunlar nasıl bir seçim ortamı yansıtır?

Partilerin siyasal görüşlerinin net olmadığı “ekonomi, dış politika, savunma, hukukilik” gibi programlarında açılım olmayan durumlarda nasıl seçim siyasal programdan söz edilir? Kıbrıs sorununun iyice yabancılaştığı, paketin külliyen oluşturulduğu, ilahiden camilere olanların damlası söyletilmeyen yapısal oluşumla kültürleşme gerçekleri dururken, tısı olmayan Seçim sürecinde sonuçla nasıl övgüler konulur? Sermaye el değiştirme ile Türkiyeleşme tetiklemesinin olduğunu ama içsel olarak yandaşa kalan ganimetleri dağıtan veya eldeki kaynakları yandaşlaştıran yapıyla nasıl bir beklenti oluşur? Siyasal işbirliği ile yandaşa göre paylaşımın elbet ilişkileri de oluşur. “Bana nevereceksiniz”! Başka açıdan insanlar tercihleri yakına tanıdığına göre yapıp genel siyasal tercihten uzaklaşan bireysel içi boşalan konum duruşunu gösterirler. Birde güce çok taparlar. Güç onlar için olmazsa olmazdır. Bol bol “sandığa gitmeyecem” diyen ve ekranlarda haykıran, hatta bir partiye oldukça sövgüye varan lafı söyleyen gazetecinin son dakika rüzgâra kapılıp sövdüğü partiye oy verme gerçeği dururken, diyecek kelime kalır mı?

Bazı yerlerde birbirine söven karşıt partili 2 kişinin tercihte ortak örtüşen tercihler ise başka teldeki melodiyi çalıyor. Ama belli olan şudur. Özelikle işbirlikçi koltuk bekleyen partilerin beklide en silik propagandayı yaptıkları, inanılmaz ortaklaşan ayni gelecek noktasında buluştuklarına tanık olduk. Hayırlısı olsun! Sora da “değişim olacakmış” denilir…

Konu gelişime geldi madem buna da birkaç laf söyleyelim. Ekranda adına ne derseniz söyleyin. Değişim kelimesi artık içi boşaltılan ve oda adeta reklamlaştırılarak metalaştırılarak politikleştirildi. “Genç yüzler, kadın sayısı, koltukta değişen isimler” gibi sanki sistemsel dönüşüm olmuş gibi bizi kandırmaya kolayca başarılı olurlar. Sık sık bol bol yeni yüzlerden söz ederler. Sanki her şey değişiyormuş gibidir. O zaman bir anımsatma. Bolca övülen bir genç vardır. Onun kazanması ile değişen yüzle değişim yaratacağı sıkça vurgulanıyor. Anımsatalım. O Övdükleri genç var ya; Kısa zaman önce Brüksel’e giden sendikacılara “Onlar Rumlardan aldıkları parayla gittiler” propagandasını ekrandan savurdu! Ne dersiniz yaşı genç olsa da ayni düşüncenin ve işbirlikçi kutsal ruhun neferi olduktan sora yaşlı Ferdi veya Mehmetli ile Birikim farkı var mı? Pardon; Hemen bazıları kızacak. “Genç yüzler parlamentoya girmesine karışımısınız”! Zaten CTP eski Brejnev hastalığı olup şimdi Emir Şeyh boyaması ile yeni işbirlikçi ruha gelen bir siyasal mikrop vardır. Doğruyu veya kendilerinin yaptığını söyleyince hemen “bizim düşmanımız” olarak elbiseden çıkacakmış gibi refleksle karşılaşırız. Birde anımsatalım başka ünlüyü; “Yalanı partiye zarar verilmesin diye söyledim”!

Yukarda özetlediklerim ve eklenecek buraya propaganda yapmaya gelenlerin bazen gittikleri köyün adını dahi bilmeden kırdıkları cevizlerle yapılan seçime konulan altın yaldızlı sahte ifadelerin anlamı ne kadardır? İnsanlar çıkarına göre kabullendikleri ve belek silinmesiyle kendilerini cahil yerine koyanlara inandıkları müddetçe! Peki, Kuzey Kıbrıs gerçeğinde Türkiye’nin adı konuşulmaz ve sadece masajla “bende sendenim” dışında duruş olmazsa hangi gerçek tartışılıp gelecek belirlenecektir. Neo-liberal kopyalama, ilhaklaşmanın kıskacında işbirlikçi ruhla paylaşım sevdalı yolarda seçim gelip bitti. Şimdi yeniden belek kaybıyla olaylar bırakılan yerden veya biraz yeni imajlarla oyalanıp gideceğiz. Çünkü hala son seçim gösterdi ki parçalanmaya ve artık daha siyasal boşaltmalarla tanıdık ve dar çıkarlı ilişkilerle sistem kendini yürütüyorsa, yalanın tatlı olması engellenemiyorsa, demek ki daha yapılacak çok ama değiştirilen ilhak adımlarla imkânsız derecesine yol alan koşullarda uçuşuyoruz. Direnişin ne sınıfsal nede muhalif eksende oluşmadığı ortamda fazla lafa gerek kalmıyor. Hele abartılarla kandırılma ile rüşvete yolsuzluğa yalana alışıp kolaycılıkla değişen yapıda söylemlerin doğruların değeri de fazla olmuyor. İşgale örneğini bol bol veriyorum. Petrol faciasına rağmen bunu oluşturan kararlara imza atanlar bölgesel gerileme yerine oy artırdılar. Yalnız bir farkla, çokça modalaşan “değişen yüzlerle”  biraz oynandı. Olayı yaratan yüzler arasında biraz kayış oldu!

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

Pandemi cenderesinden ekonomik yanılsamaya – Özkan Yıkıcı

Yetmişlerde ve seknsenlerin başında, konuları seminerleştirip aktarırken, kavram ve içeriğini net olarak konuşuyorduk. Kandırılma politik uygulamalara “faşist demogoji, politik aldatmacalar ve otoritr baskılanma yasaklılık”...

Ateşle dansın merkezi, İran – Özkan Yıkıcı

İran siyasal tarihte bölgesel olarak önemli güç halindeydi. Nitekim, Sovyet dağılması sonrası Amerikaya göre “yıkılacak şer eksenli devlet”, israile göre, “bölgenin en tehlikeli güvenlik...