Politik gerçeklerden kaçarak, algılara sığınmak – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->
"Bu Memleket Bizim" yayınları

Otoriterleşme veya sömürgeleşme süreçlerde uyarıcı bir slogan atılıyor: “susma, sustukça sıra sana gelecek”. Bu her anti demokratik yönelişe, yeni gelen baskı ve var olan yapıdan daha gericileşmeye gidişteki,  konuyla alakalı uğranılan uygulama karşısında tüm çevreleri uyaran basit slogandır. Devletle veya kurumsalaşan gerilcilikle yapılan hamlelerde, eğer ayni bütünselikle direnmediği zaman, sıra onlara da geleceği mesajıdır. Nitekim, ister Kıbrıs, ister Türkiye bu günleri son dönemde hep yaşayarak günümüze geldi. Suskunluk veya zamanı deyil denilen gerçekler, yapılsal kurumsallaşarak, günümüzdeki gerçeği oluşturdu. Kimisi susarak veya anlamazlığa vurup tam aksini dahi savunarak yol alındı. Şu gerçeğe bakın: sistemin gidişatında en net tutumu oluşturan ve istenilen suçlamalarla aydınından demokratı suçlayıp kazandığı sınavı dahi kazanmadı diyecek derecede uyggulayan UBP şimdi müdahalelerin tortusuyla zaten tartışmalı olan meclisin başkanlığında dahi birleşemiyor ve dıştan net müdahale de hala gelmediği için, savcılıkla çözme arayışına girdi.

Türkiye ise B Boğaziçi ünüversite sıçramasıyla ünüversitelerdeki Kayyum gündemiyle yaşamaktadır. Eğer Boğaziçi öğrencleri direnmeseler, tıpkı önceki yaklaşık 20 ünüversiteye yapılanların aynisi gerçekleşip, haberimiz dahi olmayacaktı. Üstelik, göz altına alınan öğrencilere çıplak arama yapılması veya baskınla yıkılan duvarın üzerinden göz altı olayları tarihi belge olarak direncin resmi olarak tarihe çizildi….

Burada Korona salgınına deyinecek dyeilim. Zaten, yaklaşık 11 ay yaşananlar ve çizilen “başarı hikayelerinin” de tıpkı anlatılan sayılar gibi yalan çıkmasıyla, sistemin nedenli güvenilmez olduğu da anlaşılmaktadır. Öyle ki her ülke aşı sorununu şu veya bu şekil ile elde ederken, Türkiyede oldukça tartışmalı ve bilinmezliklerle el yordamında yol alıyor, K. Kıbrısta silikleşen telsimiyet politikacı misali sadece “Türkiyenin sayesinde” notkasında beklentiyle laf kalabalığı yapılmaktadır. Bu nedenle, Korona salgını veya pandemi süreci aslında sistemlerin sağlık eksenindeki beklenen politik gelişmelerinin çizgileriyle resimlendi.

Şu gerçeği yeniden belirtelim: aslında tutumlar, hele de iktidar veya yönetimdeyken gelen tavırlar, tesadüf veya sürpriz deyildir. Hele de “galiba yanındakiler yanlış bilgi veriyor” deyildir. Uygulananlar, ilgili yapının, örgütün siyasal bakışlarının uygulanmasıdır. Çoğu zaman ben dahi yanılgıya düştüğüm oldu: “neden böyle yapıyor, farkında dyeilmi ki kötüdür” soruları kuşkuları düşünme konumuna gelinir. Halbuki, basit şekliyle şöyle düşünülse, savunulan görüşlerin örgütlenip, güçlenip ve hele de eline yetki geçince elbet ilk uygulamak isteyecekleri kendi görüşüne uygun olanları yapacaktır. Oysa, bu gerçeklikten kopunca, savurgan halde anlamadan ve bazen de öyüt verir uyarılarıyla davranıldığı da oluyor. Biz söürgecilikten, otoriterlikten, gericilikten, yobazlıktan, faşizimden ve genel kapitalist sistemden özgürlükler bekleyerek eleştiri ve öneri yaptığımız da oluyor. Oysa, yukarda sıraladığım yapılar zaten uygulamada ögördüklerimizin politik gerçekliğidir. Bize algı operasyonlarıyla resmen yapay gündemlerle sapttırmalarla da isenilene uyma kuralı yapılmaktadır. Öyle ki son Türkiye ekonomik kriz veya siyasal yöneliş durumu gizleme adına türban kulanılıyuor, söylenenler saptırılıp suç ilanları gerçekleştiriliyor, atanan ve resmen Kayyum nitelikteki rektöre karşı direnenleri nerede ise teröristleştirip ev baskınında yıkılan duvarla tutuklama olayını normaleştirilmeye uğraşılıyor.

  1. Kıbrısta işler odenli kaçınılmaz konuma geldi ki iş bu gerçekleri hala normalmış gibi kabullenme algı esirliğinden kurtulamama çıkarında sıkışmasıyla gerçekleşiyor. Alışılan müdahaleler öylesine yaygınlaşıp normalleşti ki son seçimler ve ardından UBP başkanlığı ile sürüp hesapta hiç olmayan politik silik kimliği ile Ersanın da başbakan olmasıyla oluştu. Sonra, beklenir ki Korona konusunda karar alınsın,demokratik gelişme olsun, doğrudürüs basit uygulamalar olsun diye de umutlar oluşturulmaya çalışılınır. Parçalanılan yapı öylesine şekilendi ki Eroğlu gibi partinin önemli simgesinin dahi artık sayılmadığının mesajı meclis başkanlığında verildi. Şimdi yazsam: “zaten, Resmiye bakan olacak ken iki defa veto yedi” desem, bunu yaşayan dahi imkar edecektir. Öylesine pişkinlikler de oluştu. Zaten hep ne denir: “Türkiyenin sayesinde, Türkiyede olduğu gibi” sığıntısı yapılmaktadır. Fuat Bey açıklamalarıyla “Cumhur başkanımızın da talimatıyla” deyişi de normalleşti. Tüm bunlar yaşanıyor ve ayni hızla devam deniliyor.

Sucuoğlu tarikatlara gidip el öpmesi dahi, Afrikayı linç edecek olanları kucaklamasına rağmen, onay almadığı için partisinde en çok oyu almasına karşın, şimdilerde etrafta yok. Neden kazanacağı başkanlığı ansızın yok olup boşta braktığını herkes bilirken, kendi anlatamamaktadır. Böylesi acizlikelr de net olarak yaşanıyor. Sbıkalı veya deneyimi olmayan birielri, ansızın bir yerlerde makamcı olma doğalığı da oluşturuldu. Bunların hep olacağını yazdık, çizdik ve uyardık. Ama, bazen ben dahi farkında olmadan tepkilr de verdiğim hala oluyor!

Sorun bu yapılanlar deyil. Konu, bunların olması gerektiği ve sistemin bunun üzerinden yükseldiği basit gerçeği hala anlamamakta direnmektir. Aydının en önemli nedeni sadece söylemek dyeil tavır da koymaktır. Öyle birkaç kelime demek veya olayın etrafında dolaşmakla bilim veya aydın kişilik sahibi olunamaz. Boğaziçi olayı şunu net kanıtladı: dün Diyarbakırdaki Kayyuma karşı çıkılsaydı, Cizrede yakılan apartman içindeki insanlara duyarlı olunsaydı, şimdi sıra buraya dek gelinmezdi. Aynisi KIbrısta da geçerli. Kaçı atılan ünüversitelerdeki akademisyenlere sahip çıktı? Hele de tam da sırasıyken, Lefke ünüversitesinde bizat dönemin makamcıları sendika çalışması için birkaç hocaya görev verip, sonra onların sürülmesine işten atılmasına nasıl göz yumulduğu da akıldadır. Zaten, demokratik deneyim olmladığı ve sömürgeciliği kurtuluş diye kabullenildiği için, bunların olması ve sesiz sedasız geçmesi de doğal hale gelindi….

Yazacak çok söz var. Yaşanan birikim de malum. Ama, orada olan bizi ilgilendirmezle başlayıp, şimdi zamanı dyeil sığıntısı giderek yeter ki maaşlar gelsin denilen noktaya ulaştık. Bütçedeki ek mesayi, destekleme kalemleri veya hala dünyada rüşvet görülen emekli üst elitlere tahsisat verme konusunun hiç gündem olmaması konuları zaten sömürgesel alanın ilhaklaşma yaldızlarının pırıltısıdır. Sonra geriye sadece laflar kalır. Türkiyede olanların direk buraya yansıması gerçeğine neden kalmıyor. İstanbul ve Ankara belediyelerde şahsımın dilindeki söz oluşla buradaki belediyelerin elçilik kısgaç gerçeği yazının son bölümünün birer ufak parmak işareti oalrak da okuyun. Deyişmeyecek gerçek, biz algılarla avunurken, operasyonlarına teslim olurken, gerçeklerin acıtacak yakıcılığı daha bir keskin olacaktır.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,159TakipçilerTakip Et
57AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları