Maraş kullanımından Sudan gerçeğine – Özkan Yıkıcı

Must read

Çok basit gerçekle başlayalım: tüm yaşananlara ve direk uygulamalara karşın, hala Türkiyenin Kıbrıs devlet politikasını anlamadıysanız, ezberler ve kaçışlarla bunu örtmekle meşkulsanız, diyecek ne kalır? Ufak tekrarla devam edelim: insanlar hem geçmiş yaşananılan birikim ile güncel gelişmeleri koşulalrla bağdaştırıp, kolayca olanları anlarlar. Şimdiki Türkiye basit şekliyle idlip veya geçmişteki Kıbrıs ile şimdiki Suriye gelişmeleri yan yana korsa, biraz da TC devlet idolojisini biliyorsa, Maraş ile idlip ikileminde öyle kolayca aptalca cümleler kulanılmaz. Hele de daha baştan Türkiye Kıbrısa çıkıp çizilen dışında yeni topraklar alırken “ki Maraş da bunlardan birisidir” yapılan eleştirilere “zaten geri vereceğiz” demesine rağmen yarım asır sonra olunan yere bakılırsa, son Maraş uygulamalarının öyle basitce geçiştirilecek konu olmadığını anlarlar. Fırsatlarla koşulları çakıştırıp adeta kendi idolojik hedeflerinde bunu gerçekleştirirler. Kıbrıs Türkiyenin bu konuda aynasıdır. Dün garantörlük denilip şimdiki duruma veya Suriye olayında Adana mutabakatı derken şimdi ne Kıbrıs cumhuriyetini nede Suriyedeki Esat yönetimi tanımama sonuçları düşündürücüdür. Hem anlaşma yaptığı hem de yok saydığı çelişkisi sadece basit bir sonuç. Hele de bu anlaşmaların içeriği deyil de resmi görüşün söylenme yanlışı da siyasal faydacılığın zehirleyen şekeri gibidir…..

Konu yine Maraş. Bu defa düzenleyiciler de ilginç simalardır. Sanki, “başbakanlık” kendi kafasıyla böyle bir düzenleme yapacak güce sahipmiş gibi de düzenleyici kelimesine kondurtuldu. Ama, daha da paranoylal denilecek devamlılık vardır. Kimin başkanlığında; Türkiye Barolar birliğinin yönetiminde! Başkanı Metin Feyzioğlu! Bizim memleket erkanı Türkiye konusunda bazen cahil durumuna kolayca sokulur. Çünkü, ta baştan tıpkı Türkiye Kıbrıs ekseni gibi, buradaki medyasından öteki idolojik aygıtlar, istenen resmi Türkiye ile alakalı bilgilerle sınırlanır. Bundandır ki bu düzenlenen toplantının ta başında Metin Beyin Barolar başkanılığının dahi ilginçliğini haberleştireceklerdi. Metin bey  baroların kararına rağmen Saraydaki Yargıtay açılış toplantısına gider. Barolar da gereken çoğunlukla Feyzioğluna karşı seçim yapmak isterler. Malum Türkiye kurallarıyla da Metin Bey, sığındığı saray gücülyle de mevkisini kulanıp seçime gitmedi. İşte, Buradaki Maraş toplantısı böylesi bir birlik başkanının başkanlığında yapıldı.

Son dönemde sadece Kıbrıs ve özelinde Maraş Türkiye devlet politikasında takılınmıyor. Suriye veya ırak hat ta Lipya ayni cenderede yerini aldı. Olan uluslar arası kurallar deyil, deyişik Türkiye siyasal hamlelerle konuşulan konulardır. Nitekim, AKP dönemiyle Yeni Osmanlı veya daha yumuşatılarak “Misakı milli” denilerek koşullar da uyduruldukça hamleler yapılmaktadır. Halka sunumla da “uluslar arası hukuk”  da damıtılmaktadır. Maraş da bunlardan birisidir. Öyle kolaycılıkla “B.M. kararları, toplumlar arası anlaşmalar veya hareket sonrası verilen sözler” cümlelerine nedenli güvenildiği de günümüzde oldukça sık sık tartışılmaktadır. Ek olarak acı olsa da anımsatayım: öyle çok deyil 2018 senesinde Akıncı başkanlığındaki Maraş toplantısını da lütfedik anımsayın. Bu da önemlidir ve şimdiden destek sırasına girenlerin Maraşın toplantısına karşı çıkarken, birkez daha düşünsünler! Sırf Akıncının olmama karşı çıkış ise Maraşta hesaplanan koşulların özünü de kaçırma kulanıcıları hale geleceklerini de unutmayalım.

Kısa bir yeniden Maraş anımsatması: Maraş veya esas adıyla Varosi, Kıbrısın 74 yılına dek önemli turiszim merkezi olarak yapılandırıldı. Önemli sayıda dış sermaye de buraya aktı. Kıbrıs 74 Yılı ikinci hareketle Maraş da sahiplerinin elinden alındı. Ancak, konumu itibarıyla da sorular artıyordu. Dahası, Türkiye yetkilileri Kıbrıs harekatları süresince çizilen ele geçirme yerlerinde Maraş yoktu. Ama, ozamanki Türkiye askeri çevreleri, “Rumlar boşaltınca yürüdük” dediler. Sonra başta ABD ve B.M. yetkililerine bildik güvence verildi: “Bunlar zaten geri verilecek yerlerdir”! Ancak, hiçbir zaman bu gerçekleşmedi.

Ancak, Maraş veya Varosi önemli dış sermaye gerçekleri de düşünülerek, orası öteki K.Kıbrıs yerleşimlerinden farklı, Türkiye askerinin direk idaresine verildi. Tabi, yağması falan da ayni direk TC makamlarına da brakıldı. Yapılan başta Uluslar arası anlaşmalar, Denktaş Kipriyano ve en son Güvenlik konseyi 84 kararlarıyla Maraşın sahiplerine geri verilmesi kabul edildi. Ama, tıpkı öteki Kıbrıs anlaşmaları gibi buda hep uygulanmadı.

Konuyu fazla uzatmayalım: Maraşın yeniden gündeme gelmesi devri deyil de Türkiyede AKP yönetiminin oturmasıyla, buradan fırsat devşirme arayışında Vakıflar vey Evkaf konusu gündeme sokulup, Osmanlı miras ekseninden Lozanı ve sorasını yok sayarak burada kazanım adına harekete geçerek gündeme geldi. Direk olacak ve hep fırsat kulanılan koşul da seslendirildi: “Maraşın Türk yönetiminde açılması”! Bu salt Kıbrısla da alakalı deyildi: Birçok ülkede ve şimdilerde Suriyede ayni anlayışla kalıcılaşma hamleleri yapılmaktadır. Zaten, başta parlementer partiler bu konuda hemen istenen yörüngeye oturdu. Önce Mehmedali efendi, olayı salt işbirlikle okuduğu için ve ardından Akıncı da Maraşın bütünlüklü çözüme endekslediler ve yavaş yavaş kendi denetimlerinde açılma önerilerine utanggaçca yaklaştılar.

Net olan şu: günümüzde birçok olmazlar oldu. Çözümsüz alanlara bazen konulan kurallar dışında da müdahaleler yapılmaktadır. Türkiye, bu konuda gayet fıssatcılıkla koşulları kulanıyor. İnanmayan Suriyeyi doğru okusun. Nasıl ki Kıbrıs cumhuriyetini yok sayıp, onun garantörlük anlaşması deyip  K. Kıbrısı kondurturken, idlip olayında ve genel Suriye siyasetinde Adana anlaşması derken Esatla yaptığı anlaşmayı sildirtip, rejimi devirme ve Kuzey Suriyede kalıcılaşma azamiliğe sığındı.

Yukarda özetlediğim son gelişmeleri doğru okumak gerekir. K. Kıbrısta, saray hesaplılar net ifade koymamakta veya yeni ganimet işdahına kapıldılar. Nasıl olsa yasa dışı yaptıkları hep yanlarına kaldı. Eleştirenlerin birkısmı doğru ifadeler koydu. Ama bazıları salt Akıncının olmamasına ağırlık verip gerçeği kaçırıp Türkiyenin tavrını da yok sayma ikilemiyle, koltuk hesabında pusuda bekliyorlar. Doğrusu, Akıncı silahı da tutu. Kimse onun 18 Maraş toplantısını veya TC tüm yurtaşların serbes dolaşım gibi ile Zeki Hocanın da ısrarla belirtiği “verilen garanti mektupları” şimdilik herkes unutu. Ama, karşıtlar fırsatı bekliyor ve inanın en hukuk dışı veya alınan kararlar ilkelerini kolayca yok etme koşullarını hemen kulanacaklar. İnanmayan Kıbrıs gerçeğine baksın.Nasıl ki 74 olaylarını tümden görmeyip ve sunulan penbe taployla kandıysa, yarın fırsatla başka adımlar da normalmış gibi K. Kıbrısta kolayca kabulenir. Yeter ki Uluslar arası koşullar öylesine bir delik açsın.******

Maraş karmaşası ve tutulan bonbardımanla, bundan nemalanmak isteyenler hemen uyduruk ama inanacak kitle bulanlar oynaerken, açıkca lider denilen Akıncıyı dahi dışlayıp hamaset sofrası kurarken; geçen yıl bu dönemde sık sık yazdığım Sudandan önemli siyasal karar duyuluyordu. Sudan yeni geçici yönetimi, eski diktatör Şeryatcı lider Elbeşiri Uluslar arası Ceza mahkemesine yargılanmak için verecek. Önemli bir karar. Dün çok deyil, 1  Yıl önce halkn sokakta devirmek için mücadele verdiği diktatörü, şimdi yine halkın direnciyle oluşturulan geçici yönetim, yargılanmak için Uluslar arası yargıya teslim etmekten çekinmiyor. Üstelik, soykırımdan tutun birçok vahşetin tanığı olarak.***

Elbeşir, önemli Batı Emperyalizmin liderlerindendi. Öyle bir lider ki oluşturduğu şeryat yönetimiyle, öteki halkalrı ezerken, Müslüman ahali de bundan nasibini aldı. Batının da teşviği ile ülkesinin ayrılmasına imza atarken, katliyamın alasını yaptığı Dafurun da nedense kimse o  zaman dokunmadı. Sonuçta, halk ayaklandı. Baskılar ve ölüm saçan askeri güce rağmen, paramiliterlerin vahşetine karşı koyarak, önce ordu kendi efendisini devirdi. Sonra, halk sokaktan çekilmeyerek, cuntayı da kabulenmedi. Uzun süren sokak eylemleri ise geçen yıl geçici yönetim kurularak ve demokratikleşme adımalrıyla resmen yeni Sudanın yapılanması başlandı.

Sudan yeni yönetimi Dafura gidip halktan hem de kamplarda yapılanlardan özür diledi. Elbeşir ise onca destekcisi varken, son dönemde sadece Sudi Arabistan ve Türkiyeye gidebiliyordu. Uluslar arası mahkemede tutuklama kararı varken, uygulamayan iki liderden birisi de Erdoğandı.

Sudan yeni yönetimi, halkın direk demokratik talepleri denklemiyle kuruldu. Bu anlayış, elbet Elbeşirin ve öteki yöneticilerin de sorgulanmasını kaçınılmazlaştırdı. Fakat, başta bazı yandaşları Elbeşirin Sudi Arabistana kaçmasını sağlamak istediler. Başaramadılar. Direnç ve hızlı dönüşüm Elbeşiri de uluslar arası yargıya taşıdı. Bu önemli nedendir. Pek görülmez.

Sudan, şimdilerde hem geçmişteki çok acı yaralarını sarmakla meşkulken, yeni yapısının da yolunu dikenli tarlada bulmaya çalışıyor. Deneyim eksikliği, genel güçlerin burayı kendi lehlerine çevirme fırsatı gibi olgular da atılan her adımdaki zorlukların da kaynağıdır. Ama, gerçekten, geçen yıl benim de yeri geldikçe yazdığım Sudan, önemli bazı unutulanları veya olamaz denilenlerin olmaya başlayıp filizleriyle Elbeşirin yargılanma yolunu da gösteriyor. Belli ki yeri geldikçe Sudanı daha yaşamım yeterse yazacağım kesin.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article