Kur hikayesinden masala dönüştürme – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->

Çocukluktan beri, okulda başlayan öğretiyle, hikaye ve masal farkını gayet net anladığımı sanıyorum. Hikaye daha çok olması mümkün veya yaşanan gerçeklerle yazılan küçük öyküler di. Masal ise olması mümkün olmayan ve içeriğinde oldukça deyişik olmayan simgelerle süslenen eserdi. Bu fark okulda Türkçe dersinde senelerce tekrarlanan öğreti oldu. Yine de zaman zaman yaşamdaki farkı anlamayana, özellikle de gerçekler yerine olmayanları öne çıkararak doğru algıyanlara masal anlatma kısa tanımlamalar kulanılmaktadır. Hikeye grçeklerle alakalı olurken, Masallar ise tam aksidir. Yine de masal dinlerken çoğu kez daha fazla etkilenirdik. Devler korkusu, inanılmaz olaylar çocukluk rüyalarımızza dahi giriyordu. Ama

Hep masal sonuyla normal yaşam benzetmesiyle de moral bulurduk.

Boşuna deyil çok atıp tutana veya hayal kurup olmayanlarla gerçek anlatana “masal dinleyemem veya bana masal anlatma” denmiyor. Bu noktayı neden mi özetledim: iki önemli ekonomik direk etkilenerek yaşanılan gerçekten dolayıdır. Halbuki, döviz böylesine yükselmediği veya kur  sakinken, arada şu uyarı duyuluyordu: “bu siyasal durumla ve alınan ekonomik kararlarla, dövizi ateşleyip yükseltecektir” deniliyordu. Uyarı bazen yerinde bazen de bulunamayan eleştiriden dolayı eleştiri amaçlı kulanılıyordu.

Derken, aylardır döviz tırmanıyor. Öyle şaka falan da deyil. Üstelik, krizler peşpeşe geliyor. Ekonomik buhran halinde buharlaşma derecesine doğru gidiyor. Dövizin yükseleceğini söyleyenler ise şimdi sus pus. Oysa tam da konuşulacak zamandır. Nedenlerini aktarma ve sonuçlarla yüzleşme koşullarında boğuluyoruz. Ama, ekonomisler etrafta yok. Arada dedikleri “ dövizle borçlanmayın” lafı da şimdilik askıda. Elbet Bahçelinin askıdaki ekmek deyildir! Böylesi paradoksalaşan zeminde bulunuyoruz. Halbuki döviz durmadan yükseliyor. Kurlar anlıklaşan deyerde duruyor. Ekonomik kriz, siyasaal yönetememe konumu ve seçeneksizlikler sonucu, zaten yönetenler bu konunun elbet konuşulmasını istemiyor. Çünkü, özellikle K. Kıbrıs kazara, kur derken, birden neden olarak “sömürgeciliği, kapitalizmi,neoliberaleşmeği, Türkiyeleşmenin sonucu, ilhaklaşma adımlarının” birden karşılaşma gerçeğinden epey ürkülmektedir. Gündem saptırma ve hamaset yağı içinde hem de anlık dahi fırlayan kur K. Kıbrısta gündem olmuyor. Herkesin cebini yakan, ücretleri hem de Y.31 kadar düşürten, borçları katlayan, bolca sunulan milli gelir safsatasının derin düşüş gösterme sonuçlarına rağmen, eflasyonu tetikleme hamlesine karşın, kurun durumu K. Kıbrısta gündem olmuyor.

Konuşulursa, hele biraz eleştiri yapılırsa, her gerçeklikle karşılaşma tehlikesi vardır. Şanlı şahaser ekonomislerimiz suskun. Önerileri de yok. Sadece bazı işbirlikçi sermayedarlar yönetimden destek ve aflar bekleyip sistemin devamına duacıdır.

Elbet konuşulamaz. K. Kıbrıs sömürgeleşme gerçeği, üretimden koparılıp ilhaklaşma yönünde yapılanma,merkez bankasının Türkiye bağımlılığı,TL kulanım gerçekleri, koordinasyonlardan direk Fuat beyin denetimine geçiş koşulları da istenmese de sorunun anlaşılması adına akıla gelecek. Her eleştiri veya karar alınsında, önce bağımlılık ve ardından Türkiyedeki ekonomik gerçeklik keskin bıçak gibi yüze vurulacak. Damatın alay edercesine “beni kur ilgilendirmiyor, ben dolara bakmıyorum, siz dolarlamı ödeniyormusunuz” sözleri de konuşulma haline gelme olasılığı da olacak. Türkiye ekonomik yapısı, siyasal tutumunun ateşlendirme nedenleri de sorgulanır olacak. Onun için döviz kuru hikayesi ancak masal şeklinde konuşulmalıdır.

Örneğin, eve ekmek getiremiorum diyene “öyle ise al sana keyif çayı” deyip çay içmeyi önereceksiniz. Başka şekilde elbet Fransız kraliçesinin “ekmek yoksa, pasta yeyin” cümlesinin Türkçeleşmiş veya İslamlaşmış ekonomik versyonuyla oyalanın. Bunları elbet söylememek ve bilmemek şart. Ama bilmemek veya fıtrata uyarlamak yetmiyor. Döviz yükseliyor. Şu ek bilgiyi de verelim. Döviz sürekli ne düşer nede yükselir. Normal koşullarda da denetim altına alınır. Ancak, kriz dönemlerinde veya siyasal tutumların ateşlendirmesiyle anormal tırmanma oluşur. Kur sürekli ayni durumu izlemez. Burada paranın ekonomik konuma ve siyasal tutuma bağımlılığını unutmayalım. Ayrıca, sistemsel işleyiş de para birimi ekonomik konuma göre de kolayca etkilenir. Belirli esrumanlarla oyalanma da yapılır. Halbuki K. Kıbrısta bu esrumanlar da yok. Türkiyenin yaptıklarıyla direk etkilenmesine karşın, burada tavır koymak imkansızdır. Böylesi kurumları ve yetkileri yok. Bunu şaheser ekonomislerimiz söyleyemez! Mersedeslerine toz konar. Akademik ekran şovları da kaybolur. Bir de arada şu çatlak ses çıkar: başka para birimine geçelim! Peki K. Kıbrıs kurumsal yapılanışı ve bağımlı ilişkileri nerede bitiyor? Türkiye bağımlılığı, sömürge gerçekliği dururken, başka para birimiyle nasıl düzeltme olacak? Buraya örneğin İngiltere merkez bankasının denetimi veya AB merkez banka kuruluşu mu olacak? Sistemsel ekonomiyi ve kurumsal sömürgeleşmeği eleştirmeden, sorgulamadan yerine başka yapı koymadan bu konuyu net olarak çözemeyiz. Bunu hala anlamıyoruz. Üstelik konuşmaktan da kaçıyoruz. Öyle ya bunu en çok söyleyen koltuğa gelince de ilk imkar etiği geçmiş, stabil para birimi olmaktadır.

Para ekonominin deyer ölçütü olup finansman ayağıdır. Sizin sömürgesel ve ilhaklaşma ile bağımlı yapılanışınız varken, hastahaneniz dahi dierk Türkiye tarafından yapılıp, kendi kurallarınız sıfırla çarpılırken, kurdan başlayacak yüzleşme, bizi genele dek getireceği kesindir.

Kur yine yükseliyor. Nerede durur, bunu TL kulandıran Merkez bankası dahi bilmiyor. Son yapılan merkez bankası başkanının açıklamalarındaki siliklikler ve anlamsızlıklar bunun itirafıdır. Çünkü Türkiyede sadece ekonomik çöküş deyil siyasal krizler ve gidrek yanlışlarla savaş dış politikasına oynanmaktadır. Seçilen modelin  yanlışlığına dikat etmezsek, sorunu da anlayamayız. Dünyada kriz sürüyor. Paralar da dalgalanıoyor. Dış sermaye hareketlerine bağlı olan Türkiye üstüne siyasal boyutu da ekleyince, beklenmeyen kur tırmanışı da gerçekleşir. İşte Bağımsız Kıbrıs ve Türkiyeleşme ikileminin tılsımı da burada gizli.

- Advertisement -
- Advertisement -

Diğer yazıları

Bu kaçışlar, nereye kadar sürecek? – Özkan Yıkıcı

Hala yaşananları görmezden devam denilsin. BRT kurumu her haberinde bize Ersin Şov sunup sanki normal halmiş gibi de hükümet kurma temaslarını anlatıp haberleri noktalasın....

Güncelleşmeye doğru Batı Sahra – Özkan Yıkıcı

Bir gün gazetesinde iprahim Varlının da konuyla alakalı makalesini okuduktan sonra, olaya bir de K. Kıbrıs penceresinden deyinmeyi görev bilecek derecede kendimi verdim. Bazı...

Kuşatılmış algılarla sansür perdesinde kalma – Özkan Yıkıcı

Gerçeklerden ne kadar koparsanız, yaşananları da o  derece güç anlarsınız. Bu kural ile gelişen kurumsallaşma ise gerçeklerden uzaklaşıp, olanları da toparlamayacak duruma gelir. Ülke...
5,974BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,076TakipçilerTakip Et
15AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları

Avrupa Parlamenteri Niyazi Kızılyürek YKP’yi ziyaret etti

Avrupa Parlamenteri Niyazi Kızılyürek YKP’yi ziyaret etti… YKP Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen görüşmede, YKP Sekreterya üyesi Alpay Durduran, Murat Kanatlı, Kemal Güçveren ve Hamit Aygün hazır...

Doğal gazlar doğal olduğu yerde kalsın

Aralık’ta toplanması gerek COP26 salgın hastalık nedeniyle ertelendi. Tüm dünya Paris Antlaşmasını ve ordaki amaçlara ulaşma yolunu konuşmaktadır. YKP Parti Meclisi COP26’ya yönelik tabandan...

YKP eyleme katılım çağrısı yaptı

Toplantı, gösteri yürüyüşü ve örgütlenme hakkı demokratik ve çoğulcu toplumun temel gereksinimlerindendir ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ifade hürriyeti, toplantı ve gösteri hürriyeti madde...