KİMİLERİN RANT KAPISINA TOPLUM FEDA EDİLEMEZ! – Said İlhan

Must read

“Türkiye’de yeni anayasa çalışmaları için AKP ile CHP düğmeye bastı” haberini duyunca şaşırmadım, sonuçta ikisi de “devleti” kutsal sayan, çağdaş insan hak ve özgürlüklerinde ortak anlayışı benimseyen siyasal partileri diye düşündüm. Kıbrıs, Kürt, Alevi vd sorunlara “farklı” bir yaklaşım sergilediklerini gördünüz mü? Anadolu’da farklı kültür ve kimliklere sahip toplum / halkların ve bizde Kıbrıslıların temsil edilmeyeceği kararlara olumlu bakılabilir mi? Ne yazık ki kendini solcu hatta marksist (bizde de örnekleri var tabiatıyla) görenler konu Kürt ve Kıbrıs olayına gelince birden ırkçı / faşist tavır alabiliyor. Söylediğiniz zaman da “aşağılayıcı” sözlerle alt etmeye çalışmaktadır. Başbakanın gerçi ideolojik literatürde “bezi” yok ama “theolojik” kültürüyle özdeşleşen refleksleri sayesinde ülkeye başka şekilde hizmette kusur etmiyor. Geçtiğimiz hafta ülkemizi ziyaretindeki akıl almaz düşünce ve öngörüleri bu çerçevede değerlendirilebilir… O her şeyi söyleyebilir, ancak burada kendi ülkemizde, bizi temsil ettiğini söyleyen yöneticilerin bunları onaylar tutum içerisine girmesi hazmedilir gibi değil!

Daha 3 – 4 gün geçmeden söylediklerinin tam tersi olmasının altında yatan gerçek bunda yatmaktadır. Ne dedi “protesto eylemlerinde bulunanlar ‘marjinal’ gruplar, Kıbrıs’ta Kıbrıs Cumhuriyeti yoktur, KKTC ve Rum Yönetimi var!” Allahaşkına, bugünlerde Trabzon’da yer alan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yer alanlara bakıyorsunuz, Tayyip Erdoğan’ın üzerine basa basa vurgu yaptığı ve tanımadığını söylediği Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı ile gençlerini kendi ülkesinde, kendi protokolün önünde yan yana “dimdik” ayakta durmaktadır. Hani yoktular, hani bu vesileyle hızını alamayaıp AB’ye de “rest” çekmiştin? Ne olduğu açıkça ortada seyrederken hade dünyaya “rezil” oluyorsunuz, bari halkınıza biraz daha dürüst davranılamaz mı yani! Artık eski teknoloji yok, dinin doğduğu topraklarda bile “internet” savaşları verilirken sizinki durgun sularda okyanus gezintisi yapmak… Şimdi burada bir parantez açıp bilimsel bir “teori”yi gündeme taşırsak yanlış mı anlaşılır bilemiyorum; bu yıl bir toplantı dolayısıyla ülkemize gelen akademisyen (aynı zamanda radikal ‘marjinal’ bir partinin de temsilcisi) “Karadeniz toplulukları eski ‘Pontus’ kalıntısı… orada içiçe yaşayanlara DNA testi yapın yanılgı yoktur” demişti, buna eski başbakanlardan Mesut Yılmaz ile Recep Tayyip Erdoğan’ı da katması karşısında hayrete düşürdü! Kimse milliyetçilik yapmaya kalkışmasın, ırkçılık semptomları da geçirmesin… “mental” hastalık belirtisidir çünkü! Sonra Norveç’te katliam yapan faşistten bir farkı kalmayacaktır.

Şaşkınlık yaşansa da Anadolu halklarının Pontus, Bizans ve Yunan halklarıyla yakın akraba oldukları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kıbrıslılar mı? Onların Venedik / Luzinyan akrabalığı daha baskın gibi! Bunda utanılacak bir durum yok, Darwin daha ileri giderek yüzyıllar önce gerçek akrabaları saptamamış m? Ama konumuz bu değildir… Bizimkilere bakıyorsun, yani Kıbrıslıtürk toplumunu temsil ettiğine inandırılan KKTC yöneticilerine, en doğal anayasal hakkını kullanarak protesto eyleminde bulunan demokratik örgütlere polis tarafından “devlet terörü” uygulamasını “meşru” göstermeye çalışan bir manzara çizmeye çalışmaktadır. Hele “polisimizi ezdirmeyiz” gibi büyük laflar edilmesi akıl almaz bir tutum olmanın ötesinde teslimiyetin en belirgin örnegi! Sendikal Platform, eylemin şiddet kullanılarak engellenmesini iç yargıya ve sonuç alınamaması halinde Uluslararası alana taşıma kararı, “işlerin” artık hangi raddeye geldiğine işarettir.

 

DİRENİŞ HAKKI DOĞAR!

Yıllar önce ülkemizdeki gidişata bakarak yaşam biçimi kültürü – inancı / kimliği / demografik yapısı / siyasal iradesine el konulmaya çalışılan Kıbrıslıtürklerle ilgili bir yazımda “DİRENİŞ HAKKI” doğurduğunu belirtmiştim. En yakınlarımız dahi gülüp geçmiş… gelinen nokta ne yazık ki (keşke olmasaydı diyesim gelir ama) haklı çıkarmıştır!  Bugün marjinal sözcüğünün anlamı da böylesi siyasetciler sayesinde Kıbrıslıtürk toplumu nezdinde daha iyi anlaşılıyor olmuştur. En azından bir yarar sağladı diyebiliriz. Şükran çekilmesi ise, yok edilmekte olunan bir kültür ve kimlik mücadelesinin duruşudur… Ama “bilmem, nesini belleyen kadıyı gidip ‘kadıya’ şikayet etmek” yetmiyor! Bize ders olur mu; “ananı da al git” denen vatandaş  ne anasını, ne danasını alıp gitmemiş o yöre halkıyla ne mi yapmış? Mersin’de bir zamanlar “vatan hainliği” suçlamasıyla idamı istenen Dev-Genç yöneticisini, tüm engellemelere karşın, – kendisini gerçekten temsil etmek üzere – Ankara’ya meclise göndermiştir. Pes etmek yenilgiyi getirdiğinin ifadesi… bir de protesto eylemlerinde “fiesta” davul zurnalı “halay” çekme dönemi kapatılsa diyorum, bu yolda mesafe alınır! Brüksel çıkarmasından sonra Öğretmenler Sendikalarının Güney Afrika’da yer alan Dünya Öğretmenler Sendikaları toplantısına katılarak ülkenin gündemini yansıtması olsa olsa alkışlanası gereken bir “yurtseverlik” örneğidir.

Yüzyıllar önce sömürgeciler fethettiği topraklardaki halklara “jenosid” uygulamıştır. Anglo saksonlar, İspanya / Portekiz, Fransa, Hollanda mesela Amerika’da Kızılderililer, Avustralya’da Aborjinler,  Afrika’da Cezayirlilere vd en son Almanların milyonlarca Yahudiyi yok etmesi, Sırpların Boşnaklara karşı katliamının, artık çağımızda yerinin kalmadığını göremeyen bir zihniyetle karşı kaşıyayız… Kürtlere, Alevilere ve burada bizlere farklı kültür diye yapılanların başka türlü açıklanması mümkün mü? Her toplumun kendini ifade ettiği şekilde bir yaşam sürdürmesi hakkı Uluslararası sözleşmelerde de yer almıştır. Direniş gösterilmesi ve olayı gerçek yüzüyle dünya kamuoyuna taşınması halinde, İmamın Ordusunun bunu bozmaya gücünün yetmeyeceği ortadadır. Yoksa toptan “yok oluş” kaçınılmaz… Kimileri “nem” kapar ama doğrular karşısında onların “rant “kapısı kapanacak diye bir toplum da feda edilemez!

Kıbrıs’ta çözüm müzakerelerinde yaşananlar aslında Osmanlı’nın Bizans’tan aldığı miras “entrika”larla doludur. Ortada Uluslararası anlaşmalar ve Hukuku varken daha neyin peşinde olduklarını anlamamak üç maymunu oynamaktan farksız! Ya da İngiliz’in “böl ve yönet” politikası… Bir de ata sözü var “asılacaksan İngiliz ipi ile asıl” der! Ancak dış politikalarına bakıyorsunuz “pamuk ipliğine” bağlı… Hamaset, hamaset nedeni halkın cahil bırakılmasından kaynaklandığını bilmeyenler inanabilir tabiatıyla. Marjinal grup denen, bedel ödeyen “azınlık” cesaret sahibi kişiler de olmasa, varın siz düşünün ülke ne hale getirilirdi?

Dünyada nüfusunu bilmeyen başka bir ülke daha var mı acaba… taşıma su gibi “değirmen” döndürülmeye çalışılırken, burada bir toplum “suda boğulmamak için” bir varoluş mücadelesi vermektedir. Hür dünya mı, BM örgütü mü, kimlik ve vatandaşlıkta bağlı olunan AB mi, hele BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ne mi yapıyorlar? Sadece, uyuklar vaziyette uzaktan seyrediyor… anlaşmadan yana olup olmadıklarına bakılmaksızın, savaş halinin kimseye yarar sağlamadığı izah edilerek onları uyandırmanın bir yolu mutlaka bulunmalıdır. Bu gereklilik anlaşılmadıkça demek oluyor ki üzerimizdeki “kara bulutlar” dağılacak gibi gözükmemektedir.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article