Kıbrıs’taki olaylar – Ulus Irkad

Must read

ulusAslında Kıbrıs’taki olayları sadece 1963’ten başlatıp 1974 yılına getirmek de yanlış, 1955’ten başlatıp şimdilere getirmek de… Bazı Türk milliyetçileri olayları 1955 yılından EOKA terörüyle başlatırlar ama gene Kömürcü Olayı’nı görmezler. Gönyelideki meşhur katliamı demek istiyorum. Kıbrıs sorununda Türk milliyetçilerinin de büyük payı vardır ve arkalarında Türkiye’yi sezen bizim milliyetçiler Kıbrıs sorununda saldırgan ve provokasyon tüten, Kıbrıslırumları Türk toplumu üzerine saldırtıp haklılık kazandırmaya çalışılan olaylardır bunlar. Bu arada olaylardaki Türk ve Yunan derin devletlerinin etkileri, Türkiye’nin TMT ve Kıbrıslıtürk toplumu üzerindeki etkilerini göz ardı ederek yapılacak değerlendirmeler de yanlıştır elbette. Yani Baf gibi uzak bir bölgede sen azınlık olan Kıbrıslıtürk toplumu, çoğunluk olan Kıbrıslırumlara bir saldırı başlattığında, karşılığının veya misillemesinin kat be kat olacağını bilmiyor muydun? Ben bilmediklerini sanmıyorum. Emareler bizim de liderlik pozisyonunda olanların böyle saldırılarla, Kıbrıslırumları, Kıbrıslıtürklerin üzerine saldırtıp, Türkiye’nin adaya müdahalesini başlatmak istediklerini göstermektedir. Ha, pek tabi ki Kıbrıslırum milliyetçiler de temiz ve ak-pak değildir ve onlar da hemen provokasyona gelerek bu misilleme saldırıları başlatmakta ve pek tabi ki sonuçta Türkiye kamuoyunun galeyana gelerek Kıbrıs’a sefer yapmasını, yanlışlarıyla sanki de talep etmekteydiler. Mesela eski Kıbrıslırum Cumhurbaşkanı Klerides “İfadem” adlı (My Depisition) adlı kitaplarında, Kıbrıslırum liderliğinin en büyük yanlışlığının, Türkiye gibi büyük bir devletin adaya herhangi bir çatışmada müdahale edebileceğini veya saldırıda bulunacağını göremeyecek cahillikte olmasını eleştirmekte ve Makarios’un bu gibi konularda çok yanlışlar yaptığını yazmaktadır. Bana göre bizim Kıbrıslıtürk liderler, gerek Rauf Denktaş ve gerekse Fazıl küçük, Kıbrıslırum liderliğinin ve de milliyetçilerinin bu öngörülerinin olmamasını çok iyi tahmin etmişler ve bu konular üzerinde onları zayıf düşürmek için bayağı çalışmışlardır. Elbette bunun yanında Helen ulusçuluğunun da büyük yanlışları vardır ve gözlerinin enosisten başka bir hedefi görmemesi de bayağı yanlışlar yapmalarını getirmiştir.

1963-64 yıllarında olaylar devam ederken, Erenköy çarpışmaları sırasında Makarios’un, bölgenin Türk uçakları tarafından bombalandığını ve Türkiye’nin bir müdahaleye hazır olduğunun görülmesine rağmen saldırılara devam kararı vermesini, Makarios Druşotis kitaplarında bayağı eleştirmektedir (Bk “İlk Bölünme”). 1964 sonrasında ise gene Makarios bu defa da Türkiye’nin müdahale riskini gördükten sonra Kıbrıslıtürkleri Cumhuriyet’ten arındırıp Kıbrıslırum dominantlı bir Cumhuriyet’ten yana adımlar atmış, Kıbrıslıtürkleri kantonlara kapattırmış, onları baskı ve kuşatma altında tutup aklınca zaman içinde göç ettirip adayı bir Yunan adası yapma planı kurmuş ama bu defa da EOKA ve Cunta Darbesi bunu engellemiş, Türkiye adaya müdahale ederek Kuzey Kıbrıs’ı oluşturmuştu. Meselenin esasında Kıbrıs’ta, 1789, Fransız İhtilali sırasında oluşan Demokratik Cumhuriyetçilik, Demokratik ulusçuluk gibi kavramlar yerine, aslında gerici ulusçuluk ve gerici cumhuriyetçiliğin ağır bastığını görmek gerekmektedir. Aslında Kıbrıslırum dominantını sağlamlaştırmakla Makarios, söylendiği gibi demokratik karakterli değildi. Tipik bir gerici Helen ulusçusuydu. Grivas’la arasındaki tek fark, Grivas’ın darbe ve şiddet kullanarak adayı Yunanistan’a bağlamak istemesi, Makarios’un ise şiddet kullanmadan Kıbrıs Cumhuriyetini bir Kıbrıslırum Cumhuriyeti olarak ortaya çıkarmasıydı. Bugün bir andlaşmaya varılamamasında Kıbrıslırum perspektifinde bu doktrinin oldukça büyük bir payı vardır.

Türk ulusçuları ise, başta Rauf Raif Denktaş, bağımsız bir Kıbrıslıtürk toplumu yerine, tamamen Türkiye’ye her bakımdan bağlı, adanın bölünmesini hedefleyen bir kafa yapısındaydı ve bunu da Kıbrıslırumlardaki misilleme yapma psikozuyla, yarayı kaşıyarak, yapılan ajitasyonlarla, Kıbrıslırum çoğunluk nüfusunu Kıbrıslıtürkler üzerine saldırtarak yapacaktı. Milliyetçilik ideolojisinin de aslında her zaman farklı olana saldırı ve dışlama özelliği olduğunu, her iki milliyetçiliğin de bu özelliklerinin var olduğunu belirtmemiz gerekir. Elbette bizdeki milliyetçilik de demokratik değildi ve kurduğumuz KKTC de demokratik bir cumhuriyet olmamıştı. Hukukun yanımızdan bile geçmediğini şimdilerde görmekteyiz. Milliyetçiliğin olduğu yerde demokrasi olmuyor. İnsan hakları ve adalet ve de hukuk da olmuyor. Güney Kıbrıs’ın da bu konularda fire vermesi hep bu yüzdendir.

Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası hukukla tanınan bir devlet ve cumhuriyet olmasına rağmen temelinde gerici bir cumhuriyet olduğundan çözüme gidemiyor ve bugün Kıbrıslıtürk halkına güvence veremiyor. Milliyetçiliğin dışlayıcılığı, şovenizme ve ırkçılığa kadar varan sorunları bugünkü Kıbrıs sorununun çözülmezliğinde, her iki tarafın da travmalarında, barış politikalarında başarılı olamamalarını getirmekte, sorunun daha da devamlılığını getirmektedir.

Kıbrıs sorunu gerçekten bir süzgeçten geçirilip toplumlar birbirleriyle yüzleşmeden, empati ve çok perspektifliler gelişmeden, Kıbrıs’ta yerinde saymaya devam edeceğiz. Gerçek de bu…

 

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article