Kıbrıs Türkiye yörüngesinden algılatmalar – Özkan Yıkıcı

Must read

Bu kaçışlar, nereye kadar sürecek? – Özkan Yıkıcı

Hala yaşananları görmezden devam denilsin. BRT kurumu her haberinde bize Ersin Şov sunup sanki normal halmiş gibi de hükümet kurma temaslarını anlatıp haberleri noktalasın....

Garantörün oyunlarına devam – Alpay Durduran

Akıncı seçimlere yakın ununu eleyip eleğini de astığı görüşmelerde artık bizim kuşak yapmadığına göre başkası da yapamaz demiş olmasına rağmen yine seçileyim de Allah...

Kadına şiddet ve KTÖS – Yılmaz Parlan

Kadın cinayetleri, şiddeti ve istismarı insanlığın ve o toplumun yegane ayıbıdır. Kadınların öldürülmesi, sistematik şekilde şiddete uğramaları aslında o ülkede hukuk sisteminin çalışmadığını, iflas ettiğini...

Ne zaman Kıbrıs Türkiye konusunda yazı yazmaya çalışsam, araştırmaya girişsem, hep ayni paradoksla yüzleşirim. Onca iç içe girme ve Türkiyeleşme sistemleşme gerçeğine rağmen, algılar hep başka telden ses veriyor. Bırakalım sistem işbirlikçi veya ideologlarını: Türkiye’de rejimi eleştirenler veya buradaki bazı uygulamalardan Türkiye’yi sorgulayanlar nedense iş Kıbrıs genel konuma gelince, resmi eksenin terkisine takılırlar. Bunu salt acemilerde değil “sosyalist” seçenekli kesimler dahi kolayca düşerler. Türkiye’de “Kıbrıs bizim ulusal sorunumuzla” bakarken, Kuzey Kıbrıs’ta “AKP reformlarının uygulanması, Türkiye çıkarlarına göre çözüm” anlayışları sıkça tekrarlanıyor. Hatta Kıbrıs yörüngesindeki dümeni kullanan beliyken, son dönemde olduğu gibi “2 liderin çözeceği Kıbrıs konusundan” söz edip umutlar yağıyor. Oysa tüm bunlarda taşları yerli yerine koysak ve adı ne olursa olsun değişimde örgütlü dinamiklerin belirleyici olduğu basit kuralı unutmazsak, sorunu ve gelişmeyi daha kolay anlama şansımız olmaktadır. Şimdi yeniden böyle bir yazı yazarken, öncesi okuduğum sol eksenli birkaç makalede ayni paradoksla ne yazık ki yeniden yüzleştim!

Kıbrıs konusu yeniden gündeme sokuldu. Şu gerçek sosyal durumu yeniden anımsadım. Örgütlenme ve güç durumu eyer ayar yapılacak veya değişim olacaksa onların kuraları çerçevesinde yönlendirme yapılanma olacaktır*  Nitekim acı olan budur. Kıbrıs’ta birileri bolca atıp tutarken, halk nazarında buna inanan pek yoktur. Hatta şanına şan katıp “amiraleşen medyalara” rağmen hala konu halk arasında konuşulmuyor! Fakat özelikle çaresiz ve seçenek olamayıp savrulan birçok kesim şunu söylemekten çekinmiyor: “Çözüm olsun da nasıl olursa olsun”! Bu gelinen aşama dahi birçok insanı bıktıran, çaresiz kılan koşul nedeniyle şimdikinin gidip yerine ne gelirse gelsin kabulü oluştu. Tabi Kuzeyde bu eylem özelikle çaresizlik ve tepki verememe yanında örgütsüz olmanın çaresizliği de eklenerek oluştu. Bu oldukça sarsıcı sonuçlar yaratmaya yeter ve artar. Zaten Kıbrıs konusunda yakın tarihi bilenlerin özelikle her ayarda piyasada dolaştırılanlar değil dış müdahalelerin yeniden yapılanmasıyla oluştuğunu hep unuturuz. Atmışı, Yetmiş dördü ve iki binleri biraz anımsayanlar, oluşan beklenti ve gelen sonuçları çok güzel paradoksal örgüleriyle yakalarlar.

Yeniden ısıtılıp piyasaya sunulan bir Kıbrıs sorunu vardır. Lider adıyla saray erkânı Eroğlu konuyla ne kadar ilgili olduğunu anlatmaya dahi gerek yoktur. “delege avı, yakına avanta sağlama” dışında pek bir iş yaptığı yoktur. Zaten Kıbrıs konusunda her konuşması resmen bir başka maskara manzumesi oluyor. Düşünün Eroğlu’nun duruşunu ve masa başındaki söyleme şansı olan görüşleri! Fakat propaganda argümanında “2 lider görüşerek çözecek” ibaresi vardır. Maraş’a giremeyen Eroğlu “verilip verilmeyeceğini” kararlaştıracakmış*  Çakıl taşı dahi vermem diyen saray erkânı veya “ben KKTC tanınmazsa görüşmem” diyen kaypaklı diplomat Ertuğ’un “Yunanistan’da” neyi isteyeceği ironisiyle avunalım! Ayni durum güneyde başka boyutla yaşanıyor. Resmen AB tetiklemesiyle krizden krize sokulan ekonomiyle iflasın ve çaresizliğin anısına “El Fatiha” okunuyor. Onlara da soracak olursanız “inançları yoktur” ama birileri durmadan tetikliyor. “Kıbrıs’ta en son şansla çözüm olacaktır” propagandası bolca yapılıyor. Hele Türkiye hükümetinin ne istediği ortada. Bunu Türkiyeli dostlar kendi yaşadıklarıyla yarının Türkiye’sini anladıkları kadar Kıbrıs’a da ne demek istediklerini kavrayacaklardır. Hele önlerinde Suriye ırak deneğimi ve Türkiye’de yaşama dek uzanan müdahalelerini yaşarken, Kıbrıs’ta “altın demokratik” dönüşüme uğraşacak değildir!

Yukardaki benzetmeyi zaten uzatmaya gerek yoktur: Davutoğlu Kıbrıs’la ilgili atıp tutar ve  “iyi çözüm” söylerken, Egemen bağışın “harika demeçleri” veya Atalay’ın burada atığı temellerle nasıl Kıbrıs politik açılımı kendini kolayca ele veriyor. TC Elçisinin nerde ise bürokrat atamasına veya su parası belediyeye ödeyip ödememesine dek karışma gerçeği Kıbrıs sürecindeki güçler denklemini ve beklentileri karşımıza sıralıyor. Güney ise resmen Troykanın esiri ve çıkarılan Doğalgazın uluslararası kavga pazarı yörüngesine oturmuş durumdadır. Burada ince nokta şu: Enerji paylaşım ve Ortadoğu dizaynlerde esen dengesiz rüzgârlar Kıbrıs’ta oynatma gereksinimi var mı? Bu soruya verilecek yanıtı ne yazık Kıbrıs’ta değil, şimdiden konuşan gerçek oyuncular belirleyecek. Peki, Kıbrıs’ta bazıları nasıl konuşuyor? “Kıbrıs sorununun çözümü kaçınılmazdır” cümlesiyle başlayıp altı dolduruluyor. Birçoğu özelikle bize yakın olanlar, konuya kendi görüşleri ve yazılı uluslararası kararlara dayanarak görüş geliştiriyor. Oysa unuturuz ki özelikle Uluslararası kararları alanlar hatta yargı kararı dahi verenler, burada resmen yaratılan Kuzey Kıbrıs yapısını ve çökertilen Güney Kıbrıs durumlarına direk katıldılar. Şimdi Türkiyeli bir devrimci Davutoğlu’nun “Kıbrıs’ta demokrasiyi geliştireceğiz” sözlerine ne kadar inanıyorlar?

Gerçek bir basit olguyu yeniden anımsatayım: Bir ülkede yönetilemez se ve tıkandıysa, mutlaka bir ayar veya değişim yapılır. Bunu belirleyecek olan güçler ise örgütlü olanlardır. Olacak değişim veya ayarın adını güçlü olan koyacaktır. Şimdi eyer denildiği gibi Kıbrıs konusunda dizayn olacaksa Eroğlu’nun liderliğimi belirleyicidir? Üstelik demokratik Kıbrıs isteyenler olacak anlaşmada nerde duracak? Denilene inanılıyorsa mutlaka ses verecek ve taleplerin olacağı bir sokak gücünü göstermek zorundadır. Aklınızdan çıkarmayın Annan planıyla nerden nereye gelindiğini veya şu meşru meşhur konuşanlarımız Yurtdışında neleri savundukları ortada. Böylesi kıskaçta oluşacak yeni Kıbrıs dizaynın da sadece sözcüklerle “çözüme” sıkışıp kalmayalım. Sora iş bitince yine ayni eksen kazanıp yine kaybedenler hayal kırıklıkla daha bir yenilerek çıkacaktır.

Selçuk Kandasayerin şu basit cümlesi anlamlıdır: “Her yeni denilen eskisinden daha iyi olacak değildir”! “Değişim dönüşüm yaratmayacaksa anlamı pek olmaz”!

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

Bu kaçışlar, nereye kadar sürecek? – Özkan Yıkıcı

Hala yaşananları görmezden devam denilsin. BRT kurumu her haberinde bize Ersin Şov sunup sanki normal halmiş gibi de hükümet kurma temaslarını anlatıp haberleri noktalasın....

Garantörün oyunlarına devam – Alpay Durduran

Akıncı seçimlere yakın ununu eleyip eleğini de astığı görüşmelerde artık bizim kuşak yapmadığına göre başkası da yapamaz demiş olmasına rağmen yine seçileyim de Allah...

Kadına şiddet ve KTÖS – Yılmaz Parlan

Kadın cinayetleri, şiddeti ve istismarı insanlığın ve o toplumun yegane ayıbıdır. Kadınların öldürülmesi, sistematik şekilde şiddete uğramaları aslında o ülkede hukuk sisteminin çalışmadığını, iflas ettiğini...