Kendi sendromlarımızla nereye dek oyalanacağız? – Özkan Yıkıcı

Must read

Türkiye ile ilişki biçimi malumumuzdur. Başka malum da bunun aksine davranıp, bambaşka konuşup da fırsat ele geçirme hamleleridir. Hele de koltuk alıp veya ilgili koşullardan faydalanma olunca, malumun ilanı yerine, retiyesini yapma hamleleri de artar. Bu öylesine bir fetişihleşip kabullenildi ki; gidilen Uluslararası yerlerde veya yerel medya da çekinmeden savunulup, kendi yaşananları ret eden bir garip modele dönüştü. Fakat: Anavatan aşkı öylesine kör oldu ki, medya haber yaparken Silvan’dan İstanbul’a resmiyete uymayan olayları hiç görmez. Yorumcular düşünce yapmada veya çare üretmede kullanmaz. Sorunlar zincirine eklemeyi hiç ama hiç kafasından geçirmez! Bu kadarla kalınmaz: bolca seyahat edenler ve onun bunun aşkıyla yanıp tutuşanlar, gezdikleri yerleri de referans gösterip bize güzel senaryolar çizerler! “Avrupa’da böyle değil* Uluslararası koşullara göre işler tamam* Orada bile böyle bir konu olamaz” gibi lafları sıkılmadan atarlar. Nede olsa gezdikleri veya yakaladıkları mevki ateşinin hissedilmeyeceğine de inanıyorlar. Karşısındakini kendileri gibi işbirlikçi alıcılar olarak kabullenirler! Hâlbuki Paris’te patlayan bombayı, Ankara katliamının dahi kendisini tam duymama noktasında sağırlar konumuna girerler. Nede olsa, karşısındakiler kendini “bilen, gezip gören” olarak kabullendi. Hele de siyasal ünvanı, akademik karyeri d de var sa ona bir de lafazanlık becerisi de oluşmuş sa… işler tıkırında kolayca gider. Sonra burada sıraladıklarını, kazara arada yurtdışına gidince de nasıl resmi görüşleri savunup Rumlara veriştirdiklerini de çok gördük. Öyle Kıbrıs işkali, sömürgeleşme, burarda kol gezen mafyalar veya ayuka çıkan kaçakcılık etiketli yaşamın eseri de yoktur. Dışa gidince bütün suç “anbargolar ve senelerdir verilen Türklerin direniş” sözleri ile sınırlanıp kalınır. Ha: ceplerini doldurma ve ordan istenileni buraya taşıma rolerini de unutmayalım.

Sıkıcı olsa da Kuzey Kıbrıs yapılanmasındaki işbirlikciliği mutlaka tekrar tekrar oluşan gündemlerle,somut şekilde anımsatarak yazmak da benim gibilerin görevidir. Biz istenilenler veya çıkar adına kılıktan kılığa girme konumunda olmadığımız için de görüşlerimizi rahatca yazıp söyleriz. Bakın bir yakın dostumun eski bir yoldaşım la karşılaştıkları zaman, sırf araştırma veri isteme adına nelerin konuşulduğunu da ekleyecem! Şimdiki dostum eski yoldaşıma şu soruyla kendine yardımcı olunmasını ister: “Gerçekten nifusumuz nekadar* Çünkü hazırlayacağım konuşmamda referans yapıp örnekleştirecem”. Eski yoldaşım aldığı makam la biraz da yavaşlayan sesi ile “Denilen gibidir* Masaya konulan rakamdır. Sen öğrenci ve asker sayısını da alırsan dejür nifusu da bulursun” dedi. Arkadaşım bunu duyunca da güldü. İrsenin dahi sayı verme veya ilan edilenle deyil, kalabalık deyip adeta bilinmezi söyleyip, enazından 20020 rakamı ile takılınmazdı! Oysa eski yoldaş daha teslimiyet makamına oturmadan önce dahi, bizati kendisi Kuzeydeki nifusu şimdi seslendirdiğinden daha fazla söylüyordu! İşte öyle bir şey!****

Neyse: konu kavramlarına dalıp etrafta fazla dolaşmadan temel konuya da biraz elatalım. Bizlere faşizim, emperyalizim ve nice kavramı çoktan belekten sildirtme başarısı sağlandı. Türkiye ile olan ilişkiler le uluslar arası etkenleri de ya aksi veya yok saymak düşüncesini de yerleştirdiler. Tuhaf olan; bu konuda zamanında ençok konuşan kesimlerin şimdilerde bunu daha sık yapma ihdiyacı duymalarıdır. Hat da; brakın idolojik olarak, AKP eleştirisini dahi gayet etkin şekilde yok sayma derecesine yükselen aşk makam ateşine girdiler. Derken bunlara ilaç olan gelişme geçenlerde Güneyde oldu. Faşist örgüt olduğunu herkesin kabulendiği ELAM, bazı Türk arabalarına saldırdılar. Nedeolsa Elam olup onlar Rum tarafının faşistleri olduğu için de sıkılmadan laflar hemen dilden dökülme kolaylığı da vardır. Üstelik nekadar sert kelime kulanılır sa odenli efendilerini de memnun etme gibi önemli bir de fırsat ele geçti.

Elamın Faşist örgüt olduğu zaten belli. Faşist yapının ırkçılık eylimleri de ortada. Ama ayni yapılanışın Türk versyonu da kuzeyde mevcut. Hat da Kıbrıslı Türklere de inanılmaz küfürler yapan sözleri de vardır. Ama onlara şimdilik laf demek mümkün deyildir. Bakın; ayni gün DAÜ kanpüsünde olaylar çıktı. Orada da Kürtlerle Ülkücü kesim arasında hem de epey olay yaşandı. Ama güneydeki olay kadar ne haber oldu nede tepkilerle karşı çıkıldı. Bazı romantik Kıbrıslı kişiler se “onlar burada kavga yapmasın* gitsin ülkelerinde yapsın” gibi ülkenin nehale geldiğinden uzak olan kişiler yaptı. Ama Elam gerçekten kaçırılmaz fırsat olup, hemen mahşetler çekildi,demeçler patlatıldı. Tabi söylenen lafların kaçı doğru da başka soru işaretli.

Eyer gerçekten faşist dedikelri yapılara karşı oldukları için, bu tepkiyi verdiler se, ben alkışlarım. Ama: Başka faşist yapıların yaptıkalrına eyer ayni refleks gösterilmiyor ise; burada ayni gözle bakıp güneye veriştirenler varken sesiz kalınıyor ise; işte ozaman derim ki siz faşistlik değil, rum yaptı diye tepki verdiniz! Hele de kuzeyde ayni eylimleri yapanlara da ses çıkarmama gerçekleri de hala varlığını devam etiriyorsa. Örnek: ülkücü hareketlerin burada yaptıklarını herkes bilir. Hat da; Koray Doğramacının mahkemesine nasıl saldırıp Mağusayı kuşatma altında tutukları da dün yaşanmış gibidir. Ayni sesler çıktımı? Hanai var ya: Avrupaya gidip gördüklerini anlatanlar, orada ırkçı eylimlere bizim gibi veya kendilerinin takındığı tutumumu gösteriyorlar? Bunlar yaşamın aynasından sızan gerçeklrdir.

Bakın şu örneğe: 2 gazeteci Kıbrıs sorununu tartışıyor. Birisi gezdiği AB eksenini de ekleyip, ötekisi İngiliz yaşamsalından reytink liderliği ile birlikte laf döktürüyorlardı. Batılılara şu öneriyi de çekinmeden yapyorlardı: “Siz Erdoğanı biraz pofpoflayın, o Kıbrısın çözümünü sağlar* Yeter ki Türkiyeye vize kolaylığı, fasıları açın ve onun gerçek rolunu kabuleyip ihdiyacınızı düşünün” güzelemesini yaptılar! Dedik ya: Kuzey Kıbrıs penceresinin sendromları birbaşkadır. Bu gibilerin Avrupa veya başka Uluslar arası kuruluşların toplantısına gidip, Kıbrısla alakalı görüş belirtiklerini düşünün! Zaten gidip konuşuyorlar; ozaman karşısındaki ne anlar? Bakın yeni Dışişleri makamcısı raliden başlayıp Avrupada konuşuyor. Basit federalizimle aslında ayrışma görüşlerini gayet kibarca savunuyor. Sonrasımı: Kuzey Kıbrıs talepleri de budur algısı da dış çevrelerde oluşur. Zaten işbirlikcilerini de kendi görüşlerini burada yaymak için ödülendirip çağırıyor! Sonra dönüp: “bu raporlar da neden şunlar yok” demenin de alemi yoktur.

Geçenlerde bir yazımda şaheser akademisyenlerin hem de sol eksenli versyonluların nasıl AKP seçim olayını ekranlara aktardığını yazdım. Düşünün: Türkiye solundan belirli kesimler veya aydınlar Kıbrıslılar AKP için şunları düşünüyorlar ededikleri zaman da haksızmılar? Eskiden beri olan şu: biz savunmaycağız* Resmi eksenden kopmayacağız! Ama başkaları da ayni görüşü söylenince, kendi içimizde mırıldanırken, gündeme de taşımayacak,sonra da ötekiler neden bizi anlamıyor maraszisi içinde sıkışıp, yine resmi fırsatcılıkla uğraşacağız! Böyle karışık durumu ancak işbirlikci öğretiler öğretir! Hani zamanında nasıl ki SOvieytci oldukları için Afkanistan işkaline veya Polonya askeri darbesine “devrim” derken bu ruhla yapılandılardı; şimdi de aKp aşkının makamsal versyonunu sahneye koydukları için, bu tip yine yanlışları kolayca savunma noktasına geldiler.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article