Kadın cinsi sorunu mu, kadının dili sorunu mu? – Ali Sarıtepe

Must read

Kadın sorunu esasta modern sınıf mücadelesinden önce de var edilen bir sorundur. Toplumsal işbölümlenmelerinin ortaya çıkmasıyla başlayan süreç; kadının toplumsal yaşam alanından uzaklaşmaya, uzaklaştırılmaya başladığı bir süreçtir.

Dolayısıyla kadın sorununun ortaya çıkışında başlangıç süreci toplumsal işbölümlerinin başlamasında ki başlangıç noktasıdır. Yani ilkel komünal toplum tarihsel sürecini yaşayarak yeni bir toplumsal yaşam sürecine yani kölecilik yaşam biçimine yol almasına orantılı olarak, kendisinin toplumsal eşitlik hatta toplumda ki karar alma, verme süreçlerinde ki egemen olma hallerinden uzaklaşmasıdır, uzaklaştırılmasıdır.

Her toplumsal iş bölümü toplumdaki ekonomi işleyişini ve üretimini daha dinamik hale getirirken, toplum refah anlayışını (ilkel komünal toplumda toplumun kendi yaşamını sağlamadaki doğayla kavgası ya da doğanın ona verdiği imkanları edinmedeki çaba azlığı ya da çokluğu onun o dönemdeki refah seviyesidir) bu sürece paralel olarak farklılıklar kazanır.

Refah seviyesinin modernleşmesi bu anlamıyla kadının, kadın kimliğinin toplumsal kimlik olmaktan çıkması anlatımıdır da. Kadın kimliği erkek kimliği üzerinden tanımlanmaya başlar. Kadın; erkeğin rahatı ve refahının devamı noktasında sunum (çocuk doğurması, erkeğin tatmin aygıtı konumuna düşürülmesi) ölçeğinde konumlandırılmıştır.

Burada ki “konumlandırılmıştır” kelimesi; toplumsal işbölümü ve biçimlerinde erkek kimliğinin öne çıkması, üretim biçimlerinde toplumdaki sosyal, siyasal ve kültürel örgütlenmelerde erkek egemen mantığın şekillenmeye başlaması ve bunun bundan sonraki süreçte egemen dil olması halidir.

Dolayısıyla da, sınıflı toplumlar tarihi aynı zamanda gizli kalmış ‘kadının ötekileştirilmesi ve emtia karakterine büründürülmüş tarihidir’. Ve bu süreçte toplumun en dar noktasından en geniş noktasına kadar üreyen (sistemlerin kendilerini üretmesinde olduğu gibi) üretilen tüm şeyler erkek kimliğinin egemenliğinin pekişmesinin, pekiştirilmesinin devamıdır.

Onun tarih sahnesine yeniden çıkışı kapitalist üretim ilişkisinin yarattığı işgücü ihtiyacı ve ucuz işgücüdür.

Bu aynı zamanda kadının yeniden görünür hale gelmesinin başlangıcıdır. Yüzlerce yılın içinde gömüldürülmüş olan kadın kimliğinin gömülü hale bir daha dönemeyeceği yeni bir dönemin başlangıcıdır.

Feminizmle adlandırılan kadın cinsi mücadelesi kendisini bu eksenin çeşitli biçimleriyle ifade etmesi, topluma bu sorunun var olduğu gizli gerçeğini deşifre etme hali olmuştur.

O; bu yanıyla sınıflı toplumların ilişki ve çelişkilerinden doğan sorunların yanına, kendisinin de çözülmesi gereken bir sorun alarak açığa çıkararak; sorunlar yumağının bir bileşeni olduğunu göstermiştir.

Kadın cinsinin mücadelesi demokratik bir mücadeledir ve bu mücadeleyi anlamak ve onların mücadelesine omuz vermek demokratik bir görevdir.

Kadın cinsinin bu mücadelesinde yüzünü onlara döndüren anlayışlar bu mücadeleyi ne kadar eksik veya yanlış bulurlarsa bulsunlar; onların kendilerini var etme mücadelesini anlamaları, saygıyla karşılamaları ve demokratik haklarından yana tavır koymaları gerekir.

Kadın cinsi tanımlamasıyla yapılan mücadele sınıflı toplumların bu sorunun üretici karakteri olduğunu ötelediği tehlikesidir. Ve bu anlamıyla bu mücadelenin taşma tehlikesini minimize eder. Mücadele düzen için mücadele karakterinde olur. Şekilsizleşmesi, tarifsizleşmesi onun en büyük tehlikesi olur.

Kadın dili olarak baktığımız zaman; sorunun ortaya çıkışının verileri, sorunun ortaya çıkışının egemenlik hali ve sınıflı toplumların kadimi haline getirilen alt ve üst yapı halleri.

Sosyalizm anlayışları; kendisinin de tarihsel arka planıyla birlikte modern sınıflar mücadelesinin çözüm güzergahı olduğu onların bilinç haliyken; erkek egemen toplumların sınıflı toplumlarla birlikte var olduklarını; sosyalizm anlamaları ve anlatımlarında kadın sorununu sosyalizmin kendiliğinden çözeceği bir sorun olarak gördüğünden dolayı, sosyalizm söyleminin erkek egemen haliyle malül olduğunu görmek gerekir.

Fiiliyatta sosyalizm, erkek egemen halinin yüklentileri ile var olagelmiş durumdadır. Dolayısıyla sosyalizme bulaşmış olan erkek egemen halden kurtulabilmek ve sosyalizmin olmazsa olmaz karakteri olan sosyalist demokrasi kavramının toplumda ana kavram haline gelmesi için; kadının dilini sosyalizmin ana karakteri olarak güncelleştirmek zorundayız. Onun dili; anlamacı, paylaşmacı, hoş görmeci, ihtiyaçlara göre eşitlikçi –kadınların çocukları ile olan ilişkilerinden çıkan sonuçtur- hali ile sosyalizme en yakışan, en tam uyan dildir.

Devletler, sınıflı toplumların ifade edilmiş hali ise ve sosyalizm devletleri de (ana çatışma karakterinin egemenlik altına alınmasıdır) sınıflara tekabül eden bir karakter halinde ise ve bu da yüzlerce yıllık egemenliğin, erkek egemenliğinin anlatım hali ise; bunun kökten dönüşümünü sağlayacak olan dil kadının dili olacaktır.

Bu toplamlardan yola çıkarsak:

Evlilik kurumu kurulu düzeni, üretim ilişkilerini ve erkek egemen hali devamlı üretin bir haldir.

Aile yapısında kurulacak kadın dili, topluma hükümran edilen erkek egemen anlayışını tarihe mal edecek en önemli kaldıraçtır.

Kadın kimliğinin özgürleşmesi ve kadın dilinin toplumsal, toplumun dili olması hali; aynı zamanda sınıflı topların üretim ilişkilerinden erkek kimliğinin –üretim araçlarıyla olan ilişkilerinin uzaklık ve yakınlık haline göre- köleleşmiş halinin özgürlüğe dönüşme halinin kendisi olacaktır.

Kadının bedensel karakterinin getirmiş olduğu sonuçlardan dolayı egemen sisteme biat eden gelecekler yetiştiriyor idi ise;

Aynı kadın, kendisinin ve toplumun özgürleşmesi için kendi dilini ayağa kaldırmak zorundadır.

O:

Özgürlüğün, eşitliğin, paylaşmacılın, demokrasinin olmazsa olmaz paydaşlarından bir tanesidir.

Gelecek şimdiden değilse, ne zamandan kurulmaya başlayacak.

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article