Kabak Kıbrıslıların başında patlarken! – Said İlhan

Must read

Kader olamaz… yaratan, olsa olsa bizzat ona hayat verendir. Yani bizim olayda bizler “Kıbrıslı toplumlar” oluyor! 50 yıldır kısır döngüde yuvarlanıp giden Kıbrıs “davası” bunca zaman çözümlenemiyorsa engeli sadece dış güçlere (emperyalizme) fatura etmek kurtarmaya yetmiyor. Nasıl ki mesele “uluslararası hukuk” dışına çıkartılmasıyla anlaşmalardan söz eden kalmadığı gibi. Oysa konu buna dahil olmaktı! BAHANELER GERÇEKLERİN ÖNÜNÜ TIKAYINCA “KARANLIK” SÖZ SAHİBİ OLDU. Son müzakere süreci de böylelikle bilinmeyene yolcu edilirken “güven artırıcı önlemler” söylemine sığınılması bir yerde dünya kamu oyu ile (bizi saymıyorum çünkü dışındayız) alay etmektir. 30 yıl oldu mu, o kadar çok “güven artırıcı” gündeme geldi ki hesap kabarık olunca inananı hala kaldı mı merak ederim. Eğer bir nebze “insaf” ahlak olsaydı bugün bunları tartışır olurmuyduk, sormak gerekir? Ancak kime inanın ki bilemiyoruz. BM mi yoksa AB mi… Yoksam anavatanlar(!) mı veya garantörler mi? Bu çıkmazı yaratanlar zaten onlar, daha neyi tartışırız? Güven artırıcı önlem miş, ilk etapta hani Maraş sahiplerine iade edilecekti. Kimiler “verilecek” diyor sanki babalarının çiftlği imiş gibi davranır (Evkafın su meselesi “ağzı olan konuşuyor ya!” Maraş Osmanlı/Türk vakfıymış falan filan der ama Osmanlı giderken İngilize her şeyi ile hazine dara girince birkaç bin altına Kıbrıslıları da birlikte sattığı her nedense unutuluyor.) Uzatmayalım olay aşikar; Kıbrıslıların dışında oynanan bir “oyun” ve bu durum coğrafyada yabancı çıkarların el verdiği oranda “devir” sürdüreceğidir. Nasıl kırılır? Toplumlar kanlı bıçaklı olacağı yerde “akılla” düşünmesiyle ve tabii ki işbirliğiyle olur.

Batı dünyasının “batmayan gemi” Kıbrıs’ı boşuna NATO üssü yapmadığı sorusu yanıtlanmadıkça anavatanlara, garantörlere vd sövmekle ömür tüketeceğiz demektir. Doğu Akdeniz zengin doğal gaz kaynakları onları bölgenin güvenliğine itmesi doğal… Rusya ve Çin’in oyunu bozması zor, çıkarlar söz konusu olunca “pay” almanın türlü yolları var, unutmayalım. Öyle ise, sonuç olarak “kabak”Kıbrıslıların başında patlar! AB’de değişime yol açacak bazı kıpırtıların gidişi değiştirmesi de beklenemez. Fransa’da Sarkozy gitmiş, Hollande gelmiş veya Yunanistan’da seçimlerdeki istikrarsızlık keza öyle. Radikal çözüm, radikal değişimle olabilir ancak. Aksi halde tıpkı ABD’deki gibi beyaz Bush gitmiş, yerine siyahi Obama gelmiş, Yani hiç bir şey değişmez sadece isim ve rengi dışında! Hata üstüne hata yapan güçler kendi iç dinamizm halkların karşı çıkmasına yol açabilecek tutumu bir şekilde “subap” görevi yükleyebilir. İsrail’in göstermelik Kıbrıs aşkı veya Türkiye ile sataşıır görüntüsü hepsi BOP çerçevesinde olabileceği göz ardı edilmemeli. Eğer hala Türk yetkililer kalkar ve “İsrail KKTC hava sahasını ihlal etti” der, protesto da ederse anlayın 73 milyonluk Türkiye ile Kıbrıslıtürk toplumunun düştüğü “algılama” bilinç düzeyini. Her şeyden önce KKTC diye bir devlet / ülke vs yok, nasıl olur da “hava sahası” denir dünya güler. Kıbrıs Cumhuriyeti ile İsrail arasındaki anlaşmalar dense ve buna uluslararası hukuk zemini konsa belki anlaşılırdı. Ama olmuyor, ilkel hamasetle geçiştiriliyor, nasıl olsa bu halk ve toplum nereden anlayacak deniyor. Ancak işlerine gelince anlaşmalardan doğan hak denebiliyor. Nasıl mı oluyor, oluyor çünkü onlara “nedeni” sorul(A))mıyor da ondan!

 

İÇ SORUNLAR ESASTAN KAÇIRIYOR

Tüm sorunların anası ülkede vatandaşın yarınından emin olmayan Kıbrıs’taki çözümsüzlük “kaos” durum… ama günlük sorunlardan soyutlamak mümkün olmayınca öyle bir noktaya varılıyor ki esastan kopmasına yol açar. Bunu yönetenler ve arkasındakiler iyi kullanıması durumu bir o kadar daha meseleyi zorlaştırmaktadır. KTHY, Petrol Ofis, Kıb tek, Telefon, dolum tesisi, toplumun yüz akı Kooperatif sektörü, Belediyelerde yaşananlar ve çalışanlarla aile ve vatandaşa çektirilen “işkence” buna örnektir. Yönetenlerin topluma hizmet vermekle mükellef olduğu gözden kaçırılarak devleti hükümet ve siyasi partiyle bütünleştirmesi sonucu sanki “ulufe” dağıtması (bizde sömürge yönetiminde bile örneği görülmeyen) geri / ilkel idare şeklidir. Büyükkonuk’ta toplumsal direniş sayesinde yönetime geri adım çektirmesi “yol” gösterici olmalıdır. Devlet yönetimi denetimsiz ve hesap vermekten uzak kalınca bunların yaşanması doğaldır. Batıda ve hele ABD’de uygulamalar, bizler onlara kızmaya devam edelim ama kabul edelim ki kendi kendini denetleyip hesap soran bir sistem vardır. Dünyayı sömürüyor şikayet ederiz ama devlet ve hükümetlerin başı ve aileleri dahil “dokunulmazlık” zırhına bürünüp kurtulma imkanı yoktur. Yasalar önünde herkes eşittir. Bizde veya geri kalmışlarda böylelerin yargılandığı veya istifa ettiği duyulmuş mu? Hayır… hele vatandaştan özür dileyeni bile yok!

Ülkemizde (her ne kadar bizim inanç anlayışımızla alakalı olmasa da) eğer din görevlileri bile hükümet kapılarında isyanı oynuyorsa varın siz “vehameti” anlayın. Bir çok iç sorun kendiliğinden çözümlenebilir durumda. Ama dedik ya “sorunlar vatandaşın başında demokles’in kılıcı gibi sallanacak ki” tek nefeslik gözü başka bir şeyle ilgilenemesin. Geçende bir tv kanalın (Siyaset Meydanı)da Süreyye Sırrı Önder “bir çok olayda yasal hiç bir engel olmadığı halde işler yürümüyor” dedi ve bunu tanımlarken “beklenir çobanın gönlü gelsin keçiden süt sağsın” yorumunu yaptı. Bizim gibi toplumlar ve bir de üstüne üstlük kendiyle uyuşmayan farklı bir yaşam tarzı kültür dayatılmışsa olayı daha karmaşık hale getirmez mi? Başını kimi İşçi ve Öğretmenlerle Memur Sendikaların çektiği Sendikal Platformun toplumsal mücadelesi bu bakımdan önem kazanır. Çobanın gönlü gelmesi beklenmeden “keçiden süt alma” yolunda! Toplumu temsil ettiği iddiasında olan kimi örgütlerle yandaşları tersi yaptıklarıyla “kendi ayaklarına kurşun sıktıkları” görmezlikten gelinmesi hala daha ganimetle beslenen hazineden “nemalanma” beklentisinden başka ne olabilir ki!

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article