İsviçre yollarından, Amerikan Trump’ına – Özkan Yıkıcı

Must read

Her gelişme kaçınılmaz olarak ayni eksiklikleri de haykırıyor. Gerçekleri bilmeme ve gerçeklerle yüzleşilmedikçe olanları kavramak mümkün olmuyor. Hep sunulan algıların esiri olarak taklıp uçarsınız. Gerçekelri örtme amaçlı ve kuramları da içeriğini boşaltarak, anlatılanlar, adeta hep yanılsamaların oluşmasına yaramaktadır. Gerçekleri örtmek için kelime fetişizmi yapmak veya konuyu abartarak imajlaştırmak gibi tuhaf günceler oluşturulmaktadır. En normal anlaşılması gereken gelişme, gizletildiği ve anlamı dışında kulanıldığıdan, banbaşka abartılar la sonuca ulaşırız. En doğal sonuca sürpriz ifadesi ile başkalaştırma veya normal tavrı “kritik, çarpıcı” gibi imgelerle adeta banbaşka düşünce eksenine kaydırılmaktadır. Son Kıbrıs görüşmelerinden Amerikan başkanlık seçimlerine adeta gerçeklerden kopuk, başka anlamlarla yaratılan algıların, nasıl deyişken sonuçlarla karşılaşıp, yanılmaların da kökleştiğini birlike yaşadık. Kritik kritik denilip yine pek de fazla gelişme olmayan, “bitmez se çöker” le zaman gelince hiçbirşeyin olmadığı sonuçlar tekrar tekrar yaşanır. Amerikadaki normal seçimler sonucu iki adaydan birinin kazanmasına “sürpriz” imgesi konulup abartılması da düşünsel travmalar yaratmaya yetip artıyor. Kimse ne Kıbrıs sorununu, ne Türkiye direk etkisini gözetmeden, konulan kelimeler le fetişizimden imgeler yaratıyor. Helle son Amerikan seçimleri ile kısır probaganda altında en kötü seçme yarışındaki biten seçim sonuç açıklama şekli de düşünülmeye adaydır.

Bilgisizlik, algılarla düşünce oluşturma ve gerçekleri yok sayarak, güncel imgeler le fetişizim kavramları altında konuşmak, hep “yeniden” kelimesi ile hayal kırıklıklar oluşturulmaktadır. Tam tersi de oluyor. Yine Amerikan seçimlerinin bir öncesini anımsayın; Obama kazanınca “siyah derili kazandı, devrim oldu” gibi kelimeler yan yana gelip sonucu abartı. Peki klasik Amerikan gerçekleri yeniden yaşanıp da sonuca gelince ne oldu? Amerikanın yeniden malumu gerçekleşti. Oysa; Trump seçilirken ve Obama süreci tamamlanırken, kimse genel Obama deyerlendirmesi ile adlanılan, yanlış çıkan ve yapıldıysa doğrular hiç konuşulmadı! Oysa; “Devrimle” başlayan seçim galibiyeti sonucunun da yüzleşilerek ayni yanlışa düşmemek gerekirdi. Bunlar hep unutuldu. Tıpkı Kıbrıs sorunundaki gerçeklerin hiç konuşturulmak istenmeyip belekten sildirtilip, onun üstüne yine fetişizimli, abartılı imgelerle sorunun aktarılması gibi…..

Yeni Kıbrıs süreci konuşuluyor. Görüşmeler de yapılıyor. Ada dar gelip, İsviçre dağlarına dek görüşmeler taşındı. Kelimesel imgeler gayet mükemel! “Son fırsat* Senesonuna dek tamamlanmaz sa fırsat kaçırılır* Kritik aşamaya gelindi* Tam anlaşılmadı, ama önemli ilerleme kaydedildi”! Bunlar her görüşme sonrası tekrarlandı. Sanki 2 lider tüm yetkiler elinde ve toplumral da ayni eksende dönüyorlarmışcasına algılar gönderiliyor. Oysa örneğin bizde Sarayın hemen yanındaki koltuk oturan yöneticilerin banbaşka telden çaldıkları da görülüyor. Nedense herkesin bildiği temel söz söyleme Türkiyesine de dikat eden yokmuşcasına da gündem uçuşuyor.

Bu durumu 11 Kasım günü Kıbrıs eksenli coğrafyada yaşadık. Pehlivan Hüseyin ve şüraekası hem “senesonunda çözüm” bekliyor, hem de hiçbir yeri vermeyeceklerini ile Türkiyenin garantörlüğünden vazgeçmeyeceklerini haykırıyorlardı. Ayni anda Türkiye bildik yönetimi de Omorfonun verilmeyeceğini, garantörlükten vazgeçmeyeceklerini anlatıp “çözüm istediklerini” de anlatıyorlardı. Güneye hiç inmeye gerek yok. Yine uçuşan duyumlar ardından, son denilen görüşme yolunun devam edileceği kararı duyuldu. Tabi gidrek Erçakılaşan Burcu da bildik nameleri okudu. Şimdi İsviçre kavşağı kritikken, yeni krtikenler yolu oluşmaya devam ediyor. Ama herkes bildiği halde Türkiye olgusunu nedense Kıbrıs sorununa en can alıcı durumda koymuyor. Zaten olay öylesine boşaldı ki özellikle adına “barışçıl” diyenlerin ne istedikelri net olmaktan çoktan çıktı. Yuvarlak federasyon kelimesi de olmasa içerik sıfır olacak. Oysa karşı olanların enazından ayni sistemin devamı ve Türkiyeleşme yoluna devam gibi net işbrilikci hedefleri vardır. Arada işbirlikci güdük burjuvalarımız, “çözüm olursa para kazanacağız* Maraş açılırsa ihaleleri bizim mütahitler alsın” gibi önerilerle ne menem Kıbrıs istediklerini de ortaya seriyorlar. Kimse Kıbrıs insan hakları eksenini, özgürlükler gerçekleşmesini söylemiyor. Eskiden duyduyduğumuz bazı barışçıl talepler de silikleştirildi. Sadece “iki lirde cesaret verelim” demelin ötesine gidilemiyor. Bir de bolca ayni içi boş sloganlar da atılıyor….

Şimdi yeni Kıbrıs serüveni yoluna gidildi. Belli ki bazı çevrler kağos sürecini kulanıp, sıkışılma halinde hamle yapma fırsatı koluyor. Türkiye de bunları en net şekilde seslendiriyor. Öyle seslendiriyor ki “senesonda olmaz sa öteki planlar gündeme gelecek” gündemini de hazırlıyor. Ama senesonuna geldik ve hala önemli noktalarda netlik yok. Fakat kimse de masadan kaçıp “kaçtı” dedirtmek politikasına da düşmek istemiyor! Onca gelişmeler laflarında ise hala gelecek Kıbrıs resminin kendisi yok. Sadece kuzey Kıbrısda keskin ayrışmalarla oluşan bir farklılaşma oluştu. Tabi bu beklentilerin boş ve içeriğin kısır olmasından dolayı, resmen kamuoyu eskisi gibi de ilgilenmiyor! Bu aslında resmi siyasetin işbirlikcilikte hamle yapma ve resmi çizgiye çekme şansını da oluşturdu. Boşuna deyil Akıncı kendini destekleyenlerden çok, karşı olanların medya seçkisini yapıp açıklama yapıyor. Onları iknaya uğraşıyor. Tabi görüşlerine de yaklaşarak.

Böylesi bir karışıklıkla Kıbrıs görüşmeleri isviçrede de noktlanıp kritik çizgi aşılmadı. Yine belirsizlik ve 2 liderin açıklamaları var. Gerçekler ne olanlarla ortada nede Kıbrıs sornununun özüyle alakalı tartışılıyor. Helle kuramlar da karışık. Akıncıya göre hedef Beşli konferans, Anastasiyadise göre de Uluslar arası çok katılımlı toplantı! Bunda dahi ortaklık yok. Ama başta MOON durmadan senesonunu işaret ediyor..

İsviçre karı yağıp bizimkileri otelde görüştürürken, yeni görüşme ufkunu da işaret ederken, şimdilik bunları önümüzdeki günlere brakıp Amerikaya uğrayalım….

Daha önce de yazdım: ABD başkanlık seçimini, iki adaydan biri olan Trump kazandı. Bu seçimleri izleyen herkes adaylardan birinin kazanacağını biliyordu. Biraz biri, biraz ötekinin önde olarak norlal şekilde seçimin sonlanacağını kabulendi. Hat da şuda doğalaştı: ilk defa ABD adayları kötü olarak birbirne yakın olarak da simfgeleşti. Nitekim bayan Klintın resmen kendinin seçimi kaybederse, Trumpun daha tehlikeli olacağı probangandasına yöneldi. Bu dahi sürpriz denilen Trumpun olası olarak seçim sürecinde şansının artığını da gösteriyordu. Yine özellikle Demokrat tabana ısrarla seçime gidip Trumpun kazanmasına engel olması çağrısı yapılıyordu. Bu kadar net probagandalı seçimde neden se yine de sonuç çıkınca “sürpriz şekilde Trump kazandı” mahşetleri çekildi.

Silikleşen siyasetin, kriz çözemediği için artan derinleşme tehlikesi, yoksulaşma artışı ve yabancı göçünün yoğunlaşma sorunları sonunda seçenek olarak solun da olmamasıyla, resmen krizle faşizmin ve gericiliğin yükselmesine de neden oldu. Amerika zaten bunu Buşla resmen yükselti. Helle de Algır olayını unutanlar da olunca işler kolaylaştı. Nitekim Demokratlar öylesi bir aday çıkardı ki Cumhuriyetcilerden farkları yoktu. Sadece karanlığı hangi yola sokacak farkları vardı. Buda demokratları oy kulanmaktan soğuttu! Bu koşulu dahi okuyamayarak, abartılı Trumpu tatışırken korku piskolojisi damıtıldı.

Amerikaan yapısındaki sermaye gerçeği, yönetimdeki güçler denklemleri hiç konu yaptırılmadı. Zaten politik farklılıklar yerine, kişiselikler ve kötlükler öne çıkarıldı. Sonra da “sürpriz” kelimesi eklendi. Bildik gelen Amerikayı sürprizle karşılama kelimesi kondurtuldu. Madem hep Trump konuşuldu: ozaman Türkiye eksenli şu olguların etkisi olup olmayacağını tartışın:

Trump Türkiyenin önemli işadamı Doğan la ortak yatırımı var. Trumpun kazanması ile Erdoğanın Aydın Doğan üzerindeki baskı deyişecek mi? Tusiyat bu ilişkiyi kulanıp Türkiye devlet içi basıncını kulanacak mı? Öteki nokta: Trump çevresi özellikle Müslüman Kardeşleri de “Terör listesine” koyacaklarını söylediler! Peki; bu yapıyla haşırneşir olan AKP ilişkilerine etki yapackak mı? Türkiye devlet yapısı ile bölge politikasını iyi izleyenler için işte size önemli farklılık kayışına olanak verecek “eyer uygulanırsa” politika.

Peki siz; bu yazımla neyi anladınız? Halla İsviçre rüzgar dinlemekle meşkul olup sürpriz Trumptamı çakıldınız

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article