Hani hidrokarbonlar barış köprüsü olacaktı? – Ulus Irkad

yazarın tüm yazıları -->
"Bu Memleket Bizim" yayınları

Kıbrıs Cumhuriyeti daha 2000’li yılların başlarında Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’in etrafında önemli miktarda hidrokarbon yatağı olduğunu bildirdiğinde, birçok siyasi ve bilirkişi bu hidrokarbonların Kıbrıs’ta bir çözüm yolu olabileceğini de açıklamaya başlamıştı. Ne yazık ki gelişen zaman içinde bunun böyle olmadığı ve gittikçe, bilhassa Türkiye’nin de işe karışmasıyla işlerin karışmaya başladığı görülmeye başlandı. Şu anda gerçektir ki daha işin başındayken, 1980’li yılların başında Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Andlaşması imzalandığında, Türkiye ve ABD gibi ülkeler bu hukuk yasalarını imzalamadılar. Bu yasalar aslında denizler içindeki kıta sahanlıklarını belirlemekteydi. ABD’nin bir oranda, son seçimler sonrasında, hukuk yapısı güçlü olduğundan dolayı, Trump’ın sertlik politikalarını terkedeceği ve dünyada kendince bir yumuşama yaratacağı gerçektir. Ne yazık ki Birleşmiş Milletlerin Denizler Hukuku Andlaşması ve yasalarını imzalamayan Türkiye, günü geldiğinde kıta sahanlığını ve Kıbrıslıtürklerin hak ve menfaatlerini ortaya atarak hak iddia etmeye başladı. Bilirkişiler benzer sorunları da ortaya koyuyorlar. Mesela Japon Denizi’nde Çin,  en uzun kıyı ve en büyük ana karaya sahip olduğunu iddia etmekteydi ama bu böyle olmadı ve en uzun kıyıya sahip olsanız bile konsensüse açık kapı bırakıldı. Çin, sonuçta sorunları olan Japonya ile eşit bir şekilde paylaşımı kabul etti. Zaten denizler hukuku andlaşması, ülkeleri böyle anlaşmazlıklarda konsensüse çağırmakta ve olaya taraf ülkelerin bir araya  gelerek ortak bir noktada buluşmalarını istemektedir.

Türkiye, yazılanlara  ve de iddia edilenlere göre Doğu Akdeniz’de en fazla hakka sahip olduğunu öne sürüyor. Hidrokarbonlardan bu şekilde sertlikle elde ettiği paylarla yararlanmaya çalışıyor.  Hem Ege’de hem de Akdeniz’de en fazla hakkı olduğunu söylüyor. Ama bunun yanında, Doğu Akdeniz’de sadece Türkiye yaşamıyor. Lübnan, İsrail, Suriye,Filistin-Gazze ve de Mısır daha ileride Libya gibi ülkeler  de bulunuyordu.” Marmara Feribotu Olayı”ndan sonra, Türkiye İsrail’in güvenini artık kaybetti. İsrail’in kendi kıta sahanlığı açıklarında bulduğu Leviathan Bölgesi’ndeki hidrokarbonları, Karpaz Burnu  aracılığıyla  Türkiye’deki borulara taşıyacaklardı. Sonraları bunu Kıbrıs Cumhuriyeti şikayet etti ama teknolojik olarak bu borunuın Türkiye’ye gitmesi olasıydı.Türkiye’deki iç politik çatışmalar  ve anti-demokratik sistemi İsrail’le bu yakınlaşmayı ortadan kaldırınca, Türkiye İsrail’i de kaybetti ve İsrail bazı Arap ülkeleriyle birlikte şu anda Türkiye’nin en büyük rakibi. Önceleri İsrail’le Türkiye arasında bir işbirliği ve konsensüs oluşmasına rağmen, son zamanlarda Türkiye’nin daha da sertleşmesi ve de açıkça “Mavi Vatan” adlı bir doktrini yürürlüğe koymasıyla etrafında bir dost kalmamış, işbirliği yapacak bir ülke bulunmamaktadır. Kaldı ki bu ülkelerin birçoğu ile sadece denizde değil siyasal alanda da farklılıkları oluşmuş. Daha önce “Yurtta sulh, Dünyada sulh” adlı bir anlayışı veya politikayı dile getiren Türkiye şu anda artık sadece savaş politikalarını savunuyor. Bu politika içte yapılacak uluslararası yatırımları da bayağı etkilemekte.“Mavi Vatan” doktrini sonuçta eğer soruna bir çare bulunmazsa savaşı seçenek olarak sunmakta. İlk kurulduğu zamanlarda Atatürk’ün bu sloganını belki de utangaçça savunanlar şu anda güçlendiklerini hissederek açıkça savaşı seçenek olarak öne sürmektedirler. Kendi içindeki  liberalleri 2014’lü yıllardan sonra tasfiye eden RTE-AKP , şu anda Tek Adam Rejimi ile hem içte hem de dışta sertlik yanlısı… Doğu Akdeniz’de diğer güçlerin de tepkisiyle birçok yerde yenilgiye uğrayan Türkiye, maalesef bölgede birçok ülkenin biraraya  gelerek kendisine karşı müttefiklerin oluşmasına hizmet etmiş veya neden olmuştur. Düşman Arap ülkeleri (!), en büyük düşman sayılan İsrail bile Mısır ve Lübnan gibi ülkelerle bağlaşıklıklar kurarak, Türkiye’ nin karşısında bloklar oluşturmuşlardır. Onu da bırakın, bugün Suudi Arabistan gibi bir ülke, Yunan Adalarında Türkiye’ye karşı silahlı üsler kurarak bu bloklaşmada yerini almıştır.

Türkiye, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve dünyadaki çatışmacı politikalarını terketmeli, dünya uluslararası mahalli sorunlarında bitaraf kalmalı, bölgedeki ülkelerde barışın ve huzurun tecelli etmesi için barışçı politikaları tercih etmelidir. Türkiye’nin kırılgan ekonomisi bu kadar çatışmacı bir yayılmayı ve sorunlu bir sertlik politikasını taşıyamaz.

Gerçekler Türkiye’nin rasyonel politikalara ve barışçı bir trende yönelmesini getiriyor. Yaşanan sorunlar da hem kendi içindeki hem de dıştaki yanlış politikaların eseridir.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,157TakipçilerTakip Et
58AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları