Hafta sonu esintilerinden önemli birkaçı – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->

Pandemi nedeniyle epey yabancılaşma yaşıyoruz. Son sokağa çıkma yasağı ile de iyice eve bağlandık. İlgisi olan veya meraklı hal bakımından araştırma yapma, belirli alanda genişleme fırsatı da çaktırmadan oluşuyor. Pandemide insanlar biraz çaresiz yaşarken, yönetimlerin de algı korku oyunlarıyla fırsatı kulandığı da kesin. Son günlerin sokağa çıkma yasağı ile geçmesi, hangi günde olduğumuzu da unutma kolaylığı da getirdi. Tüm bunlar bir yana, yeni haftaya girdik. Hafta sonu etrafı izlerken de önemli gelişmeler yaşandı. Bunların çoğunun eminim farkında dahi olmayan oldukça kabarıktır. Bunları da hesaplayarak, geride braaktığımız ve hafta sonu yellerinden bazı önemli akılda kalması gereken gelişme olanaklar ölçüsünde yazmaya uğraşacam.****

Hafta sonu dünyasında hukuk oldukça gündemleşti. Uluslararası Ceza Mahkemesinin israilin işkal etiği Filistin topraklarındaki, avaş suçlarına bakacağını açıklaması, oldukça yankı getirdi. Başta ABD ve İsrail devletelri memnun olmadılar. Bu açılım öteki işkal edenler için emsal olma örneği ise işin bazılarına daha taşındığı halde dokunma şansını da işaret etmektedir. Bakalım nasıl işleyecek…

Bu daha pratikteki sonuçları belli olmadan geçerken, Fransada yargı başka ilkleri anımsatacak karar verdi. Dört sivil örgütün açtığı davada mahkeme Fransayı iklim deyişimi ve çevre konusunda gereken tetbirleri almadığı için suçladı. Emisyon gibi alması gereken tetbirleri almamasını yasalara aykırı buldu. İlk defa Kamu Tüzel kişilikli bir karar alınması ve Fransa gibi develtin suçlanması da hukuki bakımından oldukça ilerde ses getirme olasılığına sahiptir. Tabi, bunları yazarken, örneğin tam tersi, Türkiyede babzen suç olmayan konuda dahi insanları tutuklayıp senelerce mahkemede yargılatmayarak cezalandırma şekileri de bulunuyor. Boğaziçi ünüversiteli öğrencilerinin başına gelen budur. Söyledikleri suç olsa da yargıtda içeriğe düşmeyecekleri kesin ken bunların göz altıyla tutuklanması, hukukun öteki yüzü olarak da örnekleşiyor.****

Yine bizi de ilgilendirmesi gereken birbaşka gelişme de Lipyadan geldi. Önceki yazılarımda Libyadaki gelişmeleri belirtirken: “gelinen aşama, yeni geçici konsey oluşturma” olduğunu belirtim. Nitekim, geçen hafta sonuna doğru Libyada yapılan tipik karşılıklı kesimlerin temsilcilerle yapılan geçici yönetim belirlendi. AB ve B:M. Kontrolunda Libya karmaşasıyla birlikte geçici yönetime de geldi. Şimdi, senenin sonuna doğru seçimler le yeni Libya yönetimi belirlenecektir.

Konseydeki en ilginç ortak nokta, eski yöneticilerin olmaması, seçilenlerin tek deyil birkaç yönlü ilişkileri olmasıdır. Beklenen en önemli durum, seçimlere kadar fazla alınan kararlara deyinmemektir. Örneğin, Türkiyenin B.M. kararlarıyla da Libyadan hem askerini hem de cihatçılarını çekme kararı, seçimler sonrasına dek ertelenme olasılığı var.*****

Hafta sonu Avrupa kentleri başta olmak üzere yine gösteriler vardı. Özellikle ünüversitelerde protesto ve destek eylemleri yapıldı. Fransadan Almanyaya, ispanyadan  Amerikaya birçok ünüversitede Boğaziçi ünüversiteli öğrencilerle dayanışma eylemleri yapıldı. Elbet, ünüversite adası K. Kıbrısta bu konuda Avrupa gazetesi dışında ön sayfalarda bu bilgileri görmek mümkün deyildi. Sanki, Boğaziçi yıldızlarda kurulan önemli ünvüersitedir!

Bir başka konuyla alakalı gelişme de Türkiyede konuyla ilgili iki mektubun dolaşıp tartışılmasıydı. Boğaziçi öğrencileri Erdoğana açık mektup yazdı. Talapleriyle nasıl demokatik duruş olduğunun adeta aynası gibi döktürüldü. Buna karşın, ünlü mafyacı, faşist kıyımlı Çakıcı da Boğaziçi atanan kayuma istifa etmemesini vurgulayan mektup yayınladı. Ne tuhaf, eskiden Alayedin Çakıcı faşist katliyamlar, mafya tipi olaylarda duyulurken yine etiket olarak devlet kişiliğini kulanıyordu. Boşuna dyeildi; Bahçeli Erdoğanla anlaşıp onca suçsuz insan içerde yatarken, Çakıcı eksenli af çıkarmaları elbet anlamlıydı. Neticesi malum. Kendince devlete karşı denilip demokratik taleplere karşı develtci duruşla Çakıcı yeniden piyasada yerini aldı.*****

Konu yine Boğaziçine geldiğine göre şu önemli noktayı da belirtmeden olmaz: Türkiyede AKP rejimi veya tek adam Erdoğan kararlarında Kayum ilk deyildi. Hadi belediyeleri braktık, K. Kıbrıstaki durumu da milli deyip görmezden gelelim…. Ünüversitelere de direk atama da ilk deyildir. Verilen sayılara göre 21 cıvarında atama yapıldı. Ses seda pek olmadı. Muhalefet de bazen kendine dokununca biraz “mırıldandı” okadar. Boğaziçinin önemi ilk atama olması deyil, konuya karşı öğrencilerden hocalalrına ünüversite kesiminin karşı çıkmasıydı. Hadi bu da normal gibi dursa da Türkiye gibi devletelrde normal deyildi! Nitekim, kulanılan polis saldırganlığından tutun, medyalardaki saldırılar, küfürler hepsi cabadan sarfedildi.

Bu yetmezmiş gibi peşinden başka işler de oldu. Sonuçta Erdoğan “teröristler, Soylu sapkınlar” diyecek derecede suçlamalarla olaya saldırdılar. Tutuklama şekileri de başka bir rezalet. Böylesi tepkilerin de beraberinde destekleri getirmesi de normaldı. Öyle de oldu. Bir de şöyle gerçekler var: Türkiyedeki muhalif partiler olayı geçiştirmeyle resmi idolojik kısgacında kaldılar.

Bir örnek verecem: Devletin yalan propagandasına takılıp hemen “kutsal deyerler, provakasyona gelmeyin, aylelere uyarı” çağrıları yayınladılar. Devlet kutsalıkları muhavazakarlaşma çenberinde hala muhaliflik yapmanın silikliğine devam denildi. Nedense, onca sert saldırılara ve uyduruk haberlere karşın, söylenen ve kanıtlanmayan kutsalık imgesine hemen bu deyerler eksenine gelmek, muhaliflerin neden seçenek olamadıkalrının önemli yeni kanıtı olarak tarihe kazıldı.

Boğaziçi ünüversite olayındaki önem, dıştan atanan, ünvanındaki bazı olgular, yapının kendi ilkeleriyle birlikte basit görünecek istirazın, nasıl kutsal devlet küfretme suçlamasına döndüğünün örneklemi oldu. Daha önceleri, benzeri atamalarda ayni itirazları yaşamadık. Sahte diplomalı atananlar veya onlara uygun zemin yaratılıp oluşturulan görevlendirmelerde böylesi kurumsal itiraz yapılmadı. Şimdi sorsam, kaç ünüversitedeki atanmışı biliyorsunuz, eminim yanıt pek gelmez. Oysa ilahatcının hukuka tıp faakültelerine ünvanını taşımayanalrın görevlendirme bilgileri bazen şöylesine konuşulup kısa haber şekilde geçildi. Kayum mu: bu konuda eyer başlanan Diyarbakır gibi peşpeşe uygulanan yerleşimlerde gereken itiraz yapılsaydı şimdi Boğaziçindeki duruma gelinmezdi. Boğaziçi ünüversite itirazına bakarsanız, gayet doğal tepkidir. Fakat, kurumlar arası kuvetlar ayrımı ve dekokratik yapı olsaydı. Oysa, Tek adam atıyor ve alakası da sadece aday adayı olma yönüyle yandaşlama seçkiydi. Üstelik, sıkılmadan hem teröristler deniliyor hem de “yüreğiniz söyliyorsa, bana istifa et deyin” gibi kahve konuşmasını bile aşan sözler harcanıyor. Tüm bunlar tek noktada birleşiyor: sadece ünüversite ataması deyil, Türkiye develtinin geldiği aşamadır. Atama, baskı, tutuklama ve medya probagandası toplam devletin kurumsal davranışı olarak uygulandı. Öğrenciler ise basit itirazları dışında pek bir şey yapmamalarına rarğmen, nereye gidileceği belli olmayan tutuklamalarla süreç devam etirilmektedir.

- Advertisement -
- Advertisement -

Diğer yazıları

5,982BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,079TakipçilerTakip Et
34AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları