GÜLEN CEMAATİ VE CEMAAT RÜYASININ YANLIŞLIKLARI – ALİ SARITEPE

Must read

Türkiye toplum hayatının bir gerçeği olan bu cemaat, ülkedeki anlamaları ve bunlara vermeye çalıştığı biçimler yanında, uluslar arası faaliyetlerinde  yaptıklarıyla da, rüyasına enternasyonal bir karakter kazandırmaya çalışmaktadır.

Gülen cemaati bugün sadece bir cemaat değildir. O, uluslar arası sermayenin de güvenini kazanmış ve kendisinin de bugün anlaşılmasında; sermayeden ilişkilendirilmeden adlandırılmayacak/algılanamayacak bir konumu itibari ile siyasi hayatta olduğu gibi, ekonomik hayatta da önemli bir aktördür.

Siyasetteki yapılanmasını devlet örgütlenmesine taşıyacak kadar güçlü olan bu yapı; Türkiye sorunlarını çözme noktasında tıkayıcı bir konuma gelmiş bulunmaktadır.

12 Eylül 1980 darbesinden temizlendirilen bu hareket, o dönemde bu darbenin meşru olduğunu topluma taşımaya çalışırken, bugün, devletin yeniden yapılandırılmasında projesini uygulayıcı bir konumdadır.

Siyasette dini söylemleri ifade etmesine rağmen, daha yakından bakıldığında bunun aslında Türkleştirmeyi sağlamanın örtüsü konumunda olduğudur. Türkiye nüfus coğrafyasının etnik çeşitliliğinin asimile edilmesinde Diyanetin yaptığını; Gülen cemaati bayrak yarışı misali bugün kendisi yapmaktadır. Sorunlara çözümüm vardır güzellemesiyle etnik, dini/mezhebi asimilasyonunda önemli bir uygulayıcı konumunda olmak durumundadır.

Onun bu güçlü hali; geçmişte Türki Cumhuriyetlerde ve diğer Müslüman nüfus coğrafyasında açmış olduğu okullarla, onun aynı zamanda misyoner bir örgüt/yapı olduğunu ve bunu yaparken de devlet ve sermaye hattında da desteğe mazhar olduğu artık bir aleniyattır.

Varmış olduğu güç; yaratmış olduğu ilişkiler noktasında Türkçe Olimpiyatları düzenleyebilecek kadar asimilasyoncu yanının pervasızlığını sergileyebilmektedir. Farklı dillerin, kültürlerin ülkesinden insanlarla Türkçe faaliyetler ve kültürler etkinliği yaparak yapının aynı zamanda Türkçü Emperyal karakterlerini de gözler önüne sermiş bulunmaktadır.

Çeşitli gerekçeler öne sürerek bilinen mekanında ikamet eden cemaat önderi, bu haliyle de dikkate alınması gerekmektedir.

ABD emperyalizminin Türki Cumhuriyetler ve Müslüman nüfuslu devletlerde çıkarlarının olgunlaştırılmasında ve korumasında bereketli bir yeşil saha olduğudur.

Bir dilin kullanımının en doğru hali  o dili kullanan halkın sorunu iken ve o dili ve o dilin edebiyatını ancak kullanan halkın gerçekleştirebileceği orta yerde çırılçıplak durması bir gerçeklilik halidir. Ana dili, kültürü, edebiyatı farklı olan toplumlar manzumesine bu kültürü içselleştirecek kadar programlaştırmak ve etkinlikler düzeyine çıkarmak ulusçu/Türkçü anlayışın bir ifadesidir.

Durumun vahametini anlayabilmek için soruna tersinden bakmak çok aydınlatıcı olacaktır.

Düşünün ki; bir başka din/mezhep ve bir başka dil savunucuları/yapılanmaları kalkıp Türkiye’de okul açsınlar ve geldikleri yerin dil ve kültürü üzerinden yapsınlar. Kendi lisanları üzerinden olimpiyatlar düzenlesinler ve düzenleme o lisanı en iyi kullanımı ve kültürel akışını işlesinler.

Bize ait olmayan değerlerin bu derece içselleştirilmeye çalışılması, bizi dil ve kültür olarak asimilasyona uğratmak olmuyor mu.

Dolayısıyla:

Dolayısıyla ümmetçi karakteri olan din; Gülen ve cemaati olarak İslami-mezhebi olarak tutum almasıyla var olan yanlış anlayışı devam ettirmektedir. Dini/mezhebi anlayışını etnik yapıların asimilasyonuna harç olarak kullanmakla dine/İslam’a etnik karakter yükleyerek ırkçı bir anlayış sergilenmektedir.

Semavi dinleri ümmetçi karakterinden koparıp, etnik karaktere kullanmak; onda var olan hoş görme halini yok etmeyi de beraberinde getirir.

Bu da dinlere, etnisiteler üzerinden anlam kazandırmak olur.

 

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article