Feminizmin Önemi Üzerine… – Özgür Gençalp

Must read

Anlamak zor bir şey değil aslında; eğer anlamaya açıksanız. Fakat anlamak istemenyene bir şeyleri anlatmak, anlamak isteyene anlatmak kadar kolay değildir. En baştan anlaşalım; ‘ben değişime açık değilim, sabit fikirli bir insanım, benim duyduklarım, gördüklerim, her zaman  gözümde en önemli yerdedir ve değişime açık bir insan değilim’ gibi düşüncelere sahipseniz şimdi elinizdekini kapatın ve aldığınız yere koyun.

Birkaç insan var epeyi zamandır etrafımızda bir şeyler diyorlar, isyan ediyorlar, “kadının bedeni” diyorlar, “hak diyorlar”, “eziliyoruz” diyorlar, “seks köleliğine son” diyorlar, peki ya neden? Bu insanlar neye isyan ediyor? Neden bu insanları çoğu kişi dikkatlice dinlemiyor? Neden dinleyenlerden bazıları gülüp geçiyor? Onlar, “erkek düşmanı” değil mi? Hepsinin eline birer kaşık su ver bir de erkek ver hemen boğarlar, öyle mi? Anlayacağınız dilden söyleyelim -neden bu “bayanları” “adam gibi” dinlemiyorlar? ‘‘Kadın gibi’’ dinlersen zaten bir şey olmaz değil mi? Kulakları tıkalı zaten bütün kadınların, her işin en iyisini erkek yapar. Adam gibi oturulur, adam gibi konuşulur, adam gibi hareket edilir, adam gibi iş yapılır  vesaire. Kısacası ‘adam gibi’ olmayan-yapılmayanlar işe yaramazdır, ‘garı gibi’ yapılan her eylem olumsuzdur. Garı gibi ağlanır, garı gibi ev temizlenir, garı gibi yemek pişirilir, garı gibi çocuk bakılır. Bu işleri zaten hep o “bayanlar” yapar. Erkek adam hiç ev temizler mi, çamaşır yıkar mı, ütü yapar mı? Nerde görülmüş ki. Biz erkeklerin yapması gereken sabah işe gitmek akşamüstü eve gelmek, geldiğimizde sofrayı hazır bulup yemek yemek, sofra hazır değilse de sorumlusunu cezalandırmak, sonra ayaklarımızı üst üste atıp kaşına kaşına televizyon izlemek, kahveye gitmek, politik bilince sahip olanlarımız ya kitap okur ya da bir partiye gider siyasete dâhil olur. Peki, biz bunları yaparken kadınlardan ne yapmalarını bekleriz? Bizim kirli donlarımızı yıkayıp, kurutup ütülemelerini, evi temizlemelerini, az önce yediğimiz yemeğin tabağını masadan kaldırıp masayı silmelerini(…) Güldüğü zaman biraz ilgilendiğimiz çocuğumuz var ya, işte o ağladığı zaman onu susturmaya çalışmalarını, ergenliğe girmiş oğlunun pisliklerini temizlemelerini, evin tozları var ya hani bizim dikkatimizi çekmeyen işte onları silmesini… Yarın ne pişireceklerini düşünmelerini, sonra onu pişirmesini, yemek geç olduysa ya da tuzu az geldiyse laf işitmeyi hakettiklerini. İşte bunlar bizim kadınlarımızdan beklentilerimiz. Bizi büyüten kadına çamaşırımızı bir gün geç yıkadı diye bağırıp çağırdığımız için, kendi genlerimizden oluşan o küçük kıza erkek arkadaşı var diye, eve beş dakika geç geldi diye ve benzeri saçma sebeplerden türlü fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığımız için, aferin bize.

Hemcinslerim, sizce de çok fazla olmadık mı? Üstelik bahsettiklerim yalnızca kadınlara karşı yaptığımız hakaretlerden, onlara karşı işlenen suçlardan sadece bir kaçı. Peki ya diğer ötekileştirdiklerimize karşı işlediğimiz suçlar? Peki LGBTQ ilişki yaşayan bireyler? Bu da neyin nesi? ‘Puşt’ gibi, ‘ibne’ gibi bir birinize karşı en sık kullandığınız hakaretlerin hedefi erkeklerin de içinde olduğu insanlar. Hakaret bunlar öyle mi? Peki ya gerçekleri böyle olanlar? Bununla yüzleşebiliyor musunuz? Herkes sadece karşı cinse mi ilgimi duymak zorunda? Herkes aynı mı olmak zorunda? Farklılıklarımız zenginliğimiz değil mi? Bir insan kendi cinsine yakınlık hissetmesi ‘çok ayıp’, ‘doğa dışı’, hakaret malzemesi, öyle mi? İçinizden geçiyordur, ‘sen de mi geysin?’ diye, ne de olsa bu LGBTQ haklarını savunmak bir heteroseksüelin işi değil, bu iş biseksüeller, lezbiyenler, geyler, transseksüeller ve diğerlerinin işi öyle mi? Haklı değilsiniz arkadaşlarım. Hem de hiç haklı değilsiniz. Nasıl ki Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da çocuklar bombalarla ölüyorsa ve biz Afgan veya Arap olmadığımız halde sesimizi çıkarıyorsak, bu konulara da sesimizi çıkarmalıyız. Dünyanın her neresinde olursa olsun bir haksızlık varsa ve biz bunu biliyorsak ve en azından sesimizi çıkarmazsak, zarar görenlere destek belirtmezsek, biz de ezen kadar ezileni ezmiş oluruz. Susmamalı aslında hiç kimse. Kimsenin sevmek hakkı kısıtlanmamalı. Gözünüzü açın artık, dünyada tek değilsiniz. Kimse tek değil, tek ırk yok, tek cinsiyet yok, tek cinsellik yok, tek kültür yok, tek bayrak yok. Yok, çünkü dünyada tek insan yok.

Hele biz solcular, açık fikirliyiz öyle mi? Hümanistiz öyle mi? Hümanizm zaten bütün insanları kapsayan bir yaklaşım bu yüzden feminizme gerek mi var? Zaten hümanistsen kadın erkek eşitliğini savunuyorsundur. Açık açık söyleyeyim, ben de kendimi humanist addediyordum. Ta ki annemi bir köle olarak, bir temizlikçi olarak kullandığımı görene ve değişmeye başlamam gerektiğinin farkına varana kadar.

Dünyada her kime olursa olsun bir haksızlık yapıldığında bize yapılmışçasına ortalığı ayağa kaldıran biz solcular, bizim haksızlık yaptığımız kadınları göremez olduk, en yakınımızı annemize, eşimize, kızımıza karşı yaptığımız haksızlıklar karşısında at gözlüklerimizi takar olduk. Hiç birimiz bir gün eşimize bugün de sen otur televizyon gör ütüyü ben yaparım demedik, hiç birimizi kızımıza bu gece saat 3’e kadar eve gelmeyebilirsin ama erkek kardeşin sokak lambaları yanınca evde olacak demedik. Kaçımız eşiyle, annesiyle ev işlerini paylaşıyor? Kaçımız kendi pisliğini kendi temizliyor? Terzi kendi söküğünü dikemez misali, solcu kendi sebebiyet verdiği eşitsizlikleri göremiyor mu?

Kaçımız bütün bunların farkında? Farkında olamayacak kadar körmüşüz. Fakat bu tamamen bizim suçumuz değil, bu toplumsal öğretinin suçu. Ancak, eğer şimdi bu konuda gözünüzü açmak için etrafınızda çaba gösteren insanlar varsa, farkındaysanız ve yine değişmiyorsanız ya da bilinçlenmek için çaba sarf etmiyorsanız, kusura bakmayın ama bu şimdi sizin suçunuz olmaya başlar. Unutmayın toplumsal evriminin temeli ailede yatar, evrim olmadan da devrim olmaz.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article