Farklı boyutlarıyla Kıbrıs – Hayri Kozanoğlu

Must read

Hayri Kozanoğlu – Birgün Gazetesi

Bildiğiniz gibi Avrupa Birliği’nin (AB), daha doğrusu avro bölgesinin son baş ağrısı Kıbrıs Cumhuriyeti, bizdeki söylenişiyle Güney Kıbrıs. AB’nin binde 2’si büyüklüğünde bir ekonomiden söz ediyoruz. Madalyonun bir yüzünden bakılırsa, yıllık üretimi 17.9 milyar avroluk bir ülkenin bankacılık kesimini kurtarmak için 17 milyar avro gerekiyor. Diğer bir ifadeyle Kıbrıs batmış durumda. Madalyonun öteki yüzünden bakılırsa, madem Kıbrıs üzerinden tüm AB projesi sorgulanıyor, faturayı ödeyip de sükuneti sağlamak hiç de zor değil. Bu kara günler için hazırlanan Avrupa İstikrar Mekanizması fonunda 17 milyar avroyu karşılayacak “cephanelik” fazlasıyla mevcut.

İsterseniz oldukça dolambaçlı Kıbrıs fenomenini farklı boyutlarıyla mercek altına alalım:

-Kıbrıs Lübnan’daki iç savaşın ardından Doğu Akdeniz’in finans merkezi olarak Beyrut’un tahtına oturdu. Kıbrıs Rum topluluğunun, İngiliz yönetiminden miras kalan, Londra’yla yakın ilişkisiyle pekişen bu misyona uygun bir altyapısı bulunuyor. Çok sayıda akıcı İngilizce konuşan; bankacılık,  hukuk, muhasebe alanlarında pişmiş işgücü onlara önemli bir avantaj sağlıyor.

-Kıbrıs’ın 1974 sonrası fiilen bölünmesinin ardından Güney tarafı kalkınma stratejisini tamamen turizm sektörüne odaklamış, sanayileşme hedefi tamamen terk edilmişti. AB süreciyle birlikte Kıbrıs’ın kendini bir vergi cenneti olarak konumlandırması, tüm dünyadaki düşük faiz-bol likidite ortamı, emlak sektörünü de kamçıladı. Kıbrıs’ta da şişkin emlak fiyatları, aşırı konut arzı kriz ortamında bir sorun kaynağına dönüştü.

-Yabancı yatırımlara yüzde 10 düşük faiz uygulanması, mevduatlara çok yüksek faiz ödenmesi Kıbrıs’ı bir cazibe merkezi haline getirdi. Aynı zamanda bugün faturası ödenen risklerin de tohumlarını attı. Küresel kriz sonrası, G-20 toplantılarında “Vergi cennetlerini denetim altına alacağız” vaatlerinin tutulmamasıyla Kıbrıs göz göre-göre felakete sürüklendi.

-Peki Kıbrıs’ı özgün kılan ne? Öncelikle finans sistemi GSMH’nın tam 8 katı büyüklükte. Sadece bu kritere bakılırsa Lüksemburg, Malta daha da riskli konumda; İrlanda ise Kıbrıs’ın hemen ardında bulunuyor. Buna karşın Kıbrıs bankalarının bilanço yapısı riskleri katlıyor. Yunanistan kamu kağıtlarının fiyatlarının düşmesi, faizlerinin sıçraması büyük zararlar doğurdu. Özellikle geçtiğimiz yılki “saç trası” operasyonu Kıbrıs bankalarına pahalıya mal oldu. Yunan şirketlerine açılan kredilerin kayda değer bir kısmının geri dönmemesi de krizi fitilledi. Mevduatlar içinde AB dışı yabancıların, özellikle Rusların ağırlığı, Brüksel’in elini cebine atmakta isteksiz davranmasının başlıca nedeni. Tüm bu faktörlerin bileşik etkisi krizi fitilledi.

-İster Ruslar, ister Batılılar “kaşarlanmış” büyük yatırımcıların yaklaşan kasırgayı görüp mevduatlarını çekmeleri tüm faturanın “mahsur kalan”  tasarruf sahiplerinin sırtına binmesine neden oldu.

-Troyka 10 milyar dolarlık kurtarma paketini, ancak geri kalan zararın mevduatlara vergi konarak karşılanması halinde uygulamaya koyacağını açıkladı. Kıbrıs’ın iki büyük bankası üzerinde yapılan araştırma, enkazın boyutlarını ortaya koydu; her iki banka da çoktan batmış, hissedarların tüm varlıkları sıfırlanmıştı. Aynı şekilde her ikisinin de mevduat dışı borçlarını ödemelerine olanak kalmamıştı. Gelelim mevduatlara; Cumhurbaşkanlığı görevine yeni başlayan sağcı Anastisiadis kendi sınıf tercihlerinin etkisiyle ancak 100.000 avronun altında bulunan sigortalı mevduatlara yüzde 6.75 vergi uygulanması halinde, büyük mevduatların bir kısmının kurtarılabileceğini hesapladı. Bankalarda parası bulunan sade yurttaşların büyük tepkisiyle bu gaddar tercih iptal edildi. Zaten AB’nin kutsal kabul ettiği küçük mevduatların sigortalanması vaadine de aykırıydı böyle bir tasarruf. Bu kez de ikinci büyük banka Laiki’deki 100.000 avronun üzerindeki mevduatların tamamen buharlaştığı gerçeğiyle yüzleşildi. Kıbrıs Bankası’ndaki benzer mevduatların ise, yüzde 60’a kadarlık kısmının batmış olabileceği ortaya çıktı.

-Troyka’nın taahhüt ettiği paralar, sadece ve sadece kamu borçlarının ödenmesinde ve bütçe açıklarının finansmanında kullanılabilecek. Aslında Kıbrıs’ın kamu borçları GSMH’nın yüzde 65’iyle, avro bölgesi ortalaması yüzde 88’in oldukça altında. Önümüzdeki yıl, önemli bir istihdam kapısı finans sektörünün tasfiyesi ve emlak fiyatlarının da düşüşüyle ekonominin hızla daralması bekleniyor. Kıbrıslıların kara kaşına, kara gözüne değil, kamu borçlarının ödenmesindeki olası bir aksamanın yaratacağı “bulaşma etkisine” önlem olarak yardım eli uzatılıyor.

-İrlanda’da alacaklılar büyük ölçüde Batı bankaları olduğu için vergi mükellefi sade vatandaşların cebinden finans sistemi kurtarılmıştı. Kıbrıs’a aynı reçete uygulanmadı, aralarında Putin’in bile bulunduğu şayiası yayılan mevduat sahiplerine bedel ödetildi. Operasyonu yöneten Eurogroup’un çiçeği burnunda dönem başkanı Hollanda Maliye Bakanı’nın, “Kıbrıs tarifesi başka ülkelere de örnek oluşturmalı” mealindeki açıklamaları Brüksel’de büyük infial yarattı. Çünkü paniğe kapılan mevduat sahiplerinin İtalya, İspanya bankalarına hücum etmesi, tüm avro sistemini çökertebilirdi. Bakan sözünü geri aldı, şimdilik  panik havası atlatıldı. Ama Kıbrıs “öncü sarsıntısını”  başka bir ülkenin izleyeceğini, önümüzdeki ayların daha büyük bir depreme sahne olacağını tahmin etmek için müneccim olmak gerekmiyor. Zaten Slovenya’nın topun ağzında bulunduğu telaffuz edilmeye başlandı bile.

-Kıbrıs “ekonomik mucizesi” reel ücretler artmadan, yurttaşları borçlandırarak talebi uyarmaya dayanan “finansallaşma” madrabazlığıyla yaratılmıştı. Önümüzdeki dönemde harcamalar iyice kısılacak, düşen emlak fiyatlarının etkisiyle kötümserlik havası yaygınlaşacak, işsizlik sıçrayacak, ekonomi hızla daralacak. Aslında oldukça aşina olduğumuz bir senaryo bu. Kıbrıs’ın tek umudu ise, ülkenin güneyinde keşfedilen doğal gaz yataklarının harekete geçirilmesi. Bu potansiyel servetten Kuzey Kıbrıslıların hak iddia etmelerinden “doğal” bir şey olamaz. Uzmanlar doğal gazın Ceyhan üzerinden Avrupa’ya sevkinin en etkin yöntem olduğunun altını çiziyorlar. Önümüzdeki günlerde Kıbrıs’ta da bir barışma, yakınlaşma, çözüm ortamı doğarsa tabii ki iyi olur. Yeter ki İsrail ile dostluk köprüleri kurulmasına benzer, “Yeni Ortadoğu Düzeni” kapsamında Suriye’ye, Irak’a, Lübnan’a yaşatılacak acılar pahasına kurulacak bir ittifak gündeme gelmesin.

Umudumuz ancak, güneyiyle Arap coğrafyasıyla her daim dostane ilişkiler geliştirmiş Güney Kıbrıs’ın kuzeyiyle de kendi iradesiyle, AB-ABD’nin şantajlarına boyun eğmeden dostluk köprüleri kurması olabilir…

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article